Konu Kapatılmıştır
Seçenekler
Okunmamış 17.12.09, 03:56 PM   #1
Ezhâr
Guest
 
Ezhâr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Arrow Bahauddin Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin Hayatı


forumankebut.net - Bahauddin Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin Hayatı
ŞÂH-I NAKŞIBEND MUHAMMED BAHÂEDDİN RH.A HAZRETLERİ



Hâce Muhammed b. Muhammed el-Buhârî (ö. 791/1389) Nakşibendiyye tarikatının kurucusu.

718'de (1318) Buhara yakınlarında daha sonra Kasr-ı Ârifân adını alacak olan Kasr-ı Hindûvân köyünde doğdu. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]) Bahâeddin Hazretleri uzunca boylu, buğday benizli, büyükçe sakallı, güler yüzlüydü. Boynu nur gibi parlar, herkesi istikamete zorlar ve cümlenin irşâdını kollardı. Zâhiren halk, bâtınen Hak ileydi. Müridlerine aid huccet almıştı. Neseben seyyiddi. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...])


Bahâeddin Hazretleri üç günlük bebek iken o sırada doğduğu köyde bulunan dedesinin mürşidi Baba Muhammed Semmâsî tarafından manevî evlât olarak kabul edildi. Semmâsî, beraberinde bulunan müridi Emîr Külâl'i Bahâeddin Hazretleri'nin tasavvuf terbiyesi için görevlendirdi. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...])


Bahâeddin Hazretleri, onsekiz yaşında iken, ailesi kendisini evlendirmeyi, evlenirken Baba Muhammed Semmâsî'nin de hazır bulunmasını arzu ettiklerini söyleyerek Semmas'a gönderdiler. Orada bir müddet Semmâsî Hazretleri'nin hizmetinde bulundu.

Semmâsî'nin vefatından sonra Emir Külal, Kasr-ı Ârifân'a gelerek Semmâsî'nin vasiyetini hatırlattı ve memleketi Nesef'e döndü. Nakşıbed Hazretleri uzun yıllar, Nesef'e giderek Emir Külal'ın hizmetinde bulundu ve ondan tarikat adabını öğrendi. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...])


Tarikat âdâb ve erkânını öğrendiği bu dönemde kendisinin doğumundan yaklaşık bir asır önce vefat etmiş olan Abdülhâlik-ı Gücdüvânî'nin (v. 617/1220) ruhaniyetine intisap etti. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]) Bahâeddin Nakşibend her ne kadar Emir Külal'e intisab etmiş ise de en fazla Abdülhâlik-ı Gücdüvânî'nin manevi tesiri altında kaldığını kendisi söylemektedir. Tasavvufta bu usûle üveysîlik ismi verilir. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]) Onun ayrıca uzun yıllar Hakîm et-Tirmizî'nin (ö. 320/932) ruhaniyetinden faydalanması da üveysîliği ile ilgilidir. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...])


Abdülhàlik-ı Gücdevânî Hazretleri, Nakşî Tarikatı'nın asıl piridir. Nakşilik ile arasında beş şeyh geçmiştir. O beş şeyh, bu Abdülhàlik-ı Gücdevânî'den intikal eden Nakşîliği meydana koyamamışlardır. Ancak bu nasib, Nakşıbend Muhammed Bahâeddin Hazretleri'ne nasib olmuş. O, Abdülhàlik-ı Gücdevânî'yi de görmemiştir. Görmediği halde ruhen, mânen ona bu dersi telkin etmiş..


Kendisine de telkin eden Hızır Aleyhisselâm... Kendisini havuza sokmuş, suyun içine batırmış. "Şimdi, Allah de bakayım!" demiş. Suyun içinde, tabiatıyla ses çıkmaz. Ses çıkmayınca içinden diyecek tabiatıyla... "Ha, işte bunu dışarda da böyle yap!" demiş. Bu şekilde zikir, beş şeyh arkasından Nakşıbend Mehemmed Bahaeddin Hazretleri'ne nasib olmuş. O da, bu nasibi talim etmiş bizlere... Bugüne kadar da elhamdü lillâh cârî olmaktadır. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...])


Bir gün Buhara'da mezarları dolaşırken yakın zamanda vefat eden Semmâsî'den Gücdüvânî'ye kadar ulaşan sûfîleri mânâ âleminde müşahede etti. Bu sırada Gücdüvânî kendisine dinin emir ve yasaklarına uymasını, ruhsatlara ilgi göstermemesini, azîmet'lere sadık kalmasını, Hazret-i Peygamber ve ashabının yolundan gitmesini tavsiye etmiştir. Bu olay Bahâeddin Hazretleri'nin ruhî hayatında büyük bir değişiklik yaparak cehri zikirden hafî zikre yönelmesine yol açtı.




Bahâeddin Hazretleri'nin bu olaydan sonra Emîr Külâl'in mürid halkasından ayrılarak kendisini yalnız hafî zikre vermeye başlaması dervişler arasında tartışmalara ve memnuniyetsizliklere sebep oldu. Fakat şeyhi Emîr Külâl'e gösterdiği saygıda bir değişiklik olmadı ve onun gittikçe artan iltifatını kazandı. Emîr Külâl de müridlerine Bahâeddin Hazretleri'ne karşı olan bu tutumlarının yanlış olduğunu söyleyerek onu savundu. Emîr Külâl, doğduğu Suhâri köyünde yapılan bir camiye tuğla taşımakta olan Bahâeddin Hazretleri'ni çağırarak sülûkünü tamamladığını, artık Türk ve Tacik bütün şeyhlerden faydalanabileceğini söyledi.



Bundan sonra Hâce Bahâeddin, şeyhinin bir diğer müridi Mevlânâ Arif Dikgerânî'nin sohbetlerine katıldı. Daha sonra Yûsuf el-Hemedânî'nin neslinden Yeseviyye tarikatı mensubu iki Türk şeyh ile ilgi kurdu. Bunlardan Kusem Şeyh ile ilişkisi kısa sürdü; Halil Ata'nın yanında ise on iki yıl kaldı. İlgili kaynaklarda görülen bütün karışıklıklara rağmen Halil Ata'nın, 748 (1347) yılına kadar Çağatay Hanlığında hüküm süren Kazan (Gazan) Han ile aynı kişi olabileceği ileri sürülmektedir (Togan, umumi Türk Tarihine Giriş, s. 63). Menâkıb-ı Emîr Külâl'e göre Bahâeddin Hazretleri bu zalim hükümdar bir isyanla devrilinceye kadar onun yanında bulunmuştur. Bu ilişki tarikat ehlinin yöneticileri ikaz etmesi şeklinde yorumlanmış ise de (Togan, "Gazan-Han Halil ve Hoca Bahâeddin Nakşbend", Necatı Lugal Armağanı, s. 775-784) söz konusu dönemi onun manevî hayatı açısından bir duraklama devri olarak değerlendirmek daha doğru olur.


Uzun süren çok yönlü müridlik devresini tamamladıktan sonra doğum yeri Kasr-ı Hindûvân'a dönerek müridlerini yetiştirmeye başlayan Bahâeddin Hazretleri daha sonra ikisi hac için olmak üzere üç defa Buhara'yı terk etti. İkinci hac yolculuğunda üç gün kaldığı Herat'ta Zeyniyye tarikatının kurucusu Zeynüddin el-Hâfî'yi ziyaret etti. Bir müddet sonra Hükümdar Muizzüddin Hüseyin'in davetlisi olarak yine Herat'a bir defa daha giderek bu ziyaret esnasında tasavvuf anlayışını ve tarikatının esaslarını hükümdara anlattı (Câmî, s. 386). ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...])


Emir Külal Hazretleri'nin vefat etmeden kısa bir süre önce müridlerine "Bahâeddin'e uyun" demesi üzerine etrafında büyük bir kalabalık toplandı ve irşad faaliyetlerini bundan sonra hızlandırdı.


Nakşıbend Hazretleri'nin en önemli tefrik edici hususiyeti şeriat karşısındaki ta yabancı tesir ve unsurlardan uzaklığı, İslâm âlemini etkisi altına alan batınî ve felsefî hareketlere karşı sedd oluşu oldu. İslâm tasavvufu onunla en mükemmel şekle ulaştı. Gönülden gönüle iş gören, tamamen Allah'a yönelen bir hayatın gerekliliği üzerinde ısrarla durdu. O'nun için, hayatı Allah'ın huzurundaymış gibi sürdürmek, Allah aşkıyla dolu olmak, dikkati başka tarafa yöneltmemek, araya bir şey sokmadan; dünyevî bir mükafat, hatta bir insan tarafından methedilmeyi beklemeden sırf Allah'a ibadet etmek asıldır. Müridlerini sohbetle yetiştirerek "Bizim yolumuz sohbet yoludur. Halvette şöhret ve musibet vardır." derdi.


Benliğin, insanlardan ayrılarak inzivaya çekilmek suretiyle güçlendirilmesi yerine sosyal hayata aktif olarak katılmak ve buna rağmen Allah'a kullukta kusur etmemek suretiyle hayata iştirak etmek mânâsına gelen "Halvet der Encümen"i temel prensip edindi.


Bahâeddin Nakşbend "sufî muhaddis değil, muhaddis sufî" esprisini yaymaya çalıştı. Şer'î kaidelere ve Ehl-i Sünnet Akidesine sıkı sıkıya bağlı kalarak batıl bir takım hareketlere karşı durdu. Müridlerine hayatta iken kendisi ve söyledikleri hakkında bir şey yazmalarını yasakladı.


Nakşıbend, fikrî temayülünü Hakim Tirmizî (v. 320/932)'nin başta Ku'tül-Kulub olmak üzere diğer eserlerine borçludur. Nitekim kendisi de 789/1387'de yirmi iki yıldan beri Hakim Tirmizî Tariki'ne bağlı olduğunu söylemektedir. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...])


3 Rebîülevvel 791 (2 Mart 1389) tarihinde doğduğu köyde vefat eden Bahâeddin Hazretleri cenaze merasiminde şu beytin okunmasını istemişti:

Büyük müflisleriz köyünde ey şâh,
Cemâlinden kılarız şey'en lillâh.




dervisan.com

Konu Ezhâr tarafından (24.12.09 Saat 11:22 AM ) değiştirilmiştir.
 
Okunmamış 17.12.09, 03:58 PM   #2
Ezhâr
Guest
 
Ezhâr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Bahauddin Şah'ı Nakşibend Hazretlerinin Hayatı




Kasr-ı Ârifân daha sonraki yıllarda Bahâeddin (Buharalıların telaffuzuna göre Baveddin) adını almış, Nakşibendiyye tarikatı kuruluşunu tamamlayıp yayıldıkça mezarın etrafında geniş bir külliye oluşmuştur. XIX. yüzyılın sonlarında bu külliyenin aylık kira gelirleri binlerce ruble tutuyordu (K. Bendrikov, s. 29). Buhara ile Bahâeddin Nakşıbend arasında kurulan manevî bağ o kadar kuvvetli olmuştur ki Buharalılar onu "Hâce-i belâ-gerdân" (belayı defeden hâce) diye anmışlar (Câmî, s. 385) ve şehrin manevî koruyucusu saymışlardır. Bahâeddin Hazretleri'nin manevî varlığı Buhara'nın bütün Orta Asya müslümanları için bir ilim ve kutsiyet merkezi haline gelmesinde önemli bir faktör olmuştur.


Bahâeddin Hazretleri kurduğu tarikatın mensuplarınca özellikle Türkiye'de Şah-ı Nakşibend unvanıyla tanınır. Nakşıbend unvanının taşıdığı mâna ve bu unvanın ona ne zaman ve nasıl verildiği konusunda ilk Nakşıbendî kaynaklarında bilgi yoktur. Sonraları bu unvanın devamlı yapılan hafî zikrin kalpte bıraktığı "nakş"a (iz) bir işaret olduğu söylenmiş ve bu yorum genel kabul görmüştür (el-Hânî, s. 9).


Bahâeddin Nakşibend'in tasavvufî görüşlerini ihtiva eden herhangi bir eseri bugüne ulaşmadığı için bu konuda ancak kendisi hakkında telif edilen eserlerde nakledilen menkıbelerden hareketle bazı sonuçlara ulaşmak mümkün olmaktadır.

Döneminin sûfîleri yanında müderrisler de kendisine saygı duymuş, o da devrinin âlimlerine hürmet etmiştir. Nitekim Mevlânâ Hamîdüddin'e tasavvufî görüşlerini arz ederek yanlışı varsa düzeltilmesini istemişti. Çünkü Bahâeddin Hazretleri'ne göre, "Bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz" (el-Enbiyâ 21/7) âyeti ilim adamlarına danışmayı emretmektedir (Câmî, s. 426). ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...])


Bahâeddin Hazretleri'nin başlıca eserleri:

Evrad-ı Bahâiyye, Tuhfe ve Silkü'l-Envar Hediyyetü's-Salikin'dir. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]) Bahâeddin Hazretleri'nin sözleri başkalarının telif ettiği eserler yoluyla günümüze intikal etmiştir. Bunların başlıcaları Fahreddin Ali Safî'nin Reşehât'ı, Abdurrahman-ı Câmî'nin Nefehât'ı, Selâhaddîn-i Buhârî'nin Enîsü't-Tâlibîn'i ve en önemlisi Hâce Muhammed Pârsâ'nın Risâle-i Kudsiyye'sidir. Parsa (ö. 822/1419) Buhara'nın önemli âlimlerinden biri olup Bahâeddin Hazretleri'nin önde gelen halifelerindendir. Nakşibendî silsilesinin sürdürülmesini sağlaması bakımından en önemli halifesi Mevlânâ Yâkub Çerhî'dir (ö. 851/1448). Çerhî'nin yetiştirdiği Ubeydullah Ahrâr (ö. 895/1490), Nakşibendî tarikatının Orta Asya'da en önemli tarikat olmasını ve bütün İslâm dünyasına yayılmasını sağlamıştır.




Nakşibendî silsilesinin Bahâeddin Hazretleri'nden önceki devirleri hakkında bilgi veren kaynaklara göre tarikat, Yûsuf el-Hemedânî zamanından Bahâeddin zamanına kadar, Hemedânî ve ardından gelenlerin taşıdığı "hâce" lakabına işaret olarak "tarîk-i hâcegân" diye anılmakta iken Bahâeddin Hazretleri'den itibaren "tarîk-i Nakşibendî" adıyla tanınmıştır (bk. Bağdadî, s. 22). Öte yandan Bahâeddin Hazretleri'nin ölümünden bir asırdan fazla bir zaman geçtikten sonra Abdurrahman-ı Câmî tarikatın usullerini anlatan risalesine Ser-rişte-i Tarîk-i Hâcegân (Kabil 1343 hş.) adını vermiştir.

Nakşibendiyye tarikatının başlangıcı, tarikatın prensiplerini "kelimât-ı kudsiyye" olarak bilinen Farsça sekiz terimle özetleyen ve kendisinden hâcegân silsilesinin ilk halkası olarak bahsedilen Abdülhâlik-ı Gucdüvânî'ye kadar götürülebilir. Nitekim Bahâeddin Hazretleri'nin Gücdüvânî'nin ruhaniyetine intisabı onun silsiledeki önemini ortaya koymaktadır. Bahâeddin Hazretleri'nin, silsilenin daha önceki mensuplarınca zaman zaman uygulanan hafî zikir üzerindeki ısrarı onun adını taşıyan tarikatın hüviyetini tayin edici bir rol oynamıştır.

Daha sonra gelen İmâm-ı Rabbânî (ö. 1034/1624) ve Hâlid-i Bağdadî (ö. 1242/1827) gibi Nakşibendî müceddidleri yeni ve müstakil tarikat kurucuları değil Nakşibendiyye tarikatının muhtelif kollarının kurucuları olarak görülürler. Bahâeddin Hazretleri'nin mânevî gelişmesinde Yeseviyye vasıtasıyla Türk tesirinin de göz ardı edilmemesi lâzımdır. Nakşibendîlik Bahâeddin Hazretleri'nin ölümünden üç nesil sonra Orta Asya Türk kavimleri arasında yayılmaya ve giderek evrensel bir çekicilik kazanmaya başlamıştır. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...])

Bahâeddin Nakşıbend'in vefat etmesinden sonra, onun halifeleri Alâeddin Attar, Hace Muhammed Parsa ve Mevlana Yakub Çerhi tarafından çok geniş bir alana yayıldı. Bu yayılmada Mevlana Yakub Çerhî'nin müridi olan Hace Ubeydullah Ahrar (v. 845/1489)'ın payı ve hizmeti büyük olmuştur.

Nakşıbendî Tarikatı Fatih Sultan Mehmed zamanında, Ubeydullah Ahrar'ın halifelerinden Molla Abdullah-ı İlahî (v. 896/1490-91) vasıtasıyla Osmanlı'ya girdi.
Ubeydullah Ahrar'ın diğer bir halifesi Baba Haydar Semerkandî de İstanbul'a gelip yerleşmiş ve Ebû Eyyüb el-Ensârî'nin kabrinin yakınına bir cami ve bir tekke inşa ettirmiştir.

Nakşbendî Tarikatı, İmam-ı Rabbânî (v. 1034) ile Hindistan ve havalisinde yayıldı.
Mevlânâ Ziyâeddin Bağdâdî ile, Osmanlılar'da hem genişledi, hem de istikrar kazandı. Osmanlı'nın son dönemlerinde bir takım Bektaşî tekkelerinin amaçları dışında kullanılmaya başlamasıyla birlikte adı geçen tekkelere Nakşbendî şeyhleri yerleştirildi. İstanbul'da 65 Nakşî dergahının bulunması da, bu tarikatın son zamanlarda çok yaygın bir durumda olduğunu göstermektedir.

Şu anda Fas'dan Endonezya'ya ve Çin'den Doğu Afrika'ya kadar bütün İslâm âleminde Nakşbendî gruplar mevcuttur. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...])


Sözlerinden

* Müslümanlık; ahkâma bağlılık, takvâya riâyet ve azimet ile ameldir.

* Sordular: "Bu makama nasıl eriştiniz?" Dedi: "Hz. Rasul-i Ekrem (SAS)e tabi olmakla."

* 'Tarikat edebden ibarettir" hükmü ile bu yüce tarikata salik ve talib olan Allah'ın kullarına tam bir edeb şarttır.

* Mum gibi ol ve mum gibi olma!.. Mum gibi ol ki, ışığın başkalarını aydınlatsın. Mum gibi olma ki, kendini karanlıkta korsun.

* Herkes koşmakla avı tutamaz. Avı, sürekli kovalayan kimse tutar.

* Kendisinden bir keramet istendi. Cevabı: "Bunca günah yükünün altında, dimdik durabildiğimize göre, kerametimiz ortada" oldu.


* Biz ilk başta kendimizi matlub başkalarını tâlib bilirdik, şimdi o yoldan vazgeçtik. Mürşid, mutlak olarak Hakk Teâlâ'dır. Bu yüce tarikate girme yolunda her kimde bir taleb davası peyda olursa, Hakk Teâlâ onu bizim sohbetimize gönderir ve onun nasibi her ne ise kendisine erişir. Öyleyse, hakikatte taleb davası veren ve şeyhe gitmeye sevk eden Hakk Teâlâ olduğundan "o hem tâlib, hem de matlubdur" mefhumu zahir olur. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...])

* Bahâeddin Nakşıbend Hazretleri'ne keramet göster demişler. Üç adım ileri atmış, "İşte size keramet!" demiş. ([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...])






[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] TDV İslâm Ansiklopedisi, c.4, s.458.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] Mehmed Zâhid KOTKU,Tasavvufî Ahlâk, Sehâ Neşriyât, c.2, s.190, İstanbul 1991.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] TDV İslâm Ansiklopedisi, c.4, s.458.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] Büyük İslâm ve Tasavvuf Önderleri, Vefâ Yayıncılık, s.85-86, İstanbul 1993.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] TDV İslâm Ansiklopedisi, c.4, s.458.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] Büyük İslâm ve Tasavvuf Önderleri, Vefâ Yayıncılık, s.86, İstanbul 1993.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] TDV İslâm Ansiklopedisi, c.4, s.458.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] Mehmed Zâhid KOTKU,Özel Sohbetler, Sehâ Neşriyât, s.364-365, İstanbul 1993.
([Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]) TDV İslâm Ansiklopedisi, c.4, s.458-459.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] Büyük İslâm ve Tasavvuf Önderleri, Vefâ Yayıncılık, s.86-87, İstanbul 1993.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] TDV İslâm Ansiklopedisi, c.4, s.459.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] Büyük İslâm ve Tasavvuf Önderleri, Vefâ Yayıncılık, s.87, İstanbul 1993.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] TDV İslâm Ansiklopedisi, c.4, s.459.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] Büyük İslâm ve Tasavvuf Önderleri, Vefâ Yayıncılık, s.87-88, İstanbul 1993.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] Büyük İslâm ve Tasavvuf Önderleri, Vefâ Yayıncılık, s.88, İstanbul 1993.
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN, İmanın ve İslâm'ın Korunması, s.109, İstanbul 1998.




Not: Değerli Hak dostlarının hayatı,forum içinde Hak Dostları başlığı altında paylaşılmaktadır..Bu bölümün şahıslara özel olması sebebi ile açıklama niteliğinde biyografisi eklenmiştir..

Konu Ezhâr tarafından (17.12.09 Saat 08:31 PM ) değiştirilmiştir.
 
Konu Kapatılmıştır

Tags
bahauddin, hayatü, hazretlerinin, nakşibend, Şahı


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283