DİNİ BİLGİLER Din adına bildiklerinizi paylaşmak istemez misiniz?

 

 

Cevapla
Seçenekler
Okunmamış 22.10.07, 10:34 AM   #21
RıZa BeRKaN
Erkek Üye
 
RıZa BeRKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 1.620
Tesekkür: 16
110 Mesajına 132 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 9
RıZa BeRKaN is on a distinguished road
Exclamation Cevap: Ölüm geliyorum der !!!

"Kabrin imarı nasıl olur?

İbadetlerle...

Kabir nasıl harap olur?

Günahlarla...

O bakımdan insan, ömrü boyunca kabrini imar etmeye çalışacak." (M. Esad Coşan)


Bir başka âlemden yola çıkarıldık, orada ölüp annemizin vücudunda dirildik. Annemizin vücudunda öldük, dünyada dirildik. Dünyada öleceğiz, ahiret sarayına çıkıp hayatımızın hesabını vereceğiz.
Kur'an-ı Kerim'de bu hususta şöyle buyuruluyor: "Siz ölüler idiniz, O sizi diriltti; yine öldürecek, yine diriltecek ve sonra O'na döndürüleceksiniz." (Bakara, 2/28)
Nasıl ki her sarayın bir giriş kapısı vardır, ahiret denilen o büyük sarayın da giriş kapısı kabirdir...


Dünyaya geldiğimiz andan şu güne kadar devamlı ölü gıdalar yedik. Ölü gıdaları Allah, bizim vücudumuzda diriltti, biz de diri diri gezdik. Şimdi kış geldi. Tabiat beyaz kefenini giydi. Ağaçlar yapraklarını döktü, dallar kuru odun gibi kaldı. İşte kuru odun gibi kalan dalları ilkbahar gelince diriltecek olan Allah, ölüleri de diriltecek.
Sonların sonu mezar, ötelerin başlangıcı yine mezardır...



Hindistan'da cenazeler yakılıyor. Kül olan insanlar da dirilecek... Yasin Sûresi'nde, "İnsan kendi yaratılışını unutarak bize misal verdi: 'Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?' dedi. De ki: Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir." (Yasin, 36/78-79) buyurularak Rabb'imizin bu yüce kudretine işaret edilmiştir.


Necip Fazıl diyor ki,

"Ölenler yeniden doğarmış, gerçek!
Tabut değildir bu, bir tahta kundak.
Bu ağır hediye kime gidecek,
Çakılır çakılmaz üstüne kapak?"
İnsan kabrini cennet etmeye çalışmalı. Bunun yolu iman ve ibadettir.



Peygamber Efendimiz (sas) buyuruyor ki: "Ölüyü mezara kadar üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri baki kalır; ailesi ve malı geri döner, ameli kendisiyle kalır." (Buhari, Rikak 42; Müslim, Zühd 5, (2960); Tirmizî, Zühd 46, (2380)



İbadet, abd kökünden gelir. Abd, kul köle manasına gelir. Bir köle efendisine nasıl hizmet ve itaat ederse kul da Allah'a öyle hizmet ve itaat etmelidir. Gezegenlere yörünge veren Allah, o gezegenlerin doğumundan ölümüne kadar o yörüngeden çıkmamalarını emretmektedir. Allah bizleri atomlardan yaratmıştır. Atomun çekirdeği var. Çekirdeğin etrafında elektronlar dönmektedir. En küçük zerremizden, en büyük gezegenlere kadar her şey Allah'ın niz----- tâbi olurken, insanın İslamiyet nizamından çıkması, ibadet etmemesi olur mu?


Canımız istemediği halde ibadet etsek, sevabı iki kat olur. Sevabın birincisi, canımız istemediği halde ibadet etmişiz, yani şeytanı ve nefsimizi mağlup etmişiz; ikincisi Allah emrettiği için ibadet etmişiz.
Bir taraftan cehennem bütün şiddetiyle bizi kendine çekerken, diğer taraftan cennet daha büyük bir güçle bizi kendine çekmektedir.


Bugün kabirleri mermerler ve çiçeklerle süslüyorlar. Kabrin içini de cennet bahçesi yapmak istiyorsak, bu, ibadetlerle mümkündür. Nasıl ki dikenin tohumu diken verir, gülün tohumu gül verir; insan cenazesi bir tohum gibi...


Mezara girince diken gibi de yeşerebilir, gül gibi de yeşerebilir.
Musalla taşındaki her cenaze, kürsüye çıkmış en büyük hatiptir.
__________________
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]


Allahım, maksadım Sensin; talebim hoşnutluğundur,rızandır.


RıZa BeRKaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 24.10.07, 06:37 PM   #22
RıZa BeRKaN
Erkek Üye
 
RıZa BeRKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 1.620
Tesekkür: 16
110 Mesajına 132 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 9
RıZa BeRKaN is on a distinguished road
Standart Cevap: Ölüm geliyorum der !!!

Önümüzde hiç unutmamamız gereken, ama aksine, unutmak için ne lâzımsa yaptığımız büyük bir hakikat var: Ölüm.


Bu gafletimizin en büyük devası: “Lezzetleri acılaştıran ölümü çok zikrediniz.” Hadis-i Şerifi...

Bu Hadis-i Şerif’de ölümü çokça hatırlamamız ve üzerinde önemle durmamız tavsiye ediliyor. Bu tavsiyeye kulak tıkamak akıl kârı değil. Zira göz kapamak hiçbir hakikatı gizleyememiştir. Ölüme sırt çevirip yarını düşünmekten kaçan insanlar, kabre geri geri gitmekten başka birşey yapmıyorlar.

Akıllılık, ölümü unutmak değil, dünya yolculuğunun kabre doğru olduğunun ve ölümle bittiğinin şuuru içinde, ölümü aşmanın, onu geride bırakmanın yollarını aramaktır.

Derdini unutan bir hasta kısa bir süre rahat edebilir. Ama bu gaflet, hastalığın daha da ilerlemesine yol açar. Bu kısa sefanın cefası çok uzun sürer..

İmtihanları unutmak, öğrenciye, geçici bir eğlence fırsatı verebilir. Ama bu gafletin neticesi; sıkıntılar, çileler ve ıstıraplar olur.

Sermayesini ölçüsüzce harcayan bir tüccar, bir süre aldatıcı bir sefa sürer. Ama bu sefanın sonu iflâsa varır..

Ölümü unutmaya çalışanların hâlini, şuna benzetiyorum:
Odanızda otururken, yahut bir parkta dinlenirken, yalnız kalmış bir böceğe gözünüz takılıyor. Biraz vakit geçirmek niyetiyle eğiliyor ve elinizi ona doğru yaklaştırıyorsunuz. Böcek hemen gerisin geri dönüyor ve - kendisine göre- büyük bir süratle kaçmaya başlıyor. Siz onun bu kaçışını zevkle seyrediyorsunuz.
Gidiyor ve meselâ yere atılmış bir kibrit kutusunun arkasına saklanıyor.
Başınızı biraz uzatıyor, onu seyre koyuluyorsunuz. Heyecanla soluduğunu hisseder gibi oluyorsunuz.
Derken bir başka böcek onun yanına geliyor.
Sizden kaçan böceğin, diğerine: “Az önce büyük bir tehlike atlattım. Bir karartı çıktı karşıma. Hemen kaçtım. Çok şükür kurtuldum.” dediğini duyar gibi oluyorsunuz...

Bizim, ölüm meleği karşısındaki durumumuz da bundan pek farklı değil.
Nereye gitsek, neyin arkasına saklansak, hangi eğlenceye dalsak, onu unutmak için nelerle oyalansak netice hiç mi hiç değişmiyor. O bizi her an süzmede ve ruhumuzu kabzetmek için Rabbinden emir beklemede.

O halde ölümden kaçmak akıllılık değil. Akıllılık ölümü sevmek ve ruhumuzu ölüm meleğine kirsiz, lekesiz teslim etmeye çalışmak.

İleriyi düşünmemek, ölümü unutmak insana yakışan bir hayat felsefesi olmasa gerek.. O, bu alanda, hayvanlarla yarışamaz. Bu minderde sırtı daima yere gelir. Öyle ise, kendisine başka bir saha aramalı..

Ölümle ilgili bir başka Hadis-i Şerif:
“İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.”

İnsan, kendisinin âciz ve zelil, dünyanın aldatıcı ve fâni; âhiretin ise çok yakın olduğunu, tam olarak, ancak ölünce anlar. Bu Hadis-i Şerif ile, ölmeden önce uyanmamız, hayatımıza çeki düzen vermemiz ihtar edilmekte...

Ve nihayet, ölümün hakikatına ermemizi ders veren: “Ölmeden evvel ölünüz” Hadis-i Şerifi...

Hayatta iken ölmek... Bu ölüm seçkin insanlara mahsus. Bizlere düşen, elden geldiğince onlara benzemeye gayret etmek...

Bu emri dinleyen insan, vücudunu ve onu kuşatan kâinatı birer yardımcı olarak görür.. Dünyayı misafirhane, bedeni emanet bilir. Ruhunu ve kalbini onlarda boğmaz. Bu hal ile hallenen insan, ölmeden evvel ölmüş demektir.

İnsan ölümle birlikte hayatının hesabını da vermeye başlar. Öyle ise; ömür muhasebesini dünyada yapan insan, ölmeden evvel ölmüş demektir.

Dünya hayatının bitimiyle yeni bir hayata geçilir. O halde, bu dünyada iken âhiretine hazırlanan insan ölmeden evvel ölmüş demektir.

Ölümle, insanın elinden, diğer azaları gibi, gözü ve dili de alınır. O artık okuma, anlatma nimetlerinden mahrumdur. Bunu düşünerek, orada yarayacakları burada öğrenen ve orada konuşulacakları burada dinleyen insan, ölmeden evvel ölmüş demektir.

Ölümle birlikte mahlûkatın sevgisi de biter, korkusu da.. Ölü için, yaşayanlar tarafından övülmekle yerilmek eşit olduğu gibi, yazla kış arasında da fark yoktur. İnsanların teveccühlerine ve yermelerine dünyada ehemmiyet vermeyen, “varlığa sevinmeyip, yokluğa üzülmeyen” insan da ölmeden evvel ölmüş demektir.

Ve en önemlisi; ölümle insan Hakk’a rücu eder, Rabbine döner. Ölmeden evvel ölenler, Hakk’a bu dünyada rücu ederler; hayatlarını İlâhî emirler dairesinde geçirirler; Allah’ın rahmetine dünyada iltica eder, gazabından da yine dünyada korkarlar. İşte bu bahtiyar insanlar âhirette de Hakk’a rücu ederler, ama bu rücu onlar için Allah’a vâsıl olma ve lütfuna erme şeklinde tezahür eder.

Ölümle, cüz’i iradenin hükmü son bulur. Öyle ise, ölmeden evvel ölenler, kendi şahsî isteklerini ve nefsî arzularını hayatta iken bir tarafa atmayı başarıp, Allah’ın küllî iradesine tâbi olurlar. Nefis hesabına bir şey talep etmezler. Bütün arzuları helâl dairesinde olur. Böylece cüz’i iradelerini bir bakıma terk eder ve ölmeden evvel ölmenin zevkine ererler.

Düşünüyorum da; dünya döndükçe insan halden hâle giriyor. Hücreleri, yaprak dökümü gibi, durmadan ölüyor. Ve çiçek açımı gibi bir yandan da bedeninde yeni hücreler yaratılıyor. Ve insan bütün bu olup bitenlere seyirci kalmaktan öte bir şey yapacak halde değil.. Yarını hakkında ne bir bilgisi var, ne de bir garantisi.. Madem ki bütün bunlarda cüz’i iradenin bir hükmü yok; onu, irademize hitap eden işlerde de bir tarafa bırakmayı başarabilsek, yâni Allah’ın rızasına muhalif hiçbir şeyi irade etmesek, çok bahtiyar olacağız.

Ölmeden evvel ölmek; gerçekten, bu dünyada büyük bir lütuf, büyük bir saadet. Bilindiği gibi, insan, yerde iken gök gürültüsünden ürker, şimşekten korkar, yıldırımdan kaçar... Ama uçakla bulutları yarıp onların üstüne çıktı mı, artık güneşi bulmuş ve önceki korkularından kurtulmuştur. Ölmeden evvel ölmenin sırrına erenler de, ölümü hayatta iken geçmiş, mahşere bu dünyada çıkmış, hesaplarını burada vermiş ve mutî bir kul olarak Hakk’a rücu etmişlerdir. Artık onları benlik duygusu boğamaz, çünkü ölünün benliği olmaz. Tabiat onları kendine celb edemez, zira ölünün tabiatla bir alış verişi kalmamıştır...

Onlar, Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) bir emrine uyarak, dünyada “garip ve yolcu” gibi yaşamışlardır.

Dünyayı kalben terk etmiş, fâniye heves ve iştiha hususunda ölü gibi olmuşlardır. Cüz’i iradelerini, Allah’ın rızası istikametinde sarf etmiş, kadere râzı olmuşlardır. Dalgaya karşı yüzmemiş, sahile yorulmadan varmışlardır.

Direnen Kemik Dişimi çektiriyordum. Doktor, dişimi çekmeye zorlanırken, o da damaktan kopmamak için âdetâ direniyordu. Ben, morfinin verdiği rahatlıkla, acı çekmek yerine, bu ibretli manzarayı hayalen seyrediyordum. Bu hal bana ölümü hatırlatmıştı.

Şöyle düşünmüştüm: Bu diş, çekilmeden az önce damakla, ağızla, beyinle, kısacası bütün bir bedenle alâkalı idi. Ama, çekilir çekilmez, bütün bu alâkaları kaybetti. Artık o, diş değil bir kemikti. Ölen insan da öyle değil miydi? Ölmeden az önce onun bedeni, hava ile, gıda ile, yer küresinin dönüşü, güneşin doğuşu, baharın gelişi gibi nice hâdiselerle alâkalı idi. Ama, ölüm hâdisesiyle, ruhu bedeninden çekilince, artık onun için ne havanın, ne suyun, ne baharın, ne de gözün bir mânâsı kalmıştı. Artık, dünya dönmüş veya dönmemiş, güneş doğmuş veya batmış, hava ısınmış veya soğumuş, bütün bunlar onu ilgilendirmiyordu.

İşte hepimiz bir gün ölümü tadacak, yâni ruhun bedenden sıyrılıp çıkmasına şahit olacağız. Artık ne gözümüz görecek, ne kulağımız işitecek. Ne midemizde açlık, ne alnımızda ter... Hepsi bitecek.

Ve bedenimiz gömülecek toprağa...

Kurtlanan balıkları bilirsiniz; onun bir benzeri de bizim bedenimizde gerçekleşecek. Daha düne kadar, yiyen beslenen beden, bu defa başka mahlûklara gıda olacak.

Yıldızları seyreden gözlerimiz, içlerine dolan karıncaları bile göremeyecekler.

Eğlence âlemlerinin birini bırakıp diğerine koşan bacaklarımız, artık böcekler âleminin istifadesi için cansız olarak uzanmaktan başka bir şey yapamayacak.

Bir tarihî eseri gezen turistler gibi, ağzımızdan, burnumuzdan, kulaklarımızdan içeri giren karıncalara, o tarihî eser sessizliği ile, bir şey diyemeyeceğiz.

Bir tarafta erkek, beride kadın, ayrı ayrı böceklerin istifadelerine sunulmuş olarak cansız yatarlarken, onların ruhları, yaptıkları isyanların ilk sorgusuna tâbi tutulacaklar; çekecekleri azapların ilk numunelerini tadacaklar.

Bu da nasıl olur, demeyiniz. Bunun küçük bir misâlini rüyada yaşamıyor muyuz? Bedenimiz yatakta uzanırken, ruhumuz hapishanede işkenceye tâbi tutulmuyor mu? Kan ter içinde uyandığımızda, kendimizi sapa sağlam yatakta bulunca nasıl seviniyoruz!...

Hayatımızı, bir mahşer yolcusu olarak, güzelce tanzim edebilsek, kabir bizim için “Cennet bahçelerinden bir bahçe” olacak ve biz bu bahçeye girdiğimizde dünya hayatını geride bıraktığımız için sevineceğiz.
__________________
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]


Allahım, maksadım Sensin; talebim hoşnutluğundur,rızandır.


RıZa BeRKaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 17.03.08, 02:05 PM   #23
Güzide
Guest
 
Güzide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Thumbs up ÖLÜME GÜZELLEME

Ölümü bir hatimeden ziyade bir mukaddime olarak yaratan Allah'a hamd olsun.
Ba'su ba'de'l- mevt'e iman ettik.İmanımız ısıttı yüreğimizi. O sıcaklıkla baktık ölüme.Ölümü vuslat addettik.Şeb-i arus eyledik.Eyleştik fani dünyada baki olana varan yolu bulmak için."Çıktık erek dalına.Anda yedik koruğu."

Ölümün bize getireceklerine karşılık sabrettikhayatın bizden götürdüklerine.Ve _ maalesef _ göze aldık ölümden önceki zevkler için ölümden sonraki pişmanlıkları.Hasılı kah özledik,Kah unuttuk ölümü.

Ve ağladık gidenlerimizin ardından.Kalışımıza...Ve günahımıza.Ve yitirdiklerimize bu fanide.

Her gün "Ölüm var ya Ömer." diye hatırlatanımız yok.Doğrusu takatimiz ve dahi cesaretimiz yok hatırlamaya.

"Her nefis ölümü tadacaktır." diyor halbuki Hak Teala."Asude bir bahar ülkesidir."diyor Yahya Kemal Ve "Ölüm güzel şey "diyor Necip Fazıl.Ekliyor ardından "Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber."

Biliyoruz bunların hepsini.Ama yine de soğuk bir karanlık kaplıyor içimizi onu düşünürken.Bırakıp gitmek zor çünkü dünyayı.Ve zor Heybeler boşken seyahate çıkmak.

Nasihattir ölüm.
Öyle nasihattir ki İstiklal Harbimizin meşhur Karayılan'ını Karayılan yapmıştır.
Siperi bir bir gül fidanıydı onun,gül fidanı dibinde yatıyordu ki yüzükoyun ak bir taşın ardından kara bir yılan çıkardı kafasını.Derisi ışıl ışıl,gözleri ateşten al,dili çataldı.Birden bir kurşun gelip canını aldı.Hayvan devrildi kaldı.
Karayılan Karayılan olmadan önce Karayılanın encamını görünce haykırdı avaz avaz ömrünün ilk düşüncesini: "İbret al,deli gönlüm,demir sandıkta saklansan bulur seni ak taş ardında karayılanı bulan ölüm."[N. Hikmek Kuvay-ı Milliye]

Ölüme bakıpta ibretler nazmederiz hayatımıza.
İbrahim'i (a.s.) ateşlere atan Nemrud'u bir sineğin öldürüşüne bakarız mesela.v ebakarız Firavun'un boğuluşuna Kızıldeniz'de.Ad'a ve Semud'a.....Ve Tufan Ashabına...Onlan öldüler azabı tüm hücrelerinde yaşayarak.Ve kıssaları kaldı bize ibret olarak

Bir de " bir gül bahçesine girercesine"ölenler var tabii.
Habib-i Neccar'a(r.a) kavminin elinde şehit düşer düşmez,"Gir cennete denildi,hesapsızca." Hesapsızca varmıştı çünkü imana.İşte islamın ilk şehitleri Sümeyye ve Yaser(r.a) Ve Bedir.Ve Uhud,Hayber.Ve niceleri daha... Ya Antep'te,Urfa'da,Dumlupınar'da,Emet'te ölümüne yürüyenler...Bir bardak su içer gibi öldüler öyle fütursuzca ve vatanın bağrına gömüldüler.

Yavuz Selim Han,ölüm döşeğindeyken Hasan Can eğilir kulağına ve "Rabbinize kavuşuyorsunuz Sultanım,üzülmeyin." der.Padişahımızın cevabı,bir mümin için ölümle kalım arasındaki farkı serer kalbimizin önüne:
"sen bizi kiminle bilirdin Hasan Can?"
Bir odadan diğerine geçer gibi.Ölüm budur inanan için.Ve fatihalar,Yasinler okumak düşer kalanlara.

"ALLAH'TAN GELDİK VE YİNE O'NA DÖNDÜRÜLECEĞİZ"
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 24.03.08, 01:26 AM   #24
şafak vakti
Kardeş
 
şafak vakti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Yaş: 26
Mesajlar: 42
Tesekkür: 0
1 Mesaja Tesekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 7
şafak vakti is on a distinguished road
şafak vakti - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart >>>ÖLÜM ANI...<<<

ÖLÜM ANI!

Hayatımda hiç yasamadığım bir olaydı ne olduğunu anlayamıyordum.
Üzerimde bir örtü vardı, ve etrafımda insanlar hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Ne olduğunu hala anlamış değildim. Neden üzerimde örtü vardı ve neler oluyordu.

Ellerimi oynatamıyor kımıldayamıyordum. Allah’ım neler oluyordu, bana neler olmuştu. Ayağa kalkmak istiyordum ama kalkamıyordum. Anne neredesin, sesini duyuyorum ama seni göremiyorum.

Neden ağlıyorsun anne...
Yanıma gel üzerimdeki örtüyü al.
Ben alamıyorum anne...


Bir ara bir el üzerimdeki örtüyü aldı. Bu babamdı ve gözleri ağlamaktan şişmişti. Neden ağladın baba... Ben neredeyim?.....Neden konuşamıyorum....

Annemde orda, annem yıkılmıştı sanki. Ağlıyordu hem de hıçkıra hıçkıra. Ağlama anne!


Aman Allah’ım! Eyvah!! Ben ölmüştüm.
Evet ben ölmüştüm ve bu etrafımdaki insanlar benim cesedimin üzerinde ağlıyorlardı.
Ağlama anne! Ağlama baba!!
Allah’ım! Bana yardim et, bana dayanma gücü ver.

Annem üzerime yattı ve ağlamaya devam etti.
Bir yandan da; `Oğlum, yavrum neden bizi bıraktın`, diyordu.
Anne! Anne! ağlama anne.

Ya babam....
Heybetli babam, evimizin direği babam. Ağlama baba! ne olursunuz ağlamayın.
Kardeşlerim, komşularımız tamamı ağlıyorlardı. Anne seni son bir defa öpmek, koklamak, sarılmak isterdim ama simdi olmuyor anne. Annem!! Annem!!
Sonra üzerimi tekrar örttüler. Beni bir tabuta koydular. Evimizden son kez çıkıyordum. Hem de dönmemek üzere Anne!! Ne olur beni bırakma Anne!! gitmek istemiyorum ... Annneeeeeeeeeeee.......

Yağmur yağıyor tabutumun üstüne, damlaları duyuyorum. Beni camiye götürüyorlardı son kez. Hayatta gitmediğim camiye son kez götürülüyordum. Allah’ım götürmeyin. Ne yüzle gideceğim!! Hayatta gitmek istemediğim camiye götürmeyin beni.....
Ve imamın er kişi niyetine deyişi... `Hakkınızı helal ediyor musunuz`? `Evet` sesleri neye karsı... Hepsine de hakkım geçmişti. Ben kul olamadım kardes olamadım, Allah huzuruna nasıl varırım...... Ve evet..... Allah’ım heyhaaaaat!!!!! Heyhaaaaat!!!!!

[FONT='Times New Roman','serif'] Beni son ziyaretgahıma götürüyorlar. Evet kabristana! Allah’ım götürmeyin. Ne olur götürmeyin bu naçiz bedeni. Beni tabuttan çıkardılar, kefenime babam sarıldı, annem uzaktan seyrediyordu. Ağlamaktan göz yasları kurumuştu.

Anne!
beni alsana yanına anne.....


beni bırakmasana anne.....
anneciğim canım annem.....
gitme beni bırakma anne...

Babam sarıldı kefenime gözyaşları içinde.
Beni 2 metre derinlikteki mezara indirdi. Öptü kefenimi, sarıldı sarıldı, oğlum dedi kulağıma..... Babaaaaaaaaaaammm!!!! Gitme, beni birakma.
Sonra çıktı ağlayarak. Üzerime taşlar dizdiler. Toprak döktüler. Yalnız başıma kalıyordum Tek başıma, kimsesiz.

Anne!
Neredesin anne?.....

Dualar edildi, tevhidim çekildi. En son babamla annem terk etti beni. Annem arkasını dönüp dönüp bakıyordu. Anneeee gitmeeeeeeeeeee!!!!..........
Anneeeeeeeeeeeeeeeeeeee canim Annem bırakma beni, karanlık, çamur, küflü bir yerdeyim kimse yok.

O anda basımda Iki kişi belirdi.
Kimsiniz?, ne istiyorsunuz?................

MEN RABBUKE VE MA DİNUKE!!!!!

Ne diyecektim, ne cevap verecektim?. Allah’ım bana bir fırsat daha verin. Lütfen bir fırsat daha. Ama geçti diyorlardı.
Geçti, kaybettin, senin yerin belirlendi, dünyada iken Allah’ı tanımadın... Bize geldin heyhaaaaat!!!!!!

[FONT='Times New Roman','serif'] Bir ara bedenimde bir elin gezindiğini hissettim. Bu bizim aile doktorumuzdu.
‘’Çok şükür evlat kurtuldun, ölümden döndün’’ diyordu.

Ne Ölümden dönmesi doktor bey . Ben Öldüm de dirildim. Çok sükür Rabb’ime bana bir firsat daha verdi`.


Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır
Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı yezdanın
Ne irfanın kalır te’siri kat’iyyen ne vicdanın
İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür,
İmansız olan paslı yürek sinede yüktür

[/FONT][/FONT]
şafak vakti isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 16.07.08, 10:48 PM   #25
ÖMER AYDIN
Kardeş
 
ÖMER AYDIN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 486
Tesekkür: 0
12 Mesajına 12 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 7
ÖMER AYDIN is on a distinguished road
Standart Ölümün Gerçek Yüzünü Bilerek Yaşamanın Önemi

Ölüm, Kuran ahlakından uzak yaşayan insanların düşünmekten ve konuşmaktan kaçındıkları bir konudur. Bu kişiler, ölümün ardından dünya hayatlarında bağlandıkları herşeyden uzaklaşacaklarını, Allah (cc)'a hesap vereceklerini, cennetin ve cehennemin varlığını akıllarına getirmek istemezler. Çoğu zaman ölümün hep belirli bir yaştan sonra başlarına geleceğine ve o yaşa ulaşana kadar da önlerinde çok uzun bir vakit olduğuna kendilerini inandırırlar. Etraflarındaki pek çok şey bu insanlara sürekli ölümü hatırlattığı halde tüm bunları anlamazlıktan gelirler. Oysa ölüm her insanın bir adım ilerisindedir. İnsan bir an "yaşıyorum" derken göz açıp kapama vakti kadar kısa bir süre sonra karşısında canını almak üzere gelmiş ölüm meleklerini bulabilir. İşte o andan itibaren sonsuz yaşamını kurtarmak için yapabileceği hiçbir şey yoktur. Gaflet içinde geçirdiği bir ömrü telafi etmesi mümkün değildir.

İnsanlar ölüme karşı birtakım tedbirler alarak ondan kaçabileceklerini sanırlar. Fakat insan nerede olursa olsun, yanında kimler bulunursa bulunsun, ne kadar korunaklı bir yapıda yaşarsa yaşasın ölümden kaçması mümkün değildir. Allah (cc) bu gerçeği Kuran'da şöyle haber vermiştir:

"De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçmakta olduğunuz ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)

İnsanın etrafında her an gelişen ölüm olayları, yakınlarının yavaş yavaş dünyadan ayrılması, ölümden kimsenin kaçamadığının açık bir delilidir. Genç, yaşlı, zengin, fakir, güzel, çirkin demeden ölümün insanı her zaman ve her yerde bulduğunu bilmek ise, insanın bu dünyaya bağlanmamasını ve asıl olarak ölümden sonraki sonsuz yurda hazırlık yapması gerektiğini anlamasını sağlamalıdır.

Değerli İslam büyüğümüz İmam Gazali de ölümün gerçek yüzünü şöyle tarif etmiştir:

Şunu kesin bir şekilde bil ki: Ölüm ve ölüm sonrası diriliş tıpkı uyku ve uyku sonrası uyanma gibi senin iki konumunu yansıtır. Yakin gözü ve basiret nuruyla bu hakikatleri görecek istidatta değilsen bari söylenenlere kalben inan, zamanlarını, soluklarını denetim altında tut, göz açıp kapayacak kadar bir süre bile Allah'tan gaflet etme, bütün bunları yapsan bile yine de büyük bir tehlike içinde olduğunu unutma. Ya bunlara dikkat etmezsen halin nice olur? (İhya'u Ulum'id-Din, 4. Cilt, İmam Gazali, s. 360)

Ölüm, insanların dünyada yaptıkları herşeyin hesabını verip, sonsuz hayatlarını sürdürmek için yerleşecekleri mekana bir geçiştir. İnsanların sadece bedenleriyle ve dünya ile bağlantılarının kesildiği an olan ölüm, asla herşeyin sonu değil, aksine herşeyin ve asıl hayatın başlangıcıdır.

Allah (cc) dünyada insanlara ölümü sürekli hatırlatmış, dünyanın geçiciliğini göstermiş, sonsuz hayatın varlığını ve bu hayata hazırlık yapılması gerektiğini anlatan elçilerini ve herşeyin bir açıklayıcısı olarak Kuran'ı göndermiştir. Rabbimiz insanların da yaşamlarını tüm bu uyarılara ve hatırlatmalara göre düzenlemelerini istemiştir. İşte ölüm anı, hesap gününün başlangıcıdır. Bu gerçeği düşünmek, her insanı sonsuz hayatında hesabını rahatlıkla verebileceği bir ahlakı yaşamaya yöneltir. İnsanın kurtuluşunu sağlayacak olan Allah (cc)'ın rızası da ancak böyle bir şuur açıklığıyla kazanılabilecektir.

Dünyada bu gerçekten gafil yaşayan insanların ahiretteki durumları Kuran'da şöyle bildirilir:

"Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin." "Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır. " (Müminun Suresi, 99-100)

İman eden her insan, ölüm gerçeğini samimi olarak düşünerek, pişmanlığın ve tevbenin fayda etmeyeceği hesap günü gelmeden önce Allah (cc)'ın razı olacağı bir insan olmak için daimi bir gayret göstermelidirler.
ÖMER AYDIN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22.07.08, 02:43 PM   #26
RıZa BeRKaN
Erkek Üye
 
RıZa BeRKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 1.620
Tesekkür: 16
110 Mesajına 132 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 9
RıZa BeRKaN is on a distinguished road
Exclamation Cevap: ÖLüM GeLiYoRuM DeR !!!

Ölüm en büyük nasihattir !!!



Harun Reşit’in annesi Behlül Dânâ’ya gelerek Harun’a biraz nasihat et de adaletten ayrılmasın. Yoksa ahirette işi çok zor olacak diyor: Behlül bir gün Harun Reşit’e, “Uygun görürseniz biraz dolaşalım diyor ve onu mezarlığa götürüyor. Tek tek mezarları göstererek “Bak şu filanca idi, şu kadar malı vardı, şu kadar yıl yaşadı ve öldü.
Şurada yatan da filanca idi, zamanının hükümdarı idi, şu kadar askeri, şu kadar da hazinesinde malı vardı. Şurada yatan kadın da zamanının en güzeli idi. Herkes ona sahip olmak için can atıyordu. Sonunda biri ile evlendi, şu kadar çocuğu oldu ve şu kadar yıl yaşadı. Bu ve benzeri yer gösterme ve değerlendirmenin ardından eve dönüyorlar. Harun Reşit’in annesi, “Bugünlerde hiç Behlül ile sohbet ettin mi, sana neler anlattı?” diye soruyor. Harun Reşit hayır dercesine soruya cevap vermiyor. Daha sonra annesi tekrar Behlül’e gelerek, “Oğluma ne zaman nasihat edeceksin?” diye soruyor. O da ben ona nasihat ettim. Birlikte mezarlığa gittik. Ona bazı geçmiş kimseleri hatırlattım. “Ölüm en büyük nasihattir. Eğer bunu anlamadıysa diğer söyleyeceklerimin de bir faydası olmaz.” diyor.

ali budak
__________________
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]


Allahım, maksadım Sensin; talebim hoşnutluğundur,rızandır.



Konu RıZa BeRKaN tarafından (22.07.08 Saat 02:51 PM ) değiştirilmiştir.
RıZa BeRKaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22.07.08, 03:02 PM   #27
Konyalı Mücahide
Guest
 
Konyalı Mücahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: ÖLüM GeLiYoRuM DeR !!!

Ey ölüm!
Ey, bu dünya hayatını öbür ikizine bağlayan göbek bağı!
Ey, dünya ile ahiret arasındaki sırlı kapı! Ey, ölüm meleğinin bile geçmek zorunda olduğu
ğaybi
dehliz! Ey, sevmeyeni seveninden çok olan kaçınılmaz kader! Ey, çoklarının peşinen suizan ettiği tükürük hokkası
İyi ki varsın. Senin olmadığın bir dünyada yaşamak istemezdim. Zaten böyle bir dünya yaşanacak bir dünya da olmazdı. Düşünsene ey ölüm, farzı muhal sen ölmüşsün, insan ölümsüzleşmiş. Ne olurdu şu yalan dünyanın hali? Kim tutardı insanoğlunu? Ne frenlerdi insanoğlunun ihtirasını? Azgınları, sapkınları, zalimleri,
kafirleri
, hainleri, gafilleri kim
zaptederdi
Nemrutlardan bunaldık mı, “ölüm var” deyip teselli oluyoruz. Firavunların zulmünden gına geldik mi, “ölüm var” deyip teselli oluyoruz. Zalimlerin pençesine düştük mü, “ölüm var” deyip teselli oluyoruz. Eşkıya dünyaya hükümdar oldu mu, “ölüm var” deyip teselli oluyoruz. Ya sen de olmasan, ne teselli eder bizi? Ha, yanlış anlaşılmasın: Bizi teselli eden bizatihi senin varlığın değil. Asıl teselliyi, seninle gelen “Hesap Günü” ile buluyoruz. Biz ölümü, büyük mahkemeye çıkış için bir celp olarak anlıyoruz. Zaten, seninle teselli olmamızın anlamı, “ilahi adalete” olan güvenimiz. Sen sadece bizi ilahi adalete yaklaştıran bir araçsınEy ölüm
Sana hazır olmayanlar, seni kötü göstermek için ne kadar büyük gayret harcıyorlar? Onlara sormak geliyor içimden: Siz kaç kere öldünüz? Ölümü ne kadar tanıyorsunuz? Ölümü karalamakla ne umuyorsunuz?
Sana yapılan en büyük iftira, senin bir “intikal” değil, bir “unutuluş” ve “yok oluş” olduğunu söylemektir. Bunu söyleyenler, suçluluk psikolojisiyle sana iftira ediyorlar. Mahkeme kaçağı bir suçlu gibi davranıyorlar. İlahi adalet önünde yargılanmaktansa, yok olup gitmeyi, unutuluşa terk edilmeyi tercih ediyorlar. Dünyaya kazık çakmak için elinden geleni yapan bu tip, neden ahiret diye bir hayatın olmasını istemez ki ey ölüm? Bu uğurda, neden var oluşundan vazgeçmeye kalkar? Nedir bu tipin gözünü bu kadar korkutan, aklını bu kadar
dumura
uğratan, kanını tepesine sıçratan? Sahi, insan hiç yok olmayı, unutuluşa terk edilmeyi ister mi? Bu talep, insanın kendi kendisini böceklerle, sineklerle, amiplerle eşitlemesi değil de nedir? İnsan neden kendisine bu hakareti reva görür? Ebedi bir hayatın kollarında yaşamak varken, niçin “keşke toprak olup gitseydim” der?
Sebebi, vahyin “küfür” dediği şeydir değil mi ey ölüm? Sebebi tek dünyalı bir hayat yaşamaktır: tek dünyalı ve dünyacı, dünyaya meftun, dünyaya bağlı… Böyle biri öbür dünya için hiçbir şey hazırlamaz. Değil mi
ama;
kim inanmadığı bir dünya için bir şeyler biriktirir? Eğer inandığı halde bir şeyler hazırlamamışsa, o da ayrı bir beladır. Suyu getirenle testiyi kıranı kim bir tutar? Bu Allah’a iftira olmaz mı?
Sana yapılan bir başka iftira, senin uyku olduğunu söylemektir. Bu iftira, aynı zamanda bunun tersini söyleyen Hz. Peygamber’i de yalanlamaktır
Sahi ey ölüm, birileri omuzlarında taşıdıkları cesetleri toprağa gömerken, neden “rahat uyu” derler. Bunu ölenin nasipsizliğine mi yormalı, gömenin nasipsizliğine mi, yoksa her ikisinin nasipliğine mi?
Duydun mu ey ölüm bu güruhun “ebedi
istirahatgah
” edebiyatını? Kim bilir sen bile gülmüşsündür bu trajikomik duruma. Ebedi
istirahatgâhmış
. Bunlar kendilerini ne sanıyorlar ey ölüm? Toprağın üstünde yürüttükleri saltanatlarını toprağın altında da, hatta ahirette de yürüteceklerini mi sanıyorlar?
Veya aslında bir şey sandıkları yok da, ölüm karşısında yaşadıkları derin şaşkınlık ve çaresizliği örtmek için, bu söylemleri bir tür zihni alkol ve uyuşturucu olarak mı kullanıyorlar?
Doğru ya ey ölüm; “Allah rahmet etsin” diyemezler ki? Hem nasip olmaz, hem dilleri varmaz. Bunu demek için 1
)
Allah’a, 2) ahirete, 3) ilahi rahmete inanmaları lazım. Hem Allah kimlere rahmet edeceğini,
Haşr
suresinin 10. ayetinde açıkça buyurmuş. Bu ayette Allah müminlere kimler için rahmet dileyeceklerini öğretiyor. Kendisine Allah’tan rahmet dilenecek kimselerin olmazsa olmaz özelliği, İmanla göçüp gitmiş olmaları.
İman kalpte gizlidir” diye üfürecek olanlara, söylenecek söz belli: Bir Müslüman da zaten kalpte gizli olandan yola çıkarak rahmet dilemez, ölenin hayatına bakarak diler
Ey ölüm!
Sen hep konuş. Sen konuşunca herkes susuyor. Senin sesin herkesinkinden gür çıkıyor. Ama ahir zamanda bir güruh peyda oldu: Sen konuşunca, hatta bağırınca dahi susmayan. Senin sesini bastırmak için gürültü patırtı yapan. Bu güruh da
dahil
, hiç kimsenin senin elinden kaçamayacağını bilmek bizi teselli ediyor. Asıl soru şu: Bizi teselli eden şey, neden onları bunca küstahlaştırıyor? ...
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 22.07.08, 09:52 PM   #28
bulut_bey79
YA SABIR ÇOK ŞÜKÜR
 
bulut_bey79 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: istanbul
Yaş: 34
Mesajlar: 7.784
Tesekkür: 828
1.538 Mesajına 2.058 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 15
bulut_bey79 is on a distinguished road
bulut_bey79 - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: ÖLüM GeLiYoRuM DeR !!!

Hazreti Ömer “radıyallahü anh” -2- 18/07/2000



‘Ölüm var yâ Ömer!’


Nasihati şudur ki, bir islâm âliminin,
(Kâmil olması için, imanı bir mü’minin,


Rabbe karşı korku ve ümitte o müslüman,
Eşit olmak lazımdır, ne fazla, ne de noksan.)


Büyüklerden biri de, diyor ki bu mevzuda,
(Müsavi olmalıdır, ümit ile korkuda.)


Hazreti Ömer dahi, diyor ki (Cenab-ı Hak,
Buyursa, “Tek bir kula, azab ederim ancak.”


Günahıma bakarak, “O, belki benim” derim,
Rabbimin azabından olamam asla emin.


Ve yine Hak teala buyursa ki şöylece;
“Cennete bir tek kişi girecektir sadece.”


“O kişi belki benim” diye ümit ederim,
Rabbimin sonsuz olan fadlına güvenirim.)


İslam alimlerinden bir büyük veli zât da,
Bu hususta şu beyti yazıyor bir kitapta.


“Benden ümit kesmeyin buyurursun ey Rabbim,
Günahım çok olsa da hiç ümit keser miyim?”


Korkmak lazım ise de, Allah’ın azabından,
Ümit de kesmemeli, o sonsuz ihsanından.


Gençlikte daha fazla Allah’tan korkmalıdır,
Yaşlılıkta ümidi daha çok olmalıdır.


İslam âlimlerimiz ediyor ki nasihat,
(Hatırda tutmalıdır, kul ölümü her saat.)


Yine buyuruyor ki Peygamber Efendimiz,
(Lezzetleri yıkanı çok fazla yâdediniz.)


Eshab sual etti ki, Resul-i müctebaya,
(Lezzetleri yok eden o şey nedir acaba?)


Peygamber Efendimiz buyurdu ki (Ölümdür,
O, bütün lezzetleri temelinden götürür.)


Yine Peygamberimiz, bir hadis-i şerifte,
Buyurdu; (İki vaiz bırakıyorum size.


Bir tanesi konuşur, biri susar her zaman,
Konuşanı Kur’andır “Ölüm”dür hem de susan.)


İşte Ömer bin Hattab, hazreti Peygamberin,
Hadiste buyurduğu “Ölümü çok yâd edin”


Emrine gösterdiği büyük ehemmiyetle,
Hatırlatması için, adam tuttu ücretle.


Buyurdu ki; (Ölümü hatırlat her gün bana,
Bu iş için şu kadar ücret vereyim sana.)


O kişi hergün gelir, (Ölüm var, ölüm) derdi,
O günkü ücretini alıp geri giderdi.


Yine bir gün gelerek (Öleceksin yâ Ömer)
Deyince, buyurdu ki; (Söyleme, artık yeter.


Lüzum yok bana artık, bunu hatırlatmana,
Sakalıma ak düşmüş, o söyler zira bana.


Saç sakal ağarması, ölümü haber verir,
Baktıkça hatırlarım, gözümün önündedir
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] burdan alıntıdır
__________________
ALLAH İÇİN SEVMEK ALLAH İÇİN NEFRET ETMEK İYİYİLİĞİ TAVSİYE ETMEK KÖTÜLÜKTEN MEN ETMEK [Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]
bulut_bey79 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 06.04.09, 02:54 PM   #29
EHLİSÜNNETYOLCUSU
Kardeş
 
EHLİSÜNNETYOLCUSU - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 5
Tesekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 6
EHLİSÜNNETYOLCUSU is on a distinguished road
Standart Ölümlü yalan ölümsüz gerçek

Necip Fazıl ne güzel söylemiş;
Gitti ölümlü yalan. Geldi ölümsüz gerçek.
Ey! Hayat süren leşler sizi kim diriltecek.
Hepimiz inanıyoruz ki ölüm haktır, ölümden sonra dirilmek haktır, sonrasında hesap haktır ve hesabın neticesi ya mükafat/cennet ya da ceza/cehennemdir. Kur'an-ı kerim başlangıcından sonuna kadar, yüzlerce ayette bu gerçeği hatırlatır. Resûlullah (sav) bir o kadar hadisinde aynı hatırlatmaları yapar. Tüm bunlar, ölüm ve ölüm sonrası hayatın zihinlerimizde hep tazelenmesi içindir.
Peki inandığımız bu gerçeği yani ahiret bilincini idrak etmişmiyiz?.. İşte burada sorun var. İnanmak ayrı, idrak etmek ayrı şey. İdrak etmenin alâmeti gereğini yapmaktır. Şimdi biz sahip olduğumuz; ömür, gençlik, mal-servet, yetenek vb değerlerimizin ne kadarını fani olan dünyamıza, ne kadarını da ebedi olan ahiretimize yatırmaktayız ona bakıp değerlendirelim. Böylece ahiret bilincini ne denli idrak ettiğimizi anlayabiliriz.
Allah (cc) bu teorik derslerle yetinmeyerek, biz kullarına ölüm ve sonrasıyla ilgili pratik dersleri de yoğun bir şekilde vermeye devam etmektedir;
• Duyduğumuz her bir sela sesi,
• Tv, radyo veya gazetelerdeki her bir ölüm îlanı,
• Katıldığımız her bir cenaze namazı,
• Gittiğimiz her bir taziye,
• Önümüzden geçen her bir cenaze konvoyu,
• Her bir mezar ve ya mezarlık ziyaretimiz,
• Hatta her bir mezarlığın yanından geçişimiz,
• Günübirlik izlediğimiz ölümle ilgili haberler.
Bize ölüm ve sonrasını yani ahiret gerçeğini hatırlatan pratik derslerdir.
Allah (cc) ın ölümü zamana ve mekana yayması da ayrı bir ders ve ilahî bir lütuf olup dünyanın yer yanındaki insanların zihninde, her gün hatta her an ölüm gerçeğini tazelemektedir. Zira Allah (cc) örneğin Türkiyede bir gün öleceklerin hepsini her gün bir şehirden almamaktadır. Tüm şehirlerin merkez, ilçe, kasaba, köy ve mahallerinin dört bir yanına dağıtmaktadır.
Biraz daha geniş düşünecek olursak, dünyada altı buçuk milyar insan yaşamaktadır ve insanlığın ömür ortalaması 45 yıl. Bu, demektir ki dünyadan 45 yılda 6,5 milyar insan göçmektedir. Bu da, yılda 144 milyon 444 bin 444, günde ise 405742 kişiye tekabül etmektedir. Yani her gün bu fani alemden 405742 nüfuslu bir şehir göçmektedir. Ancak mülkün sahibi bunu öyle hassas bir programa bağlamış ki bizimle kan bağı olan biri vefat etmeden neredeyse farkına dahi varmıyoruz.
Bin bir çeşit ölüm sebebi var ama her bir canlı için vakti belli tek bir ecel var ve o vakit geldiğinde ne bir saniye ileri ne de geri gitmektedir.

Bazı ayet ve hadisler
“Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut 29/57)
“De ki: “Eğer siz ölümden ya da öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermeyecektir. O takdirde bile (hayatın zevklerinden) pek az yararlandırılırsınız.” (Ahzab 33/16)
“De ki: “Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” (Cuma 62/8)
“Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!? Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım” der.” (Fecr 89/22-24)
“O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.” (Zilzal 99/6-8)
“İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse, Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır. Ama kimin de tartıları hafif gelirse, İşte onun anası (varacağı yer) Hâviye’dir. Sen Hâviye’nin ne olduğunu ne bileceksin? O, kızgın bir ateştir.” (Karia 101/6-11)

“Ölen kimseyi peşinden üç şey takip eder: Aile çevresi, malı ve ameli/ yaptığı işler. Bunlardan ikisi geri döner, biri ise kendisiyle birlikte kalır. Aile çevresi ve malı geri döner; ameli kendisiyle birlikte kalır.” (Buhârî, Rikak 42; Müslim, Zühd 5.)
“Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol” (Buhârî, Rikak 3. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 25; İbni Mâce, Zühd 3.)
“Eğer dünya, Allah katında sivrisineğin kanadı kadar bir değere sahip olsaydı, Allah hiçbir kâfire dünyadan bir yudum su bile içirmezdi.” (Tirmizî, Zühd 13. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 3.)
Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ şöyle der:
Kendimize ait kulübeyi tamir ederken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza uğramıştı.
– “Bu yaptığınız nedir?” diye sordu. Biz:
– Yıkılmak üzereydi de onarıyoruz, dedik. Bunun üzerine:
– “Ecelin bundan daha aceleci olacağını zannederim” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Edeb 169; Tirmizî, Zühd 25.)
Kur'an-ı kerim’in mekkî olan sure ve ayetleri yoğun bir şekilde ölüm ve sonrasını / kıyamet ve ahireti işler. Çünkü cahiliye insanı ahireti inkar ediyordu bu sebeple de hayatlarından tüm iyilikleri kovmuş yerine şer ve kötülükleri yerleştirmişlerdi. Zina, fuhuş, içki, kumar, faiz, zulüm vs. öyle ki cahiliye insanı kız çocuklarını diri diri toprağa gömecek kadar vahşileşmişlerdi. Bu sebeple de Kur'an ın ilk ayetlerinin yoğun bir şekilde ölüm ve sonrasını işlediğini görtmekteyiz.
Ömer (ra) ahirete inanmadan önce kainatın efendisi Resûlullah (sav) ı öldürmeye kastedecek kadar vahşiydi. Ama iman edip ahiret bilincini kuşanınca o sultana canını feda edecek duruma geldi.
Yani ahiret bilinci ölüm ve sonrasını idrak etmek hayatın şifresidir.
Bu şifreyi kavrayan bir kimseye zorla dahi kötülük yaptıramazsınız. Bu gerçeği yeterince kavramamış kimselerin ise başlarına asker polis dikseniz de kötülüğüne engel olamazsınız.
Cebrail (as) in, Resûlullah (sav) ın şahsında tüm müminlere şu tavsiyeleri, bu şifrenin özetidir; “Ya Muhammed (sav)! ne kadar yaşarsan yaşa mutlaka öleceksin. Kimi ve neyi seversen sev mutlaka ayrılacaksın. Ne amel işlersen işle mutlaka hesaba çekileceksin.”
Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları malum kazada vefat ettiler. Bunda bir takım güçlerin parmağının olup olmaması bu gerçeği değiştirmiyor. Onlar artık geri dönmeyecekler. Allah (cc) ölenlere rahmet, yakınlarına sabrı cemil nasib eylesin. Trafik kazası, yangın, suda boğulma, deprem, kalp krizi, su-i kast veya başka bir şey… sebepler ne kadar çeşitlense de ölüm gerçeği tek bir tane.
Şu iki şeyi unutmayalım;
1. bu dünyanın zararları ne kadar çok ve büyük olursa olsun telafisi vardır. Bir adamın evi yanar, fabrikası yanar, iflas edip trilyonlarca zarara girer, tüm serveti ve ehl-u iyali deprem altında kalır yine de tüm bu zararların telafisi vardır. Bu insanların her birinin hayata bir köşesinden devam etmesi mümkündür.
Ancak mahşer günü ilahi mizan konulduğunda hayır terazimiz hafif çıkarsa bunun telafisi yok. Ne aşiretimizin yiğitleri, ne bileğimizin gücü, ne zekamız, ne makam ve servetimiz o teraziyi ağır getiremez.
2. Ne kadar olduğunu bilmediğimiz bu ömrümüz tek ve son şansımız. Bu dünyaya bir daha gelmeyeceğiz cenneti kazanma ve cehennemden azâd olma, başka bir deyimle ebedi saadetimizi bu ömrümüzde kazanacağız. Ölüm bize bir nefes kadar yakın. Aldığımız nefesi geri vermezsek veya verdiğimiz nefesi geri alamazsak ömür bitmiştir.
“…. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni Salihler/iyilere kat.” (Yunus 12/101) amîn!……
EHLİSÜNNETYOLCUSU isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
elbet, gelecek, gerÇeĞİ, gercek, gÜzelleme, yalan, ÖlÜm, ÖlÜme, Ölümlü, ölümsüz


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
ÖLÜM ŞİFANUR Anketleriniz 16 13.02.10 07:48 PM
DOĞU TÜRKİSTAN GERÇEĞİ Sultanım Reyhanim İslami Yazılar ve Makaleler 3 17.10.09 10:24 AM
Ey Ölüm!.. Ab-ihayaT Önemli (Sabit) Konular 3 15.10.08 10:23 AM
GERÇEK ÖLÜM-GÖRÜNEN ÖLÜM... Reşadiyeli Mücahid DİNİ BİLGİLER 0 30.06.08 06:16 PM


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283