Geri git   ForumAnkebut İslami sohbet,Kuran,Tefsir,Fıkıh,Tasavvuf,Risale Paylaşım Merkezi... > ..::PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)::.. > Diğer Peygamberlerimiz
Kayıt ol YardımBağış Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Diğer Peygamberlerimiz "Biz Allah'ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız,duyduk ve itaat ettik."(Bakara-285)

Yeni Konu aç  Cevapla
Seçenekler
Okunmamış 15.11.06, 04:04 PM   #1
ahmedhassan28
Guest
 
ahmedhassan28 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Üye No:


Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Standart Hz.Uzeyr(Hazkil a.s.)

Yüce Rabbimiz Bakara suresinin 259.ayetinde şöyle buyruyor:
forumankebut.net - Hz.Uzeyr(Hazkil a.s.) "(Ey Habibim) Yahut o kimseyi bilmezmisin ki;bir kasabaya uğramıştı da,çatıları çökmüş,duvarları üzerine yığılmış,harabe bir halde görerek,Allah bu kasabayı bu ölümden sonra nereden diriltecek(Nasıl ihya edecek) diye düşünmüştü.Allah,o kimseyi yüz sene ölü bıraktı,sonra da diriltti.Allah,(melek vasıtasıyla) ona,ne kadar bu halde kaldın diye sordu.O'da bir gün veya daha az böyle kaldım dedi.Allah ona hayır yüz yıl ölü kaldın.Öyle olduğu halde,bak ki,yiyeceğin-içeceğin bozulmamış.Hele şu merkebine bak.Bunu yapmaktan muradımız,seni insanlara bir ibret(delil) kılmak ve kendinde bilip anlayasın diyedir.Merkebinin kemiklerine bak ki;onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz,sonra da onları nasıl etle giydiriyoruz,dedi.O,merkep dirilip eski haline geldiği ve herşey kendisine açıkca belli olduğu zaman dedi ki;artık biliorum ki,Allah hakikaten herşeye Kaadirdir."
Yukarıya mealen aldığımız ayet-i kerimede sözü edilen kimsenin Uzeyr a.s olduğu bildirilmektedir...
Tevbe 30'da mealen şöyle buyrulmaktadır:
"Yahudiler,Uzeyr Allah'ın oğludur dediler.Hristiyanlar da,Mesih Allah'ın oğludur dediler.Bu onların ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir ki,daha önce küfre gidenlerin sözlerine benziyor.Allah onları kahretsin,haktan batıla nasıl da dönüyorlar."
Kuran-ı Kerim'de bu şekilde adı geçen Uzeyr a.s'ın,bir peygamber mi yoksa Allah yoluna davet eden veli bir zat mı olduğu hakkında kesin delil yoktur...
Uzeyr a.s,Harun a.s neslinden olup,Şüreyhanın oğludur.İsrailoğullarına gönderilen Nebi veya Velilerdendir.
Buhtunnazar'ın Kudüsü yerle bir ettiği istila sırasında esir edilenlerdir.Bir süre esaret altında kaldıktan sonra,bir yolunu bulup,eşeğine binip Kudüse geldi.Kudüs bir harabeydi ki,içler acısı bir manzarası vardı.Eşeğinden inen Hz.Uzeyr a.s,bulduğuve her nasılsa harab olmamış bir bahçeden kalan ağaçlardan üzüm ve incir toplayıp yedi.Sonra da,büyük bir üzüntü içinde;"Acaba virane olan,yerle bir edilen bu şehir tekrar nasıl eski haline gelecek?..Bu mümkün mü?.."diye düşündü...
Yüce Rabbimiz,ayettede belirttiği gibi,Uzeyr a.s'ı hemen o anda hayattan mahrum bıraktı...100 Yıl bu şekilde,o tenha yerde ölü halde kaldı ve eşeği de öldü.Etleri çürüdü,kemikleri ayrılıp dağıldı...Ve bu yüzyıl içinde çok şeyler değişti.Uzeyr a.s'ın ölü hale gelmesinden 70 sene sonra,Yüce Rabbimiz Fars hükümdarlarından Nûşek eliyle Kudüs ve içinde bulunan Beyt'ül-Makdisi imar ettirdi...Yeniden insanlar oraya toplandılar...Ancak,Buhtunnazar istilasında herşey gibi,Tevratın bütün nüshaları da yanmıştı...
Uzeyr a.s daha çocukluk yıllarından itibaren Tevratı ezberlemişti.İsrailoğulları içinde,o zaman Tevratı hatasız olarak ezberinde muhafaza eden tek kişiydi...
Şehrin imarı tamamlanmış,herşey yerli yerine konmuştu.Ayet mealinden de anlaşılacağı üzere,Yüce Rabbimiz Uzeyr a.s'a yeniden can verdi.Ve sanki,birkaç saat oracıkta uyumuş gibiydi.Daha yediği üzüm ve incirlerden artanlar bile taptaze duruyordu... Eşşeği de,gözlerinin önünde çürümüş kemikler ve tüy yığını olarak toparlandı,can buldu...O zaman,Uzeyr a.s tövbe ederek,yüce Rabbimizin sonsuz kudretinden bir anlık gafı için ağladı...
"Artık biliyorum ki,Allah her şeye Kadirdir"diyerek yüce rabbimizin sonsuz kudretini kalben de tasdik etti...
Daha sonra,eşeğine binerek Kudus'e giren Uzeyr a.s,kendisini tanıttı.İnanmadılar.İsbat etmek için,Tevrat'ın ezberden okuyacağını söyledi.Oysa,Tevrat'ın nüshalarının yakılması üzerinden yüz sene geçmişti...İçlerinden biri,bu istiladan dedesinin kaçırdığı ve halen gizli bir yerde muhafaza ettiği bir Tevrat ı getirdi.Uzeyr a.s ezberden okurken,diğerleri takip ettiler.Bu gerçek bir mucize idi...
Çok az insan iman etti.Büyük bir çoğunluk,Uzeyr a.s'ı haşa "Allah'ın oğludur"diye tanımak istedi ve küfre gitti...
Hazreti Uzeyr'in peygamberliği belli değildir.Resulullah efendimiz,bir hadis-i şerifinde buyurdu ki:
"Uzeyr in peygamber olup olmadığını bilmiyorum,Tübba'nın mel'un olup olmadığını bilmiyorum,Zülkarneyn in peygamber olup olmadığını bilmiyorum."(Ebu Hureyre den nakledilmiştir.)
Şüphesiz gerçekleri Yüce Rabbimiz bilir.
Uzeyr a.s,Nebi de olsa,Veli de olsa, Kuran-ı Kerim'de kıssası geçen,şahsında büyük bir ibret ve hikmeti insanlara taşıdığı için mubarek bir zattır...
İsrailoğullarının Tevrat hükmü üzerine irşad etmiştir.Elli yaşlarında hayattan mahrum olup,yüzyıl öyle kaldıktan sonra tekrar aynı yaşlarda dirilmiştir.Elli yaşında tekrar hayat bulduğunda,onsekiz yaşında bıraktığı oğlu yüzonsekiz yaşındadır.Ve Uzeyr a.s,oğlundan altmış sekiz yaş genç olan baba ünvanını taşımaktadır...
Allah ın selamı hazreti Uzeyr a.s'ın üzerine olsun...

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22.01.07, 05:16 PM   #2
mebde
Guest
 
mebde - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Üye No:


Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Standart Cevap: HAZRETİ UZEYR ALYHİSSELAM :

Allah razı olsun bir başka kaynaktan da aktarmak gerekirse...


İsrailoğullarına (Yahudilere) göre meşhur bir peygamber olan Üzeyr (a.s)'ın adı Kur'an-ı Kerîm'de geçmektedir. Fakat İslâm'a göre onun peygamber olup olmadığı hususunda ihtilaf vardır.
Üzeyr (a.s)'ın adı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Bazı alimlere göre onun adı Arapça bir isimdir. Diğer bazı alimlere göre ise, Üzeyr kelimesi Arapça değil, İbranicedir (el-Ukberî, İmlau ma menne bihi'r Rahman, Mısır, 1961, II, 7).

İbranice'de Üzeyr kelimesinin karşılığı "Azra"dır. Tevrat'ın bu dildeki nüshasında böyle geçmektedir (Biblio Hobraica, nşr. Rud. Kittel, Stuttgart,1952; Esra, VII,1; Nehemio, VIII,13).

Üzeyr (a.s), Harun Peygamber'in neslinden gelmektedir (es-Sa'lebî, el-Arais, Mısır, 1951, 344).

Üzeyr (a.s)'ın adı, Kur'an-ı Kerîm'de bir yerde geçmektedir: "Yahudiler. 'Üzeyr, Allah'ın oğludur; dediler. Hristiyanlar da: Mesih Allah'ın oğludur', dediler. Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden inkâr etmiş(olan müşrik)lerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da (haktan batıla) çevriliyorlar!.. Hahamlarını ve rahiplerini Allah'tan ayrı rehber edindiler, Meryem oğlu Mesîh'i de. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı olan Allah'a ibâdet etmeleri emredilmişti. Ondan başka ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir" (et-Tevbe, 9/30, 31).

Burada söz konusu olan Üzeyr (a.s) hakkında çeşitli rivâyetler vardır. En meşhuru İbn Abbas'ın rivâyetidir. Buna göre, Yüce Allah İsrâil oğullarının elinde bulunan Tevrat'ı onlardan aldı. Tevratın içinde bulunduğu sandığı kaybettiler. Aynı zamanda Tevrat zihinlerinden de silindi. İsrail oğulları buna çok üzüldüler. Bilhassa Üzeyr (a.s) Allah'a çok ibâdet etti; O'na yalvarıp yakardı. Allah'tan inen bir nur, onun kalbine girdi. Unutmuş olduğu Tevrat'ı hatırladı. Ondan sonra Tevrat'ı yeniden İsrail oğullarına öğretti. Daha sonra Tevrat'ın içinde bulunduğu sandık bulundu. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)'ın öğrettiğinin aslına uygun olduğunu gördüler. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)'ı çok sevdiler. Fakat bu hususta aşırı gittiler. "O, olsa olsa Allah'ın oğludur" dediler (İbn Cerir et-Taberî, Camiu'l-Beyân, Mısır,1951, X,111). Bu âyetler, onların bu hususta aşırı gitmelerini ve Hristiyanların da, İsâ (a.s) Allah'ın oğludur diye söylemelerini reddetme mahiyetinde nazil olmuştur. Onların bu sözlerinin batıl olduğu anlatılmış ve Yüce Allah'ın, onların bu iddialarından münezzeh olduğu ifâde edilmiştir (el-Beydâvî, Envaru't-Tenzîl ve Esraru't Te'vîl, Mısır, 1955, I, 196).

Yahudilerin bu hususta aşırı gitmeleri, Kur'an'ın başka yerlerinde de tenkid edilmiştir. "Vay haline o kimselerin ki, Kitabı elleriyle yazıp, az bir paraya satmak için, "Bu Allah'ın katındandır. " derler. Ellerinin yazarlığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!" (el-Bakara, 2/79) mealindeki âyette Yahudiler kasdedilmektedir. Onların Tevrat'ı tahrif ettikleri, ondan sonra kendileri tarafından yazılan bir kitabı Allah'ın kitabı diye tanıtmaları söz konusudur. Onlar bu şekilde kitab yazmışlar, Allah'ın kelâmı olarak ileri sürmüşler ve bununla menfaat ile nüfûz sağlamaya çalışmışlardır. Bu âyette, onların bu yaptıkları tenkid edilmektedir (Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetu't-Tefâsir, İstanbul, 1987, I, 71 vd).

Aşağıdaki âyette de, Yahudilerin bu durumu tenkid edilmiştir:

"Onlardan bir grup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken, dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları, kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde, "Bu, Allah katındandır. " derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar" (Âlu İmran, 3/78).

İbn Abbas (r.a)'dan nakledildiğine göre, bu ayette de Yahudiler kasdedilmektedir. Buna göre, onlar Allah'ın kelâmını kaybetmişler. Kendi uydurduklarını Allah'ın kelamı olarak tanıtmaya çalışmışlar. Onların bu yaptıkları yalan ve uydurmadır (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Kahire,1977, I, 182 vd.).

Üzeyr (a.s) ile ilgili bulunduğu söylenen diğer bir ayet de şöyledir;

"Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin çatıları duvarları üzerine çökmüş (yıkık dökük olmuş) ıssız bir kasabaya uğradı. "Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!" dedi. Hemen Allah onu öldürdü, yüz sene sonra tekrar diriltti. "Ne kadar kaldın burada?" dedi. "Bir gün yahut bir kaç saat" dedi. Allah ona: "Bilakis yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Bir de eşeğine bak. Seni insanlar için bir âyet (ibret işâreti) kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl birbiri üstüne koyuyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz. " dedi. Durum kendisince anlaşılınca, "Şüphesiz Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmeliyim" dedi (el-Bakara, 2/259).

Bu ayette söz konusu olan zatın kim olduğu hususunda çeşitli rivâyetler vardır. Fakat alimlerin ekseriyetine göre bu zat, Üzeyr (a.s)'dır (el-Beydâvî, Envaru't-Tenzîl, I, 57).

Hz. Muhammed (s.a.s), Üzeyr (a.s)'ın peygamber olup olmadığı hususunda şöyle buyurmuştur: "Bilmiyorum, Üzeyr peygamber midir, değil midir?" (Ali Nasıf et-Tâc, III, 302). Bundan dolayı İslâm inancında Üzeyr (a.s)'ın peygamberliği ihtilaflı kabul edilmiştir.

Peygamber olsun veya olmasın, Üzeyr (a.s) Allah'a tam manasıyla inanmış, kamil imân sahibi olan bir zattı. Hayatı boyunca, Allah'ın rızasını kazanmak için şerden kaçmış, hayra koşmuştur. Çevresindeki insanları da bu şekilde inanmaya ve Allah'ın emir ile yasaklarına riâyet etmeye davet etmiştir.

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 12.07.08, 12:44 PM   #3
sinan_13
Kardeş
 
sinan_13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 153
Üye No: 37326

Tesekkür: 0
3 Mesajına 4 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 0
3 Mesajına 4 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 6 sinan_13 is on a distinguished road
Standart Hz.Uzeyr

Uzeyr Aleyhisselamİsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden veya velîlerden. İsmi; Kur’ân-ı kerîmde bildirilmiş olup, peygamber olup olmadığı açıkça bildirilmemiştir. Babasının ismi Şureyha olup Hârun aleyhisselamın neslindendir. İsrailoğullarını Tevrat’ın hükümlerine uymaya dâvet etmiştir. İsrailoğulları Allah’ın oğlu diye iftirâda bulunmuşlardır.

Kudüs’te doğdu ve Kudüs’te vefat etti.

Uzeyr aleyhisselam küçük yaşından îtibâren, Tevrat ilmini öğrenip Tevrat’ı ezbere bilen sayılı kimselerden oldu. Allahü teâlâ ilâhi emirlerden yüz çevirip, peygamberlerin nasîhat ve ikâzlarına kulak tıkayan ve çeşitli azgınlık ve taşkınlıkta bulunan İsrailoğullarına Bâbil hükümdârı Buhtunnasar’ı cezâ olarak musallat etti. Kalabalık bir orduyla Şam ve Ürdün bölgelerini istilâ edip, savunmasız insanları zâlimce öldürten Buhtunnasar Kudüs’ü de istilâ etti. Mescid-i Aksa’yı yıkıp, Kudüs şehrinin bağ ve bahçelerini harap etti. İsrailoğullarından çoğunu öldürüp, pekçok çocuk ve genci de esir alarak Bâbil’e götürdü. Bâbil’e götürülen genç esirler arasında Uzeyr aleyhisselam da vardı.

Uzeyr aleyhisselam Bâbil’de bir müddet esâret hayâtı yaşadıktan sonra elli yaşında olduğu sıralarda bir fırsatını bulup memleketi olan Kudüs’e gitmek üzere yola çıktı. Kudüs yakınına gelince, bir bahçede konaklayıp merkebinden yükünü indirdi ve bir ağaca bağladı. Geriden Kudüs şehrini seyredip; şehrin harap, yolların ve bahçelerin viran olduğunu üzülerek gördü. Bu sırada karnı acıktığı için bir miktar incir ve üzüm koparıp, incirin bir kısmını yedi, üzümün de suyunu sıkıp içti. Bir ağaç altına oturup, yıkılmış evlere, bozulmuş yollara, çürümüş tenlere, yığılmış kemiklere bakıp âlemin sonunu, yeniden dirilişi ve Allahü teâlânın kudretini düşündü. Kendi kendine: “Acabâ, bu halden sonra Hak teâlâ bu şehri nasıl tâmir ve ihyâ eder.” diyerek tefekküre dalıp uyudu.

Allahü teâlâ onu yüz sene öldürdü. Hayattan mahrum etti. Onun bedenini, yiyecek ve içeceğini insanların ve hayvanların gözünden gizledi. Uzeyr aleyhisselamı ölü bırakmasından yetmiş sene kadar sonra, Fâris hükümdarlarından Nüşek adında bir hükümdar eliyle Beyt-i mukaddesi (Mescid-i Aksa) ve Kudüs şehrini îmâr etti. Bu sırada Bâbil hükümdarı Bahtunnasar öldüğünden İsrailoğulları esâretten kurtulup memleketlerine döndüler.

Otuz sene daha geçtikten sonra Allahü teâlâ Uzeyr aleyhisselamı yeniden diriltti. Uzeyr aleyhisselam kendisinin bir gün veya bir günden az olarak uyumuş olduğu uykudan uyandığını zannetti. Çünkü incir ve üzümün sanki dalından yeni koparılmış ve şıra sıkıldığı saatlerdeki gibi bozulmamış olduğunu gördü. Allahü teâlâ Uzeyr aleyhisselama vahy edip yüz sene kaldığını bildirdi. Uzeyr aleyhisselam merkebine baktığı zaman onun parça parça olan kemiklerinin vücûdundan ayrılmış olduğunu gördü. Allahü teâlâ ona, “... Ve seni, insanlara bir âyet (delil) kılmak için böyle öldürüp dirilttik. (Seni öldükten sonra dirilmenin var olduğuna delil kıldık.) ve (merkebin) kemiklerine bak!Onları nasıl birbirine birleştiriyoruz? Sonra da onlara et giydiriyoruz?” (Bakara sûresi: 259) buyurdu. Allahü teâlâ ölmüş, etleri çürümüş, kemikleri parça parça olup kaybolmuş olan merkebi tekrar diriltti. Bu durumu gören Uzeyr aleyhisselam, “Ben bilirim ki, şüphesiz Allahü teâlâ herşeye kâdirdir. (Bütün ölüleri diriltmeye gücü yeter.) buyurarak Allahü teâlânın kudretini müşâhede etti.

Uzeyr aleyhisselam yeniden dirilen merkebine binip Kudüs şehrine girdi. Bulduğu insanları gördüğü ev ve mahalleleri tanıyamadı. Kendi mahallesi olarak tahmin ettiği yerde bir evin önünde durdu. Kapıda gözleri görmeyen, elleri ve ayakları tutmayan bir kadına rastladı. Kadına Uzeyr’in evi neresidir? dedi. Âmâ ve kötürüm olan kadın da; “Uzeyr’in evi burasıdır, ben Uzeyr’in hizmetçisiyim. Fakat Uzeyr kaybolalı yüz yıldan fazla oldu. Ondan ümitsiziz.” deyip ağlamaya başladı. Bunun üzerine Uzeyr aleyhisselam; “Ben Uzeyr’im” deyip başından geçenleri anlattı. Uzeyr aleyhisselamın duası bereketiyle kadın, hastalıklarından şifâ buldu. Kadın âilenin diğer fertlerine ve İsrailoğullarına Uzeyr aleyhisselamın geldiğini haber verdi. Âile halkı Uzeyr aleyhisselamı tanıyıp iknâ oldular. Uzeyr gelmiş diyerek sevinç ve heyecanla gelen şehir halkı da Uzeyr aleyhisselamı ziyâret edip uzun zaman geçtiği halde değişmemiş olduğunu gördüler. Yaşlılar ona çeşitli sorular sorarak imtihan etmeye başladılar.

Bu sırada Uzeyr aleyhisselama peygamberlik emri bildirildi. İsrailoğullarına Tevrat’ın hükümlerini tebliğ etmeye onları azgınlık ve sapıklıklardan sakındırmağa çalıştı. Daha önce kendilerini dünyâ ve âhiret saâdetine dâvet eden peygamberlerin apaçık mucizelerini gördükleri halde onları yalanlayan, birçok peygamberi de şehit eden İsrailoğulları Uzeyr aleyhisselamın dâvetini kabul etmediler. Okuduğu Tevrat’ın uydurma olduğunu iddiâ edenler çıktı. Bâzıları onun okuduklarından Tevrat olup olmadığını karşılaştıralım dediler. İçlerinden biri “Benim dedem, Buhtunnasar’ın zulmü zamânında bütün Tevrat nüshalarını yakılmak sûretiyle yok edildiğini bildirdi. Yalnız bir nüsha Tevrat’ı filan dağın tepesine gömdüğünü söyledi. O nüshayı getirip Uzeyr’in okuduklarıyla karşılaştıralım dedi. “Gömülü olan yerden Tevrat nüshalarını getirip Uzeyr aleyhisselamın okuduklarıyla karşılaştırdılar. Yazılı nüshada olanlarla Uzeyr aleyhisselamın okuduklarının aynı olduğunu görünce “Bu kadar uzun zamandan sonra Uzeyr’in Tevrat’ı ezbere okuması mümkün değildir düşüncesiyle Tevbe sûresi 30. âyetinde bildirildiği gibi“Uzeyr Allah’ın oğludur.” diye iftirâda bulundular.

Uzeyr aleyhisselam ise onların bu inanışlarının küfür ve sapıklık olduğunu, vazgeçmedikleri halde şiddetli azâba uğrayacaklarını bildirdi. Vefât edinceye kadar İsrailoğullarının arasında bulundu. Onları hak yola dâvet etmeğe devâm etti. Uzeyr aleyhisselamın vefatından sonra İsrailoğullarının isyanları ve sapıklıkları iyice arttı.

Uzeyr aleyhisselamın ismi Kur’ân-ı kerîmde (Bekara sûresi: 259 ve Tevbe sûresi: 30. âyetlerinde) zikr edilmiştir. Fakat peygamber mi yoksa insanları hak yola dâvet eden bir velî mi olduğu kesin olarak bildirilmedi. Peygamber efendimiz de buyurdu ki:
“Uzeyr’in Peygamber olup olmadığını bilemiyorum. Tubba’nın mel’ûn olup olmadığını bilemiyorum. Zülkarneyn’in peygamber olup olmadığını bilemiyorum...”

sinan_13 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 21.08.08, 08:20 AM   #4
Ab-ihayaT
Guest
 
Ab-ihayaT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Üye No:


Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Standart Hazkil Aleyhisselam’ın Kıssası

Hazkil Aleyhisselam’ın Kıssası

Sizler yokluk derelerinde iken, hiçbir şey iken, hatta hiçbir şey bile değilken sizleri yaratan zatın, öldükten sonra yeniden diriltmesinden mi şüphe ediyorsunuz? Hâlbuki O (size göre) zor olanı, ilk yaratmayı yapandır. Madem aklınız bunu anla(ya)mıyor. İşte size Hazkil Aleyhisselamın kavmi. Onlara baksanıza, çürümüş kemikler bir emirle nasıl bir araya geliyorlar. Toprağa karışmış bedenler nasıl bir anda toplanıyorlar. Ölümle cesetten ayrılan ruh nerede olursa olsun Kadîr-i zülcelâlin emrine icâbet edip can evine nasıl süratle geri dönüyor. İşte âhiretteki yaratılışınız da bunun gibi kolay olacaktır. Aklınız ve kalbiniz hiç şüpheye düşmesin, mutmain olsun.
Kur’ân-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerde anlatılan pek çok kıssa vardır. Bunlar, tüm zamanlara hitap eden Kur’ân’ın ve Peygamberlerin hayatlarındaki ibretlik hikâyelerin insanlığa vermek istediği ilâhî mesajlarla doludur. Her asrın ilim erbabı bunlardan kendi düşünce ve anlayışlarına göre birer mânâ çıkarmışlardır. Bu mesajları doğru okumaya (ç)alışarak hem kendilerinin hem de başkalarının istifadesine gayret etmişlerdir. Bu yazımızda Hazkil Aleyhisselam’ın kıssasından bahsederek aldığımız hisseyi sizlerle paylaşacağız. Hazkil Aleyhisselam, Musa Aleyhisselamın vefatından sonra Yûşâ bin Nûn ve Kâlib bin Yuhanna’nın ardından İsrâiloğulları’na gönderilen üçüncü peygamberdir. Diğer bir lakabının Zülkifl olduğu da söylenir. Cenâb-ı Hak ezelî kelamı olan yüce Kur’ân’da meâlen şöyle buyuruyor:
“Kendileri binlerce oldukları hâlde, ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Bunun üzerine Allah onlara: “Ölün!” (diye) buyurdu, sonra da onları diriltti. Şübhesiz ki Allah, insanlara karşı gerçekten büyük ihsan sâhibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler.” (Bakara Sûresi, 243)
Bu âyet-i kerime ile ilgili olarak Esbat, İbn Mes’ud (ra) ile sahâbelerden bir kısmının şöyle dediklerini rivâyet etmiştir: Irak’ta Vasıt tarafında Daverdan denilen bir kasabada taun hastalığı baş göstermişti. Orada bulunan insanlar korkularından kaçıp giderek uzak bir yere yerleşmişlerdi. Kasabada kalanlar ölmüşler, kaçanlar kurtulmuşlardı. Taun hastalığı kalktıktan sonra kaçaklar sağ salim olarak geri gelip vatanlarına yerleşmişlerdi. Kasabada kalıp ölümden kurtulmuş olan bazı kimseler şöyle demişlerdi: Kasabadan kaçıp, hastalığın ortadan kalkmasından sonra geri gelen bu arkadaşlarımız bizden daha akıllıdırlar. Eğer ölenleriniz ile birlikte hepimiz bunlar gibi kaçıp gitmiş olsaydık hiç birimize ziyan gelmezdi. Ölmüş olanlar da şimdi hayatta kalacaklardı. Eğer ikinci kez taun hastalığı baş gösterirse biz de bunlarla birlikte kasabadan kaçıp gideriz.
Ertesi sene kasabada yine taun hastalığı baş gösterdi. Bu defa hepsi kasabayı terk edip kaçtılar. Sayıları 30. 000 civarındaydı. Efyah Vadisine gidip yerleştiler. Birisi vadinin alt tarafından, diğeri üst tarafından olmak üzere iki melek kendilerine: “Ölün!” diye seslendiler. Bunun üzerine hepsi ölüp geride sadece cesetleri kaldı. Sonra kemikleri de birbirinden ayrıldı. Nihâyet uzun bir müddet sonra Hazkil (as), onların kemiklerinin yanına varıp durdu. Durumlarını düşünmeye, dudaklarını kıvırmaya, parmaklarını ovalamaya başladı. Cenâb-ı Allah, kendisine şöyle vahyetti: “Onları nasıl dirilteceğimi görmek ister misin?” “Evet”, dedi. Allah’ın onları nasıl dirilteceğini hayretle bekleyip düşünüyordu. Kendisine: “Bu kemiklere seslen!” denildi, o da şöyle seslendi: “Ey kemikler! Cenâb-ı Allah, bir araya gelmenizi emrediyor!” Böyle dedikten sonra kemikler âdeta uçarcasına yan yana gelip birer beden haline geldiler. Sonra Cenâb-ı Allah ona yine “Seslen!” diye vahyetti. O da şöyle seslendi “Ey kemikler! Cenâb-ı Allah üzerinize et geçirilmesini emrediyor!” Böyle deyince kemiklere et geçirilmeye, etleri kanlanmaya başladı. Ölürken üzerlerinde bulunan elbiseleri de vücutlarına geçti. Sonra yine kendisine bir sada geldi: “Bu ölü cesetlere seslen!” O da cesetlere şöyle seslendi: “Ey cesetler! Cenâb-ı Allah sizin canlanıp ayağa kalkmanızı emrediyor!” Böyle demesi üzerine o ölü cesetler canlanıp ayağa kalktılar ve şöyle dua ettiler: “Ey Allah’ım, sen noksanlıklardan münezzehsin. Sana hamd ederiz. Senden başka ilah yoktur.” Böyle dedikten sonra ölü olarak diriltildikleri halde canlı vaziyette kavimlerine döndüler. Yüzlerinde hâlâ ölümün yumuşaklığı vardı. Bir müddet daha yaşadılar, sonra kendileri için takdir edilmiş olan ecel geldiğinde yeniden vefat ettiler. (Tefsir-i Taberi, II,365. El Bidaye Ve’n Nihaye İbn-i Kesir, II, 10)
Şimdi bu kıssadan almamız gereken hisseler neler olabilir, ona bakalım:
İnsanın vazifesi tedbirdir. Fakat neticede yine kader hâkimdir.
Bu kıssada açıkça görülüyor ki, tedbir almak her ne kadar gerekli ise de neticede takdir-i ilâhi asıldır. Takdir gelince tedbir işlemez. Cenâb-ı Hakk’ın muradı esastır. Bu hadisede murad-ı ilâhi başka gayeleri hedef aldığı için kulların tedbiri kendilerini ölümden kurtar(a)mamıştır. Sebeblere müracaat etmek istenilen neticeyi Cenâb-ı Hak’tan istemek demektir. Cenâb-ı Hakk’ın hikmeti de uygun görürse istenileni yaratır. Fakat hikmet-i ilâhiye münâsip görmediği ya da kader planındaki farklı maksatlar sebebiyle o şeyi velev ki sebeplerine riâyet edilmiş bile olsa yaratmayabilir. Bu tip hadiselerin ardındaki kaderin sırlı cilvelerinden bir kısmını şöyle sıralayabiliriz: Arka planda kaderin hâkim olduğunu göstermek, hikmet-i ilâhiyenin ince sırlarını düşündürmek, insanlara âcizliklerini hissettirmek, kudret-i ilâhiyenin nihâyetsizliğini, ilâhi ilmin her şeyi kuşattığını, Allah’ın iradesinin her şeyi içine aldığını şuur sahiplerine ispat etmek gibi pek çok umumi maksatlar gözetilmektedir. Demek bazı hadiselerde tedbirimize rağmen istediğimiz neticeyi al(a)mıyorsak takdir-i ilahinin hükmüne rıza göstermeliyiz. Belki başka bir hikmeti var diyerek hükm-ü kadere teslim olmalıyız. Aksi halde kaderi tenkit eden başını örse vurup kıracak, rahmeti itham eden de rahmetten mahrum kalacaktır. Çünkü her şeyi en iyi bilen O. Her şeyin en iyisini bilen de O. Elbette O’nun d(il)ediği olacak.
Öldükten sonraki diriltilmemiz ilk yaratılışımızdan daha kolaydır
Hazkil Aleyhisselam’ın kavmi kabirlerinde cesetleri çürümüş, dağılmış, bozulmuş iken nasıl yeniden diriltildilerse, aynı hadise diğer insanların da kaçınılmaz sonu olacaktır. Sonuçta herkes aynı âkibete maruz kalacaktır. Hepimiz istesek de istemesek de O’na dön(dürül)eceğiz. Yukarıdaki ifadelerde de açıkça görüleceği gibi öldükten sonraki diriltilişin kolaylığı dile getirilmektedir. Çünkü ortada hiçbir örnek yokken yeni bir şey îcâd etmek bize göre zordur. Fakat önceden yapılmış bir şeyin yeniden yapılması o kadar zor değildir. İşte Cenâb-ı Hak anlayacağımız dilden bize hitap ediyor. Sizler yokluk derelerinde iken, hiçbir şey iken, hatta hiçbir şey bile değilken sizleri yaratan zatın, öldükten sonra yeniden diriltmesinden mi şüphe ediyorsunuz? Hâlbuki O (size göre) zor olanı, ilk yaratmayı yapandır. Madem aklınız bunu anla(ya)mıyor. İşte size Hazkil Aleyhisselamın kavmi. Onlara baksanıza, çürümüş kemikler bir emirle nasıl bir araya geliyorlar. Toprağa karışmış bedenler nasıl bir anda toplanıyorlar. Ölümle cesetten ayrılan ruh nerede olursa olsun Kadîr-i zülcelâlin emrine icâbet edip can evine nasıl süratle geri dönüyor. İşte âhiretteki yaratılışınız da bunun gibi kolay olacaktır. Aklınız ve kalbiniz hiç şüpheye düşmesin, mutmain olsun.
Küçük kıyametler büyük kıyametin, küçük haşirler de büyük haşrin habercisidirler.
Ölümün ve yeniden diriltilmenin, haşir ve neşrin gözümüzün önünde cereyan eden numunelerini acaba ne kadar fark edebiliyoruz. Kış ve yaz, gece ile gündüz, asırların gelip geçmesi, dünyanın ve kâinâtın sürekli doldurulup boşaltılması, insan ve diğer canlıların ömürleri boyunca cisim libasının sık sık değiştirilmesi, bir çeşit ölüm ve yeniden diriliş değil midir? Bütün canlıların vücudunda vazifesi bitip ölen hücrelerin yerine yenilerinin gelip vazife başına geçmesi mikro âlemdeki kıyamet ve yeniden diriltilişin alâmeti değil midir? Bir insan doğumundan ölümüne kadar kaç farklı cesede sahip olmuşsa bir o kadar kıyamet ve yeniden diriltilişe şâhit olmuş demektir. Her bir ağaç her senede kökü, dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri adedince haşir ve kıyametin canlı örneklerine sahne oluyor. Uzayda her an büyük patlamalarla ölen yıldızların yerine kâinat kadrosuna yeni dâhil olan arkadaşları, makro âlemde de bir çeşit haşir ve kıyametin varlığını gösteriyorlar. Hatta diyebiliriz ki; her dakika, her saniye, her an kâinatta sayamayacağımız kadar haşir ve neşirler meydana geliyor. Bütün bunlar büyük haşrin numuneleridir. Madem âlemde atomlardan galaksilere kadar büyük küçük her varlıkta bir çeşit ölmek ve (ya aynen ya da misliyle) yeniden dirilmek var. Elbette kâinatın da ölümü ve yeniden diriltilmesi olacaktır.
İnsanların öldükten sonra
diriltilmesi yalnızca haşirde değil dünyada da vardır.
Hazret-i İsa (as)’nın ölüleri Allah’ın izniyle diriltmesi, (Mâide Sûresi, 110) Hazret-i Uzeyr’in (as) yüz yıl uyuduktan sonra yeniden hayata dönmesi, (Bakara Sûresi, 259) Ashab-ı Kehf’in üç yüz dokuz yıl sonra uyanması, (Kehf Sûresi, 25) Hazret-i İbrahim’in (as) kalbinin tatmin olması için vücutları parçalanmış ve her parçası farklı yerlere dağıtılmış kuşları çağırmasıyla Cenâb-ı Hakk’ın onları yeniden bir araya getirip diriltmesi (Bakara Sûresi, 260) dünyadaki diriltmenin örneklerindendir. Fakat dikkat edilirse pek çoğu ferdî ve cüz’î haşrin delili sayılırlar. Hazkil Aleyhisselamın kavminin top yekün öldürülüp, diriltilmesi ise ahirette bütün insanların yeniden bir anda nasıl diriltileceğinin misalini teşkil etmektedir. Bu suretle büyük ve küçük haşrin numuneleri gösterilmiş, şüpheye mahal hiçbir yer bırakılmamıştır.
Sıra dışı şeyler herkesin dikkatini çeker. Alışmışlık ve gaflet mûcizeyi bile sıradanlaştırır.
İnsanların hayata gelişleri, yaşayışları, ölümleri hadsiz ibret vesikaları ile doludur. Aslında bütün bunlar Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz kudretini, ilmini, iradesini, hikmetini gösteren mûcizeleridir. Düşünen insanlar için her birisinde pek çok âyet ve deliller vardır. Zamanla gaflet ve alışmışlık sayesinde o harika kudret gizlenir, görül(e)mez hale gelir. Mûcize fark edilmez olur. Fakat sıra dışı, nadirattan bir şey meydana gelse, bütün dikkatler ona yoğunlaşır, hayretlerinden şaş(ır)anlar ne(re)ye dikkat edeceklerini bil(e)mezler. İşte Hazkil Aleyhisselamın kavminin yeniden diriltilmesi de bu nadirattandır. Elbette böyle olağanüstü hadiseler insanların gafletlerini dağıtırlar. Fakat Cenâb-ı Hak böyle mûcizeleri her zaman herkese göstermez. Bu kıssada anlatılan olağanüstü hadisenin benzerlerini her gün, her ay, her yıl, her asır, say(a)mayacağımız kadar görüyoruz. Fakat ne kadarına dikkat edebiliyoruz? Ne kadarını yakalayabiliyoruz? Aslına bakarsak Allah’ın yarattığı her şey bir mûcizedir. Çünkü her şeyde O’nun mührü var. O’ndan başkası yapamıyor. Taklit edilemiyor. Pirenin midesindeki harika san’at güneş sistemindeki san’attan geri kalmıyor. Çünkü aynı ustanın eser-i san’atıdır. Görmek için dikkatli, ibretli ve imanlı bir nazarla bakmak lâzım. Yoksa ikisi arasında bağlantı ve münasebet kurulamazsa tüm kâinâtı kuşatan sonsuz kudreti göremeyiz. Hazkil Aleyhisselamın kıssasından yola çıkarak haşri ekbere intikal etmek için gözümüzün önünde her an meydana gelen küçük haşirleri fark etmemiz yeterlidir.
Nimeti fark etmeyen nasıl şükredebilir ki? Bilgilenmek için ilgilenmek lazım.
Aslında her gece ölüp her sabah yeniden diriltildiğimiz halde, hayatı(mızı) bağışlayana karşı layıkıyla şükred(ebil)iyor muyuz? Hazkil Aleyhisselamın kavmi bu mûcize gerçekleştiğinde ilk olarak Allah’ı hamd ile tesbih ederek her türlü kusurdan tenzih ve takdis ettiler. Çünkü nimeti zerrelerine varana kadar fark ettiler. Olan biten şeyler basit, sıradan şeyler değildi. Bir mûcize gerçekleşmişti. Kendilerine yeniden hayat bahşedilmişti. Ve son bir fırsat daha ellerine geçtiğini anladılar. Bu uyanış her sabahki uyanıştan farklıydı. Bunun farkına vardılar. İşte bizler de her sabahki uyanışı haşirdeki diriliş gibi idrak edemezsek, her günün son bir fırsat olabileceğini fark edemezsek layıkıyla şükredebilir miyiz acaba? Cenâb-ı Hakk’ı hamd ü sena etmek için gerçekten öl(dürül)üp yeniden diriltilmemiz mi lazım? Bu hali yakalayabilmek için çok kuvvetli bir tefekkür ve (b)ilgi gerekir. İlgilenmediğimiz şeylerden bilgi elde edemeyiz. Bilgi ilgisiz olmaz. Ne(re)ye bakarsak onu görürüz. Nimeti ne kadar fark edersek o kadar şükür gerektiğini anlarız.
Teknoloji asrının hızlı temposu içinde biraz durup olanları ağır çekimde yeniden değerlendirmek, bize gözden kaçırdığımız çok şeyi görme imkânı verecektir. Olaylara îmâni bir nazarla bakmak (b)ilgimizi derinleştirir. Unutmayalım burada gerçekler perdeler ardında saklıdır. Perdeler kaldırılmadan gerçekler tam anlamıyla anlaşılamaz. Hakîkati arayanlara sayamayacakları kadar çok âyet var.
Allah cümlemize hakikatin sırlarına ulaşmayı nasîp etsin.

Her şey bir âyettir dikkatle bakarsanGörürsün elbet îmânla ararsanTenteneli perdeyi kaldır aradanO zaman her şeyde görünür yaradan
Hazret-i İsa (as)’nın ölüleri Allah’ın izniyle diriltmesi, (Mâide Sûresi, 110) Hazret-i Uzeyr’in (as) yüz yıl uyuduktan sonra yeniden hayata dönmesi, (Bakara Sûresi, 259) Ashab-ı Kehf’in üç yüz dokuz yıl sonra uyanması, (Kehf Sûresi, 25) Hazret-i İbrahim’in (as) kalbinin tatmin olması için vücutları parçalanmış ve her parçası farklı yerlere dağıtılmış kuşları çağırmasıyla Cenâb-ı Hakk’ın onları yeniden bir araya getirip diriltmesi (Bakara Suresi, 260) dünyadaki diriltmenin örneklerindendir.

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22.08.08, 12:14 AM   #5
Jerusalem
Guest
 
Jerusalem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Üye No:


Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Standart Cevap: Hazkil Aleyhisselam’ın Kıssası

Allah razı olsun...Hazkil Aleyhisselam'ın diğer adı Uzeyr'dir...Genelde Yahudi alimleri Hazkil der...İslam alimleri Uzeyr der...

  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 24.08.08, 08:58 PM   #6
Allahın nuru
Genel Sorumlu
 
Allahın nuru - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Nerden: JÜPİTER' den selâmlar :)
Yaş: 23
Mesajlar: 3.360
Üye No: 13464

Tesekkür: 1627
576 Mesajına 820 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 1.627
576 Mesajına 820 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 10 Allahın nuru is on a distinguished road
Standart Cevap: Hazkil Aleyhisselam’ın Kıssası

hz.hezekiel (a.s) diğer bir ismi dimi kardeş yanlış bilmioosam...neyse kardaş allah razı olsun güsel olmuş

__________________
"Ey gençliğinde gülen; şimdi ise, güldüğüne ağlayan adam!!"

Bediüzzaman (Zamanın en güzeli, bedi'si) Said Nursî

7. Söz



Helâl gıda ile ilgili aradığınız her şey burada

[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]
Allahın nuru isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
UZEYR KELIMESINDEKI HIKMET-I KADERIYYE LA_TAHZEN Tasavvufi Kıssa/ Menkibeler 0 02.08.09 04:45 PM





 

 
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283