Alıntı:
İhsan Sıddık´isimli üyeden Alıntı
|
Ne diyebilirim, buyurun siz söyleyin...
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا
145-Şübhesiz münafıklar cehennemin en aşağı tabakasındadırlar. Kaabil değil, onları (kurtarmıya) bir yardım edici de bulamazsın.
inne : muhakkak el munâfikîne: münâfıklar fî ed derki: tabakasında el esfeli: en aşağı min en nâri: ateşten, ateşin ve: ve len tecide: bulamazsın lehum: onlara, onlar içi nasîran: yardımcı
إِلاَّ الَّذِينَ تَابُواْ وَأَصْلَحُواْ وَاعْتَصَمُواْ بِاللّهِ وَأَخْلَصُواْ دِينَهُمْ لِلّهِ فَأُوْلَئِكَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّهُ الْمُؤْمِنِينَ أَجْرًا عَظِيمًا
146-Ancak tövbe edip hallerini düzeltenler ve Allah’a sımsıkı sarılanlar ve bütün samimiyetleriyle sırf Allah’a itaat edenler müstesna. İşte bunlar müminlerle beraberdir. Allah müminlere de büyük mükâfat verecektir.
illâ: hariç ellezîne: onlar, olanlar tâbû: tövbe ettiler ve aslehû: ve nefsini ıslâh ettiler, nefs tezkiyesi yaptılar ve ı'tesamû: ve tutunup sarıldılar bi allâhi: Allah'a ve ahlesû: ve halis kıldılar dîne-hum: onların dînleri, dînleri li allâhi: Allah'a, Allah için fe: işte ulâike: işte onlar mea: beraber el mu'minîne: mü'minler ve sevfe: ve yakında yu'ti: verecek allâhu: Allah el mu'minîne: mü'minler ecren: ecr, karşılık, mükâfat azîmen: azîm, büyük
مَّا يَفْعَلُ اللّهُ بِعَذَابِكُمْ إِن شَكَرْتُمْ وَآمَنتُمْ وَكَانَ اللّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا
147-Siz şükredip iman ettikten sonra Allah ne diye sizi cezalandırsın ki? Allah şükredenlerin mükâfatlarını bol bol verir ve her şeyi hakkıyla bilir.
mâ yef'alu: yapmaz, olmaz allâhu: Allah bi azâbi-kum: sizi azaplandırması in: eğer şekertum: siz şükrettiniz ve âmentum: ve îmân ettiniz, âmenû oldunuz ve kâne: ve oldu, idi, ...dır allâhu: Allah şâkiran: şükredilen, şükrün karşılığını veren alîmen: en iyi bilen