Cevapla
Seçenekler
Okunmamış 30.03.09, 11:36 AM   #121
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Said Nursi neden başka kitaba ihtiyaç duymadı?





Kur’an bana kâfi geldi
Nur Risalelerini yazarken, yanında Kur’an-ı Kerim'den başka kitap bulundurmuyordu. Kalbine inen manayı konuşur gibi söylüyor, Nur katipleri de onun söylediklerini hızla yazıyorlardı.
Gençliğinde, Bitlis’te ve misafir olarak kaldığı Van Valisi Tahir Paşa’nın konağında, pek çok kitabı ezberine almıştı. Sadece dinî kitaplar değil; fen, felsefe, tarih ve edebiyat kitapları da bunlara dahildi.
Şöyle bir göz gezdirdiği herhangi bir kitabı, adeta fotoğrafını çekmiş gibi, hafızasına aktarıverirdi. Bu şekilde Kur’an-ı Kerim'i on beş günde ezberlemişti.
Ezberlediği kitapların sayısı doksan civarındaydı. Her gece üç saat tekrarla, üç ayda bu kitapları devrediyordu.
Ona sormuşlardı:
– Üstad’ım, yeni bir kitap yazmak için kütüphaneler dolusu kitaptan istifade edilir. Halbuki siz yanınızda Kur’an-ı Kerim'den başka kitap bulundurmuyorsunuz. Başka kitaplara ihtiyaç duymuyor musunuz?
Bediüzzaman, gençliğinde ezberlediği kitapları hatırlatarak şöyle demişti:
– Kardeşlerim, Cenab-ı Hakka şükür, bütün o ezberimdeki kitaplar, Kur’an’ın hakikatlerine çıkmak için bana basamak oldular. Sonra Kur’an’ın hakikatlerine ulaştım. Çıktım, baktım ki, her bir Kur’an âyeti kâinatı kuşatıyor gördüm. Artık ondan sonra başka bir kitaba ihtiyacım kalmadı. Kur’an bana kâfi geldi.


Ömer Faruk Paksu
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler kitabından)
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 31.03.09, 01:53 AM   #122
iraz
Genel Sorumlu
 
iraz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2005
Nerden: Gönülden gönüle
Mesajlar: 4.645
Tesekkür: 1.524
740 Mesajına 1.074 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 15
iraz will become famous soon enoughiraz will become famous soon enough
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

İlm-i vehbi başka kitaplara ve izahata müsaade etmez. İlhamata mazhar Üstad, Rabbin lütfu ile ilmine ilim katılmış biri olarak başka eserlere ihtiyaç dumayacak kadar kalbi ve nazarı ötelerde dolaşmaktaydı. Böyle geleceğe nazar eden Zâtı ancak gelecek hakkında en doğru sözü söyleyen Kuran tatmin edecektir.

__________________
Alçakça söylenen bir söze karşılık vereyim deme,
çünkü o sözün sahibinde onun gibi daha nice sözler vardır.
Cevabınıza yine onlarla cevap verirler.

HZ. ALİ (ra)
iraz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 01.04.09, 09:48 AM   #123
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Said Nursi'nin tavus kuşu tefekkürü






Tavus kuşları

1953 yılında İstanbul’a gelmiş, üç ay kadar burada kalmıştı. İmkân buldukça dışarıya çıkıyor, mübarek yerleri ziyaret ediyordu.

Güzel bir bahar günüydü. Hava günlük güneşlikti. İki talebesiyle birlikte, öğle namazını kılmak için, Yavuz Selim Camii’ne gitmişlerdi. Namazlarını kılıp tesbihatlarını yaptıktan sonra camiden çıktılar.

Caminin önünde, Bizans’tan kalma bir su sarnıcı vardı. Tavanı yıkılmıştı. O günlerde burası bahçe olarak kullanılıyordu. Hep beraber bahçeye indiler. Rengarenk tavus kuşları, kanatlarını açmış etrafta geziniyorlardı.

Bediüzzaman bu kuşları görünce hemen onların yanına gitti. Bir süre hayran hayran seyretti:

– Maşaallah, barekallah, dedi. Cenab-ı Allah ne güzel yaratmış. Ne muhteşem, ne hârika bir sanat eseri!

Sonra talebelerini yanına çağırdı.
– Bakın bakın, dedi. Ben Risale-i Nur’da bunlardan bahsetmiştim. Bu güzelliği onlara, Allah’tan başka kim verebilir? Kim bunların bir tüyünü yapabilir?

Kuşların sahibi de onları izliyordu. Bediüzzaman, kesesinden bir miktar para çıkardı, adama uzattı:
– Bu parayla kuşlara yem alıver, dedi.
Ve bir süre daha seyretti tavus kuşlarını…
O gün çok sevinçliydi.


Ömer Faruk Paksu
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler kitabından)
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 06.04.09, 09:30 AM   #124
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Bediüzzaman'dan güreşçiye Herkül'lü tavsiye


Herkül de Risale-i Nur okurdu
Güreşe meraklıydı. Sağlık memuru olarak çalıştığı Devlet Demiryollarının serbest güreş takımındaydı. Gücünü kuvvetini korumak ve katıldığı müsabakalarda başarılı olmak istiyordu.
1957’de Risale-i Nur’u ve Üstad Bediüzzaman’ı tanımıştı:
– Ona gidip duasını alırsam gayeme ulaşırım” düşüncesindeydi.
Malatya’dan Ankara’ya geldi. Orada birkaç Nur talebesiyle görüştü, Bediüzzaman’ın nerede olduğunu öğrendi ve Eskişehir’e doğru yola çıktı.
Bediüzzaman Eskişehir’den Isparta’ya gitmişti. Hemen trene atlayarak Isparta’ya geldi. Üstad buradan da Afyon’a gitmişti. O da peşinden Afyon’a hareket etti. Oraya gittiğinde bu sefer Emirdağ’a gittiğini öğrendi.
Yorulmuştu, ama vazgeçmedi. Sabahleyin trenle Emirdağ’a gitti. Yine hayal kırıklığına uğradı. Bediüzzaman oradan da tekrar Eskişehir’e dönmüştü.
Dünyası karardı, mecalsiz ve ümitsiz bir şekilde düşüncelere daldı:
– Herhalde Üstadla görüşemeyeceğim, dedi. Bu düşüncelerle tekrar Eskişehir’e hareket etti.
Eskişehir’de bir otele yerleşti. Oda arkadaşı:
– Nereden geliyorsun, diye sordu.
– Malatya’dan, dedi.
– Niçin geldin?
– Bediüzzaman’ı ziyaret edeceğim.
Oda arkadaşı:
– Tam yerine gelmişsin, dedi. Üstad bu otelin sahibinin evinde kalıyor.
Mehmet Hamit, o kadar gezdiğine sevinse miydi, üzülse miydi? İki gündür şehir şehir geziyordu. Ama şimdi Üstad hemen yanıbaşındaydı.
Sabahı zor etti. Gece boyunca namaz kıldı, dua etti:
– Allah’ım Üstad’ı bana göster, dedi.
Sabahleyin Bediüzzaman’ın kaldığı Odun Pazarı semtindeki eve geldi. Üstadla nihayet görüşebilecekti.
Aklından iki şey geçiyordu: “Güreşte başarılı olmak ve güçlü kalmak!
İçeriye girdiğinde Bediüzzaman divanın üzerinde yarı uzanmış bir şekilde oturuyordu. Hastaydı.
Elini öptü ve ağlamaya başladı. Hafızası silinmişti sanki; aklına bir şey gelmiyordu.
Bediüzzaman elini başına koydu, dua okudu:
– Evladım, dedi. Güç hayvanda da olur. Öküz çift sürmek için yaratılmıştır ve fıtratı gereği güçlüdür. Sen güçlü olmaya değil de niçin yaratıldığına bak. Bu dünyaya niye geldin, onu düşün.
Mehmet Hamit, birazcık kendine gelmişti. Başını salladı. Bediüzzaman devam etti:
– Bu asırda Yunanlı Herkül ve İranlı Rüstem bile olsaydı, Risale-i Nur’u okuyup kabre imanla girmeyi isterlerdi. Sen bu eserleri okumaya devam et! Gayende de muvaffak olursun inşaallah.


Ömer Faruk Paksu
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler kitabından)

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 10.04.09, 12:51 AM   #125
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

ASACAK BİR ÇİVİM YOK


(Şerafeddin Kartal Ağabey anlattı.)

Kütahya’da adına “Hacı Hıfzı Kur’an Kursu” külliyesi yapılan, hayırsever bir vatandaş olan ve bütün Kütahyalıların tanıdığı Hacı Hıfzı Efendiyi ziyarete gitmiştik. Yaşlı ve hasta olan bu zat yatağının üzerinde bize şu hatırayı anlattı:

—Urgancı Kara Faruk ve Tuzcu Abdullah Efendi ile birlikte Üstad’ı ziyaret etmek için Eskişehir’e gittik. Üstad’ın kaldığı Yıldız Oteli’ne vardık. Otelde odalar sıralıydı. Bir oda tahmin ederek kapısını çaldım. Ben açılan kapıdan içeri girerken biraz arkada kalan arkadaşlarım, polis takip eder endişesiyle, gelememişlerdi. İçeride Üstad, talebeleriyle birlikte ders mütalaa ediyorlarmış. Ben de iştirak ettim. Ders bittikten sonra: “Efendim, Kütahya’dan sizi ziyarete geldim.”dedim. Hoca Efendi:

“—Kardeşim, eserleri temin edip okusanız daha fazla fayda temin edersiniz” dedi. Bu ara, kendisine hediye olarak getirmiş olduğum üzerinde Kur’an hattıyla İhlâs Suresi yazılı olan kâğıda sarılı bir çini tabağı uzatarak:

“—Efendim, bu hediyeyi de size getirmiştim, dedim.

Eline aldı, ambalajını açtı. “Maşallah, ne kadar da göz nuru dökülmüş.”diyerek takdir etti ve dedi ki:

“—Kardeşim, senden bu hediyeyi alsam, benim yeryüzünde ne dikili bir ağacım ne de çakılı bir çivim var, bunu nereye asayım. Amma senin bu hediyen reddedilmez, ben bunu kabul edeyim. Artık bu benim malımdır, tekrar sana hediye etmiş olayım.”dedi.

Hasta yatağında yatan Hıfzı Efendi, bu hatırayı anlatırken ağladı. Sonra bir müddet sakin kalarak konuşmadı. Derin bir nefes aldıktan sonra dedi ki:

Kardeşlerim, dünya bu zata o kadar güldüğü halde, tenezzül etmeyip elinin tersiyle onu ittiği için elbette ki Allah, o zatın sözlerine müessiriyet vererek kalplerde ve gönüllerde tesirini göstermiştir.

Müsaade isteyip ayrıldık. Kaderin bu dünyada müsaade ettiği son görüşmeymiş bu. Hacı Hıfzı Efendi, yaklaşık on gün sonra Hakk’ın rahmetine kavuştu.



İbrahim Köse/Cevaplar.org

[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 11.04.09, 04:00 PM   #126
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Said Nursi'nin baba şefkatine cevabı




“Gül bahçesinde gübrelere bakma!”
Dahiliye uzmanıydı. Kıdemli binbaşıyken askeriyeden istifa ederek sivil hayata dönmüştü.
Dinî ilimlere meraklıydı. Mesaisinden arta kalan zamanında bol bol ibadet ediyor, hadis ve tefsir kitapları okuyordu.
Aynı zamanda maneviyat ehli büyük zatları da ziyaret ederek, onların ilim ve feyizlerinden istifade etmeye çalışıyordu.
Bu şekilde birçok zatı ziyaret etmişti. Bediüzzaman’ın ismini de bu sırada duymuştu:
– Aradığın kutup budur” demişlerdi ona…
Zamanın fenalıklarından çok çekiniyordu. Yeni neslin dinden uzak yetişmesine çok üzülüyordu. Çocuklarını da bu kötü gelişmelerden muhafaza etmek istiyordu. Bunun için Konya’ya yerleşmişti.
Dr. Sadullah Nutku, bir gün oğlu Mehmet’i de yanına alarak Emirdağ’a Üstad Bediüzzaman’ı ziyarete gitti.
Bediüzzaman gelen misafirlerini çok iyi karşıladı ve yanına oturttu.
Dr. Sadullah Beyin oğlu hastaydı:
– Üstad’ım, dedi. Oğlum hasta, ona dua eder misiniz?
Bediüzzaman, Mehmet’in yüzüne baktı ve “Kardeşim, ben ona dua edeceğim, ama hastalığı ahireti için daha iyidir, üzülme, dedi.
Başını sallayarak:
– Peki Üstad’ım, dedi ve şöyle devam etti:
– Üstad’ım, ben çocuklarımın iyi terbiye almaları ve onları zamanın fenalıklarından korumak için Konya’ya yerleştim, dedi, Siz ne buyurursunuz?
Bediüzzaman şöyle cevap verdi bu samimi talebesine:
– Kardeşim, sen gül bahçesindesin, gübrelere fazla bakma! Çiçeklere, güllere bak. İyiliklere, güzelliklere bak. Bu dünyada tam istediğin gibi bir yer bulamazsın.



Ömer Faruk Paksu
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler kitabından)


  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 13.04.09, 10:48 PM   #127
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

BEDİÜZZAMAN’I ZEHİRLEYEN SAĞLIK MEMURUNUN İTİRAFI



1980’li yıllardı. Kütahya’da, bir akşam vaktiydi. Elindeki kitaptan ders yapan zat “Konuşan Yalnız Hakikattir” başlıklı yazıyı okuyordu. Okurken sıra “…bana zulmedenlerin, beni kasaba kasaba dolaştıranların, hakaret edenlerin türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlerin, zindanlarda bana yer hazırlayanların hepsine hakkımı helal ettim.” cümlelerine gelmişti.

Koltuğun birisinde yarı dinler, yarı uyur vaziyette duran elli yaşlarında gösteren bir kişi bu cümlelerin okunmasıyla dikkat kesildi. Ders bitince yanındakilere sordu:

—Bu zat hapis yatarken zehirlenmiş midir?

Evet, dediler.

—Afyon Hapishanesi’nde mi yatmıştır?

Evet, dediler.

Bu cevapları alan kişi, üzgün ve mahcup bir vaziyette der ki: “O zatı zehirleyen sağlık memuru bendim.”

Emekli sağlık memuru olan bu kişi, zehirleme olayını bakın nasıl anlattı:

1947–1948 yıllarıydı. Afyon Hapishanesi’nde yatmakta olan bu zat için, görevli kişi, hükümet tabibini çağırmış. Elinde tuttuğu zehirli iğneyi göstererek: Bu iğneyi şu kişiye yapacaksın.” demiş. O da ancak yazılı emirle yapabileceğini söylemiş. Görevli kişi: “O zaman bir memurunu gönder.” demiş. Hükümet tabibi de beni gönderdi. Beni hapishanede karşıladılar. Önce: “Bu doğulu hoca, bir Kürt devleti kurmak istiyor. Bu kişi devletimiz için çok tehlikelidir. Gizli gizli kitaplar yazarak halkı zehirliyor. Daha neler yapıyor neler. Sen şu iğneyi bu kişiye zerk edeceksin.” dediler. Gizli güçlerin görevlendirdiği bu kişiler, ayak ayaküstüne atarak kahvelerini içerken ben de oraya çağırılan zatın hazırlanmasını bekliyordum. Kendisine iğne yapılacağını anlayan zat dedi ki:

Ben hasta değilim, benim vücudum iğneyi kaldırmaz, bir haşarat salgını da yoktur. Niçin iğne vurulmak icap ediyor? Yoksa siz iğneyi yapmak mecburiyetinde misiniz?

Evet, dedim. “Bu iğneyi yapmak mecburiyetindeyim.”

“O zaman yap, dedi.

Ağzına kadar zehir dolu olan enjeksiyonun bir miktarı bile insanı öldürmeye yetecekken bana hepsini zerk etmem emredilmişti. Ben iki dizyem yaptım. Bu zat zehirlendiğini çok iyi anlamıştı. Koğuşuna götürüldü. Her an bayılması ve ölmesi bekleniyordu. Bir iki dakika içinde netice alınacaktı.

Gizli komitenin görevli kişileri, birkaç dakikada bir kendilerini arayan telefona cevap veriyorlar: “Hepsini zerk ettik, sonucu bekliyoruz.”

diyorlardı. Koğuşa gidip gelenler, bu zatın acılar içinde kıvrandığını söylüyorlar, fakat öldüğünü bir türlü söylemiyorlardı.

Telefon defalarca çalıyor, görevliler ise hep aynı cevabı tekrarlıyorlardı. Tam bu sırada ezan okunduğunu hatırlıyorum. Dışarı da “Tanrı uludur, Tanrı uludur” sesleri duyulurken içeride “Allahuekber Allahuekber” sedaları yükseliyordu.

Bu hatırayı anlatan Şerafeddin Kartal Ağabey, hem içini çekiyor hem de üstadın acılarını paylaşıyordu.


Not: Yukarıdaki resim Üstad Bediüzzaman’ın hapiste zehirlendirilmesinden sonra çekilmiştir.

İbrahim Köse/Cevaplar.org

[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 16.04.09, 12:12 AM   #128
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

BÜYÜK CEVŞEN

Teyp Tahir Gürdere Ağabey’i herkes tanır. Nazillilidir. Risale-i Nur’un çok yerlerini ezbere okur. Ders yaparken muhtelif yerlerde bulunan aynı mevzuları birbiri ardına okur. Risale-i Nur’un meslek ve meşrebini çok iyi bilir. Nerede, ne zaman, niçin ve nasıl hizmet edileceğini anlatır.

Tahir Ağabey geçenlerde misafirimiz oldu. Gece boyu ezber dersler dinledik. Hatıralar anlattı, sohbet ettik. Söz Cevşen’den açılınca dedi ki:

-Geçen yıl Doğu Anadolu gezisinde bulunurken Ağrı’ya uğramıştık. Dershanede misafirdik. Nusret Hocamla gece geç saatlere kadar sohbet ettik. Sabah ezanıyla uyanınca Nusret Hoca’mı elinde Büyük Cevşeniyle gördüm. “Hocam yatmadınız mı?” diye sordum. Yatmadığını, her günkü dersi olan Büyük Cevşen’i okuyup bitirdiğini söyledi. Yirmi otuz yıldır bunu yapıyormuş. Hem hayranlık duydum hem de günlük evrad olarak Büyük Cevşen’in okunduğunu öğrendim.

Aylar sonra Senirkent’te bulunan Ali İhsan Tola Ağabey’i ziyaret ettiğim de bunu anlattım. Ağabey de: “Biz de otuz yıldır aynısını yapıyoruz kardeşim. Çünkü Üstad’tan öyle gördük. Üstad, Büyük Cevşen’i her gün bitirirdi.” dedi.

İbrahim Köse/Cevaplar.org

[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]



  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 17.04.09, 10:24 AM   #129
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Bediüzzamanın benzeyin dediği marangoz



Marangozun hayatındaki bereket
Mustafa Çavuş marangozluk yapıyordu. Gün boyunca çalışıyor, eve yorgun argın geliyordu. Eve gelir gelmez anne babasının elini öpüyor, dualarını alıyordu.
Annesi yatalaktı. Önce onun yemeklerini kendi elleriyle yediriyor; sonra doksan yaşındaki, gözleri görmeyen babasının yemeğini yediriyordu. Ondan sonra kendisi sofraya oturuyor ve çoluk çocuğuyla beraber yemeğini yiyordu.
Aynı şey sabahları da tekrarlanıyordu.
Üstad Bediüzzaman’ın evinin önündeki çınar ağacına küçük kulübeciği o yapmıştı.
İşleri oldukça iyi, rızkı da hayli bereketliydi. Darlık çekmiyor, sıkıntıya düşmüyordu. İbadetlerini de aksatmıyordu. Huzurlu bir yaşantısı vardı.
Marangoz Mustafa Çavuş’un bu hali, Bediüzzaman’ın dikkatini çekmişti. Böyle huzurlu ve bereketli bir hayata çok sık rastlanmazdı. İşin geri planında bir şeyler olmalıydı.
Bir iki soruşturmadan sonra, Mustafa Çavuş’un, evinde anne babasına baktığını öğrendi.
– Tamam, dedi. Bu muvaffakiyet ondandır.
Bunu yazdığı bir risalede şöyle dile getirdi:
– Ahiret kardeşlerimden Mustafa Çavuş isminde bir zat vardı. Dininde, dünyasında muvaffakiyetli görüyordum, sırrını bilmezdim. Sonra anladım ki, o zat, ihtiyar peder ve validelerinin haklarını anlamış ve o hukuka tam riayet etmiş ve onların yüzünden rahat ve rahmet bulmuş. İnşaallah âhiretini de tamir etmiş. Bahtiyar olmak isteyen ona benzemeli.


Ömer Faruk Paksu
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler kitabından)

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 18.04.09, 06:37 PM   #130
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

HASTALIĞIN İLACI

Bu hatırayı, Tavşanlı ilim Araştırma Vakfında, Vahşi Şaban Ağabey’den naklen Şerafettin Kartal Ağabey anlattı. Gece gündüz uykusuz kalarak hizmette koşturan ve hayatını Üstada, Nurlara adayan Zübeyir Ağabey, yorgunluktan, uykusuzluktan bikes kaldığı bir zamanda demiş ki:

—Hastayım, çok üşüyorum.

Ceylan Ağabey de ona cevap vermiş:

—Ben, senin hastalığının muacelesini (ilacını) biliyorum demiş.

Zübeyir Ağabey;

—Söyle aziz kardeşim nedir bu ilaç? deyince

— Ceylan Ağabey de konuşmuş:

—Yataktan bir pantolon, yorgandan bir gömlek, yastıktan bir takke giyerek, arza muvazi olup kalbi çalıştırarak gözleri yumup ruhu dinlendirmektir.

MİLLETİN OMUZUNDAKİ BELA

Simav Fatih Vakfı’nda konuşan Prof. Şener Dilek Ağabey, 90 yaşlarında olan Hacı Münir Efendi’yi, bizzat Hasankale-Korucuk köyünde ziyaret ederek aşağıdaki hatırayı dinlediğini anlattı.

Üstad, Erzurum’dan Van’a giderken Hasankale’nin Korucuk Köyünde HacıMünir Efendi adındaki bu zata misafir oluyor. Münir Efendi, Üstad’a akşam sofrası hazırlıyor ve yatak açıyor. Fakat Üstad, hiçbirine dokunmuyor, o gün öyle geçiyor. İkinci gün de aynı hal devam ediyor. Ev sahibi Üstad’ın yemesi için rica ediyor. Üstad sadece yoğurttan iki kaşık alıyor. Ev sahibi çok üzülüyor ve niçin yemediğini soruyor. Bunun üzerine Üstad şu açıklamayı yapıyor:

—Bu milletin omzuna öyle bir bela binmiştir ki cehennem ateşine denktir. Osmanlı yıkılmış, din müdafaasız, millet sahipsiz kalmıştır. Bu milleti düşünmekten, yiyip içecek halim kalmadı.

İŞİ DERSE KATILMAK OLMAYANIN

Bu akşam Nazilli’de Teyp Tahir Ağabey’in evindeyiz. Tahir Ağabey, Hulusi Ağabey’den bir hatıra nakletti.

Hulusi Ağabey, derse gelmeyen birisini merak etmiş. Derse niçin gelmediğini sormuş. Demişler ki: İşi var, işi olduğu için derse gelemedi. Hulusi Ağabey de demiş ki:

İşi derse katılmak olmayanın, ders zamanında başka işi olur.

Hulusi Ağabey’in, ölümüne kadar, meşhur o ikindi derslerine her gün devam ettiği bilinmektedir. Yaşlandığı son yıllarda, yürüyemeyecek kadar hasta olduğu zamanlarda bile yanlarından tutan iki kişinin yardımıyla bu derslere katıldığına birçok kişi gibi biz de şahidiz.

İbrahim Köse/Cevaplar.org

[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 18.04.09, 07:43 PM   #131
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Zalimler için yaşasın cehennem sözünün hikayesi



Yavuz Bahadıroğlu, Bediüzzaman'ın 31 Mart ayaklanmasında yaptığı yatıştırıcı konuşmalardan dolayı Divan-ı Harb-i Örfi'den beraat ettiğini yazdı

Vakit Yazarı Yavuz Bahadıroğlu, bugünkü yazısında, Bediüzzaman'ın 31 Mart hadisesinden sonra yargılandığı Divan-ı Harb-i Örfi'den beraat ettikten sonra söylediği "Zalimler için yaşasın cehennem!" sözünün hikayesini yazdı.

İşte Bahadıroğlu'nun yazısından ilgili bölümler:

"İstanbul’daki ayaklanmayı haber alan Selânik Redif Tümeni’ne bağlı subaylar ve ordu kumandanı Mahmut Şevket Paşa meşhur “Hareket Ordusu” ile İstanbul’a gelip 22-23 Nisan gecesi şehre girdi. 24 Nisan’a kadar devam eden ayaklanma böylece bastırıldı ve hemen ardından, 25 Nisan’da Örfî İdare (Divan-ı Harb-i Örfî) ilân edildi.

"Müthiş bir tevkifat başladı. Kuru ile yaş da yandı. Çok insan asıldı. Bediüzzaman Said Nursi de bu arada Hurşit Paşa’nın başkanlığını yaptığı Divan-ı Harb-i Örfî’de yargılandı, ancak isyan sırasında yaptığı yatıştırıcı konuşmalar dikkate alınarak, hakkında takipsizlik kararı verildi.

Kendi ifadesiyle, “Bu dehşetli mahkemede idamını beklerken, beraat etmiş ve mahkemeye teşekkür etmeyerek, yolda Bayezid’den Sultanahmet’e kadar, arkasında kalabalık bir halk kitlesi mevcut olduğu halde, ‘Zalimler için yaşasın cehennem! Zalimler için yaşasın cehennem!’ nidalarıyla” ilerlemiştir."

RisaleHaber
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 04.05.09, 09:04 AM   #132
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

SİZİN HİZMETİNİZE İHTİYAÇ YOK


Ağustosun güzel yaz günlerinden biriydi. Eynal sıcak su banyolarından çıkmış soldaki yüksek çay bahçesinde oturmuştuk. Muzaffer Aslan Ağabey’i her zaman bulamadığımız için, ona hizmetimizi doğrudan ilgilendiren bir hatırayı sorduk.

-Ağabey, Üstat’ın Konya’dan gelen nur talebelerine: “Risale-i Nur’un sizin hizmetinize ihtiyacı yok.” İfadesini kullandığı hatırayı siz nasıl biliyorsunuz? Mümkünse anlatır mısınız.?”

Şöyle bir arkasına yaslanan Muzaffer Ağabey, uzaklara dalıp giden gözlerini neden sonra topladıktan sonra dedi ki:

-Halıcı Sabri Ağabey, Üstad’a gelerek, Yorgancı Mehmet Parlayan Ağabey’in cahil olduğunu, hizmetten pek anlamadığını belirtir. Daha sonraları ise Mehmet Parlayan Ağabey Üstad’a gelerek Halıcı Sabri Ağabey’in hep kendisini nazara verdiğini, derslerde hep kendisinin konuştuğunu söyler ve kitap satma işlerinin kendisine verilmesini ister. Üstat da her ikisine muhtelif zamanlarda ama aynı olan şu cevabı verir:

-Siz gidin kendi aranızda anlaşın. Aranızdaki tesanüdü muhafaza edin, o yeter. Risale-i Nur’un sizin hizmetinize ihtiyacı yok.

Yine bir başka zaman Konyalılar, Üstad’a gelerek Konya’da pek hizmet olmadığını söylerler. Üstad da der ki:

-Bir yerde bulunan Nur talebeleri, hizmete perde olmazsa orada hizmet olur.

İbrahim Köse/Cevaplar.org
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 05.06.09, 01:19 AM   #133
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Said Nursi'nin göz yaşları



Bediüzzaman, 'Çok şükür, ölmeden bunları gördüm' diyerek hislerini ifade etti

Son Şahitler'den Cevat Çağrı'nın hatırası...

"Yeni basılmaya başlanan Sözler'in formalarını Salih Özcan ve Said Özdemir'le birlikte Emirdağ'a götürmüştük. kendilerinin yanında ve hizmetinde Mehmed Çalışkan da vardı. Bana ilk defa Salih Özcan vesile oldu. Sonra Bayram Yüksel'i gönderdiler. Daha evvel gıyaben tanıyordum. Bayram Yüksel'e araba kullanmaya öğrettim. Üstada giderken Osman Nuri Efendi hediye olarak benimle bir tesbih göndermişti. O tesbihi aldı, öptü, başına koydu. Bana hitaben, 'Ben seni Osman Nuri olarak tanıyorum, kabul ediyorum, tesbihi çekerken sizleri hatırlayacağım' dedi.

"Osman Nuri Efendi, Bediüzzaman'ı yirminci asrın müceddidi olarak tanır ve öyle ifade ederdi. Ben kendilerini Emirdağ'da ziyaret ettim. Üç-dört defa gittim.

"İlk Sözler'in formalarını görünce gözleri yaşardı, ağladı. Mehmed Çalışkan ve Hamza Emek de oradaydı. 'Çok şükür, ölmeden bunları gördüm' diyerek hislerini ifade etti. 'Ben vazifemi yaptım, artık siz bundan sonrasını yaparsınız' dedi.

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 09.06.09, 01:23 AM   #134
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Nursi'nin babasını dinlemediği an


Mirza Efendi, Bediüzzaman'a, 'senin baban olduğumu sakın kimseye söyleme' diye uyardı ama

Babaya saygı

Bediüzzaman'ın Van’da, Vali Tahir Paşa’nın konağında kaldığı günlerdi.
Bir gün basit kıyafetli bir köylünün kapıda kendisini beklediğini söylediler. Kapıya koştu.
Gelen babasıydı. Bir merkeple Nurs’tan kalkmış, Van’a oğlunu görmeye gelmişti.
Bediüzzaman sevinç içinde babasının ellerine sarıldı. Halini hatırını sordu. Annesi ve kardeşleri hakkında bilgi aldı.

Mirza Efendi, kapıda oğlunu:
– Oğlum, burada benim, senin baban olduğumu sakın kimseye söyleme, diye uyardı.

Bediüzzaman babasının önüne geçip ona yol gösterdi ve içeri aldı.
Salona girdiler.
Vali ve şehrin diğer ileri gelenleri de oradaydı. Sofi Mirza Efendi, utanarak kapının eşiğine yakın bir yere oturdu.

Bediüzzaman, uyarısına rağmen babasını topluluğa iftiharla tanıttı:
– İşte bu zat benim babam Sofi Mirza Efendi’dir.

Ve babasını kapı ağzından alarak başköşeye, Vali Tahir Paşa’nın yanındaki sedire oturttu.
Onun layık olduğu yer orasıydı.
Baba, herkesin önünde ve başında olmalıydı.

Ömer Faruk Paksu
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler kitabından)

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 10.06.09, 01:00 AM   #135
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Bediüzzaman ve zikreden ağaçlar


Bir ağacın başındaki 'köşk'ün tamir edilmesi gerekiyordu. Ama Bediüzzaman'ın bir şartı vardı

Ağaçları kesmeyin!

Özellikle yaz aylarında günlerce Çam Dağı’nda kalır, çalışmalarına ve ibadetlerine burada devam ederlerdi.

Çam Dağı Eğirdir Gölü’ne bakan, muhteşem manzaraya sahip, çok güzel bir yerdi. Havası temiz, suyu lezzetliydi.

Burası için “Ben bu menzilleri Yıldız Sarayı’na değişmem” derdi Bediüzzaman...

Dağın tam tepesinde, bir ağacın başında, kuru dallardan yapılmış mütevazı bir “köşk”ü vardı. Derme çatma bir merdivenle çıkılırdı buraya...

Bu kulübecik zaman içinde bozulur, dal parçaları çürür ve tamire ihtiyacı olurdu.

Baharla birlikte yine talebeleriyle bu dağa çıkmışlardı. Kulübeciğin tamir edilmesi gerekiyordu. Etraf bütünüyle ağaçlarla çevrili olduğundan odun temin etmek zor değildi. Birkaç ağacın dalı bu işi görmeye yeterliydi.

Bu işi yapmak için hazırlanan talebelerine Bediüzzaman sıkı sıkı tembih etti:
– Sakın ağaçları kesmeyin. Kuru odun parçalarıyla işinizi görün.

– Üstad’ım, birkaç dal parçasını kessek ne olacak? Her taraf zaten orman, dediklerinde Bediüzzaman şu cevabı verdi:
– Hayır onlar da Allah’ı zikrediyor. Kuru dalları toplayın, işinizi onlarla görün.

Ömer Faruk Paksu
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler kitabından)

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 10.06.09, 01:08 PM   #136
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Bediüzzaman'ın dua listesi


Bediüzzaman, uzunca bir liste çıkardı ve İbrahim'in de adını ilave etti. İbrahim, 'Üstad'ım, merak ettim. Bu liste nedir' diye sorunca


Dua listesi
– Üstad’ım, bize dua eder misiniz, dedi.
Uzak bir yoldan gelmişti. Eserlerini okuduğu Bediüzzaman’ı görmek, hayır duasını almak istemişti.

– İnşaallah kardeşim, dedi Bediüzzaman:

– Dua ibadetin özüdür. Kulun Rabbine en yakın olduğu andır.

– Adın neydi, diye sordu.

– İbrahim, diye karşılık verdi misafiri.
Bediüzzaman, uzunca bir liste çıkardı ve sonuna İbrahim’in de adını ilave etti.

Listede yüzlerce isim vardı.

– Üstad’ım, merak ettim. Bu liste nedir, dedi.
Bediüzzaman, listeyi başucuna koydu ve şöyle cevapladı:

– Nasıl ki bir yere mektup attığında, zarfın üzerine adresi yazarsan, gideceği yere doğru gider ve istenilen yere çabuk ulaşır. Aynı şekilde, dua edeceğin kimseyi de ismiyle anarsan aynı şekilde Cenab-ı Hakkın dergâhına öyle ulaşır.
İbrahim, başını salladı:

– Tamam Üstad’ım, dedi.
Bediüzzaman devamla şu dersi verdi misafirine:

– Hem gıyâbî yapılan dua daha makbuldür. Çünkü ben senin ağzınla günah işlemedim, sen de benim ağzımla işlemedin. Cenab-ı Allah bir mü’minin diğer mü’min kardeşi için yaptığı duayı kabul eder. Dua bir iksirdir, toprağı gümüş yapar, gümüşü de altın yapar.

Ömer Faruk Paksu
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler kitabından)

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 13.06.09, 01:02 PM   #137
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Bediüzzaman'a hediye gelen iki karpuz



Yusuf Ağa elinde iki karpuzla 'Kabul buyurursanız bunları size getirdim' dedi. Bu, Bediüzzaman’ın son derece hassas olduğu bir noktaydı

Hamalın helal parası
–Ahmet Efendi bana 50 kuruş borç verir misin, dedi Yusuf Ağa.
Ahmet Efendi şaşırdı. Böyle varlıklı bir ağanın kendisinin parasına ne ihtiyacı olabilirdi. Hamallıkla geçinen, eve zar zor ekmek götüren, kendi halinde biriydi.
–Vermesine veririm de, dedi. Senin benim 50 kuruşuma ne ihtiyacın var? Sen zengin, malı mülkü olan birisin, ağasın!
Yusuf Ağa:
– Doğru söylüyorsun. Benim senin parana ihtiyacım yok. Allah’a şükür, yeterince param var. Ancak Hoca Efendi’ye karpuz götüreceğim. Bizim orada âdettir, büyük zatlara mevsimin ilk sebze ve meyvelerinden hediye götürülür. Sen hamal olduğun için paran helaldir. Benim parama haram karışmış olabilir. Hoca Efendi muhakkak anlar ve kabul etmeyebilir.
– Peki, dedi Ahmet Efendi. Cüzdanını uzattı:
– Ne kadar istiyorsan al.
Yusuf Ağa 50 kuruş aldı ve pazara doğru gitti.
Kısa bir süre sonra, elinde iki Adana karpuzuyla Bediüzzaman’ın kapısını vurdu.
Kapıyı Bediüzzaman’ın talebesi açtı:
– Buyurun, dedi.
– Hoca Efendi’yi ziyarete gelmiştim, müsait mi acaba?
– Bir sorayım, dedi ve içeriye girdi. O sırada Bediüzzaman ayağa kalkmış ve kapıya kadar gelmişti.
Yusuf Ağayı elinde iki karpuzla görünce:
– Nedir onlar, dedi.
–Affedin Hocam, bizim tarafta âdettir. Âlimlere, büyük zatlara mevsimin ilk karpuzlarından hediye götürürüz. Kabul buyurursanız bunları size getirdim, dedi mahcup bir edayla...
Bu, Bediüzzaman’ın son derece hassas olduğu bir noktaydı. Hayatı boyunca kimseden karşılıksız bir şey almamıştı.
– Yusuf Efendi, dedi, ben yetmiş yaşıma geldim, kimseden hediye kabul etmedim. Sen benim bu âdetimi nasıl bozarsın?
Yusuf Ağa olduğu yerde kaldı. Zaten bir tereddütle gelmişti. Ne diyeceğini bilemedi.
Bu sırada Bediüzzaman elini iki kaşının arasına götürdü, derin bir düşünceye daldı.
Bir süre sonra başını kaldırdı ve Yusuf Ağaya döndü. Tebessümle:
– Ben seni karpuzlarınla birlikte geri gönderecektim. Fakat onları muhacir hamalın parasıyla almışsın, onun hatırına kabul ediyorum.
O anda Yusuf Ağanın dermanı kesildi, dizlerinin bağı çözüldü, daha fazla duramayarak karpuzları yere bıraktığı gibi kaçarcasına evden çıktı, gitti.
Aylar sonra, Yusuf Ağa birkaç yakınıyla birlikte yine Bediüzzaman’ı ziyarete geldi.
Bediüzzaman misafirlerini çok hoş karşıladı ve talebesine:
– Kardeşim misafirlerimize bir ikramda bulunalım, içerideki iki karpuzu kes getir, dedi.
Talebesi diğer odaya geçti ve iple tavana asılı olan iki karpuzu yere indirdi. Daha dalından yeni koparılmış gibi taptazelerdi.
Karpuzları dilimlere ayırıp tepsiye dizdi ve misafirlerin önüne koydu.
Ağa ile misafirleri getirilen karpuzları iştahla yediler.
Yusuf Ağa “Hocam Allah ziyade etsin, dedi ve geriye çekildi.
– Afiyet olsun kardeşim, dedi Bediüzzaman:
– Hatırladın mı bu karpuzları? Hani hamalın parasıyla alıp bana hediye getirmiştin.
Yusuf Ağa kıpkırmızı kesildi, sadece “Hocam", dedi ve devamını getiremedi.
Şaşkınlıktan dili tutulmuştu.
Bediüzzaman gülümsedi:
–Kardeşim, ben sana demedim mi kimsenin hediyesini karşılıksız almıyorum, alamıyorum diye... İşte senin getirdiğin karpuzları da yiyemedim. Yine size nasip oldu. Afiyet olsun.

Ömer Faruk Paksu
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler kitabından)

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 16.06.09, 11:33 AM   #138
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Bediüzzaman'ın cesaret edemediği şey


Talebesi Bediüzzaman'a, 'Üstadım, biz de korkuyoruz ama senin ödün patlıyor. Bizim gibi rahat otursan' deyince...

Nasır
İbadet ve duayla meşgul olurken, saatlerce diz üstüne oturur, saygısından ayaklarını uzatmazdı.
Bu şekilde oturmaktan ayak parmakları yara olmuş, nasır bağlamıştı.
Talebesi Molla Resul’e parmağını göstererek bir merhem sürmek istediğini söyledi.
Molla Resul kendisinden yaşça büyük, âlim ve faziletli bir zattı. Bu sırada ateş yakmaya çalışıyordu.
Bediüzzaman’a:

– Üstad’ım, biz de Allah’tan korkuyoruz, ama senin ödün patlıyor. Bizim gibi rahat otursan ayağın yara olmayacaktı, dedi.
Bunun üzerine Bediüzzaman:

– Molla Resul! Kısa ömürde, kısa dünyada, ebedî hayatı kazanmaya gelmişiz. Hem burada rahat oturayım, hem Cennet dava edeyim, olmaz böyle şey! Onun için cesaret edemiyorum rahat oturmaya...

Ömer Faruk Paksu
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler kitabından)

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 21.06.09, 09:19 AM   #139
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Said Nursi'nin baba şefkatine cevabı


Dr. Nutku'nun, 'Üstadım çocukları zamanın fenalıklarından korumak için Konya'ya yerleştim' sözlerine Bediüzzaman şöyle cevap verdi


“Gül bahçesinde gübrelere bakma!”
Dahiliye uzmanıydı. Kıdemli binbaşıyken askeriyeden istifa ederek sivil hayata dönmüştü.

Dinî ilimlere meraklıydı. Mesaisinden arta kalan zamanında bol bol ibadet ediyor, hadis ve tefsir kitapları okuyordu.
Aynı zamanda maneviyat ehli büyük zatları da ziyaret ederek, onların ilim ve feyizlerinden istifade etmeye çalışıyordu.

Bu şekilde birçok zatı ziyaret etmişti. Bediüzzaman’ın ismini de bu sırada duymuştu:

– Aradığın kutup budur” demişlerdi ona…
Zamanın fenalıklarından çok çekiniyordu. Yeni neslin dinden uzak yetişmesine çok üzülüyordu. Çocuklarını da bu kötü gelişmelerden muhafaza etmek istiyordu. Bunun için Konya’ya yerleşmişti.
Dr. Sadullah Nutku, bir gün oğlu Mehmet’i de yanına alarak Emirdağ’a Üstad Bediüzzaman’ı ziyarete gitti.

Bediüzzaman gelen misafirlerini çok iyi karşıladı ve yanına oturttu.
Dr. Sadullah Beyin oğlu hastaydı:

– Üstad’ım, dedi. Oğlum hasta, ona dua eder misiniz?
Bediüzzaman, Mehmet’in yüzüne baktı ve “Kardeşim, ben ona dua edeceğim, ama hastalığı ahireti için daha iyidir, üzülme, dedi.
Başını sallayarak:

– Peki Üstad’ım, dedi ve şöyle devam etti:
– Üstad’ım, ben çocuklarımın iyi terbiye almaları ve onları zamanın fenalıklarından korumak için Konya’ya yerleştim, dedi, Siz ne buyurursunuz?
Bediüzzaman şöyle cevap verdi bu samimi talebesine:

– Kardeşim, sen gül bahçesindesin, gübrelere fazla bakma! Çiçeklere, güllere bak. İyiliklere, güzelliklere bak. Bu dünyada tam istediğin gibi bir yer bulamazsın.

Ömer Faruk Paksu
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler kitabından)

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 23.06.09, 09:40 AM   #140
LeoparGS
Guest
 
LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Nurdan Hatıralar/Bediüzzaman'ın Hayatından Menkıbeler

Üstad seherin soğuğunda duadaydı


Emin Çayırlı (Çaycı Emin Bey) Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili bir hatırasını anlatıyor:

"Sabahları erkenden evine gidip sobasını yakardım. Yine böyle bir gün gitmiştim. Çok soğuk bir gündü, farkına varmadan sabah ezanından iki saat önce gitmiştim. Seccadenin üzerinde ibadet ediyordu. Mum ışığında, seherin soğuğunda, hazin bir sesle dua ediyor, için için yalvarıyordu. Ben heyecan içerisinde tam bir buçuk saat ayakta bekledim. Bu ulvî hali titreyerek, ürpererek seyrettim.

"Nihayet ezan sesleri uzaklardan gelmeye başladı. Ama o zamanki malûm Türkçe ezan sesleri... Dönüp bana dedi:

"Emin, sen çok büyük bir hata ettin! Kasem ederim, yemin ederim ki, benim bir vaktim vardır, o vakitte melâike de gelse, kati bir surette kabul etmem. Sen çok yanlış ettin. Bir daha böyle hareket etme, bu kadar erken gelme, ezan okunmayınca gelme!' dedi.

"Efendim affet, kusura bakma! Ay ışığı dolayısiyle vakti bilemedim. Erken gelmişim. Bir daha ezandan önce gelmem' dedim.

Risalehaber

  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
hatıralar or bediüzzamanın, hayatından, menkıbeler, nûrdan


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
İmam Hüseyin (a.s)'ın Hayatından Dersler esaretinbedeli7 DİNİ BİLGİLER 9 18.07.08 12:24 AM
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Hayatından Diyalog Örnekleri BelinAY Peygamber Efendimiz (s.a.s) in Hayatı 0 19.05.08 12:19 AM
OSMANLI' nın hayatından hâyâ emsali... nihade İslam ve Sosyal Meseleler 25 26.12.07 01:21 AM
sahabi hayatından bir kesit..... sedef Ashab-ı Kiram (Hayat-us Sahabe) 1 08.11.07 08:44 PM
Dini Menkıbeler abdulkadir Hakk Dostları 105 17.05.06 06:08 PM


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283