Cevapla
Seçenekler
Okunmamış 27.01.09, 11:59 AM   #1
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.883
Tesekkür: 0
984 Mesajına 1.497 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

CEVAT AKŞİT HOCAEFENDİ ‘DEN HATIRALAR (cevaplar.org'dan iktisaben)
forumankebut.net - Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar
Muhterem Mustafa Cevat Akşit Hocaefendi ile daha önce yaptığımız mülakatta, kendisinin hatıralarını da almak istediğimizi belirtmiştik. Hocamızdan bir randevu daha aldık. Sayın Akşit, her zamanki rahatlık ve samimiyetiyle, Denizli ağzından da taviz vermeden konuştu. Sizlerle paylaşırken kendilerine bir kere daha teşekkürlerimizi arz ediyoruz. Hatıralara ara başlıklar koymayı tercih ettik. Salih Okur

İlim ehli bir sülale

-Bizim sülalemiz ilmi bakımdan Berika adlı eserin şarihi Hadimi hocaya bağlı. Benim dedem, onun oğlundan icazetli. Dedem hem şeyh, hem din âlimi. Dokuz tane çocuğu olmuş. Onlardan Mehmed Efendi var, süper birisi, 28 yaşında, sekiz yerden icazet almış. Dedem onu İstanbul’a göndermiş, kurra icazeti aldırmış, tasavvuf icazeti aldırmış.

Dedem, babamı da İstanbul’a göndermiş, hem İstanbul’dan, hem de Seydişehirli Abdullah Efendi’den tasavvuf icazeti aldırmış.

Ortaokula kayıt

Ben ilk olarak bir müddet köyde amcamdan okudum. Babam ben küçükken vefat etmiş, anam da dul bir kadın. Amcamın kız çocukları var, erkek evladı yok. “Bu benim oğlum, ben bunu hoca edecem” diye annemden istemiş. Anam da “olur hoca” demiş.

İlkokul müdürümüz beni çok severdi. Annemden gizli ortaokula kaydettirdi. Anam da ses çıkarmadı. Şehirde, Dr. Baha Akşit amcamın evinde bir odada kalıyorum. Ana kuzusuyuz, evden hiç dışarı çıkmamışız. Bir hafta ortaokula devam ettim. Öyle sıkıldım, öyle sıkıldım ki, hafta sonunu zor ettim. Hafta sonu köye dönücem, o zaman yol filan yok doğru dürüst, otobüs haftada bir gelir.

Cumartesi bir kamyonla köye geldim. Baktım anam bir ağlıyor, bir ağlıyor.. “Ana niye ağlıyorsun” diyorum, bir şey demiyor “seni vermem, seni vermem” diye ağlıyor. Kötü bir rüya görmüş. Zaten ben de garibim, yani gitmek istemiyorum. Böylece ortaokuldan ayrıldım.

İmam Hatip Dönemi


Sonra İmam Hatip’e kaydolmak istedim. Annem hayır demedi. Bir yorgan, bir tahta bavul.. At arabası ile gittik. Parkta yattık on gün, ev buluncaya kadar, para mı var?

Derken bir ev tuttuk. Okul müdürü de beni çok sevdi. Ortaokuldan sonra “ben İstanbul’a gideceğim” dedim. Takdirname alıyorum, hocalar çok seviyor. Müdür; “Gitme, ben seni evime alacağım, seni ben okutacağım” dedi. “Hayır, gideceğim” diye ısrar ettim. Kızdı bana “Geet lan geet” dedi. Isparta dili bu, “git” demezler, “geet lan geett” dedi.

Gurbette

Çıktık, geldik buraya. Burada okul müdürü Gürbüz Akbıyık “almam” dedi. Dedim “ben takdirname alıyorum”. “Burası sıradan bir okul değil ki, sen orada takdirname alabilirsin, orası palan pandıras bir okul” dedi. Bir türlü almıyor.

Sirkeci’de bir fırında fırın işçileri ile beraber yatıyorum. Para mı var, otele gidecek para nerde? On beş gün fırında, un çuvallarının arasında yattım. Garip, garib böyle. Yirmi dört saatte, bazen aç..

Daha sonra ilkokul öğretmenim, okul muaviniyle anlaştı, müdürden habersiz benim kaydımı yaptırdı. Sonra, Şehremini’de bir yurda koydular.

Tabii, Isparta’da hocalar bile saygı duyuyordu bize, takdirname alıyoz ya..

Buraya geldik, hoş geldin diyen yok, kimsin diyen yok..O zaman İstanbul İmam Hatip’te ilk talebeler Tayyar Altıkulaç, İsmail Karaçam vs. Mevlidhan hepsi..Mevlithan oldukları için, fötr şapkalar giyiyorlar, paltoları var, zenginler yani. Dairesi olan bile var, Mevlidhan oldukları için. Ben garib bir adamım, hoş geldin diyen yok..Bir koydu bana ama..sabahlara kadar ağlardım.

Derken Fransızcadan on aldım, hoca çok sevdi, Fizikten, Matematikten, Cebirden 10 filan derken arkadaşlar “beraber kalalım, beraber kalalım” demeye başladılar.

Prof. İsmail Karaçam’la Oda Arkadaşlığı

Meşhur bestekâr Zekai Dede’nin torunu Münir Dede vardı, o zat İsmail Karaçam arkadaşımıza bir caminin lojmanında oda vermiş, para da veriyor, yemeğini de veriyor. O da “beraber kalalım Akşit” dedi. O Burdurlu, ben Denizliliyim. Herkes teklif etti, onun yanına gittim ben..

Odadan rutubet akıyor, tuvalet için caminin tuvaletini kullanıyoruz. Yemeği de Münir amcanın evinde yiyoruz. Böyle işimiz iyi..

Orada Ethem amca vardı, emekli binbaşı. Mehmed Zahid Efendinin müridiymiş o..Ben o zaman çok mahcup bir delikanlıyım, Anadolu çocuğu, şöyle kimsenin yüzüne bakamıyorum…

O zaman da yakışıklıydım, hatta kızlar önüme geçerdi, kıpkırmızı olurdum. Ethem amca bu durumu gördüğü için beni çok severdi, ara sıra evine götürür, yemek yedirirdi. Beni bir defasında Hocaefendiye(M. Zahid Kotku) götürdü. Kalabalıktı, elini öptük.

Müezzinlik Sınavı

Ondan sonra müezzinlik imtihanına girdim. Yüz kişi içinde üçüncü oldum. Birinci Nazif Şahinoğlu(Prof.), ikinci İhsan Toksarı(şimdi milletvekili) üçüncü de ben..Nazif bey Karagümrük’te üç katlı lojmanı olan bir camiye imam oldu. İhsan Toksarı da lojmanlı bir camiye geldi keza- ki bunlar medrese okumuş, vaizlik yapan insanlar, lojman için imam oluyorlar.

Sıra bana geldi, Fatih Camii çıktı. Fatih camiinde de kaloriferli daire var, müezzinlere, imamlara. Üstelik geliri de çok. Bir Yasin okuyorsun, bir yıllık para alıyorsun.

Bir hücum oldu mevlithanlardan, hafızlardan. Eh, ben Mevlidhan değilim, hafız değilim, körpe, daha bıyığı terlememiş bir çocuğum. Müftü dedi ki; “amcana söyle oğlum, bakanlardan, milletvekillerinden çok baskı var bana, benden çıktı bu iş..”

Amcam da(Dr. Baha Akşit) o sırada DP grup başkanvekili. Ona telefon ettim. “Öyle şey mi olur? Tabii sen tayin olacaksın” falan dedi. Fakat o kadar forsuna rağmen, oraya ben tayin olamadım. Oraya gitseydim Mevlidhan olurdum, cerci bir hoca olur çıkardım, tahsili falan bırakırdım.
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 27.01.09, 12:01 PM   #2
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.883
Tesekkür: 0
984 Mesajına 1.497 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

Mehmed Zahid Efendiyle Tanışma

Sonra müftü dedi ki; “Ya, senin hakkını yedik oğlum. Zeyrek’te bir camii var, Ümm-ü Gülsüm camii. Seni oraya gönderelim.” Ben o camiye müezzin oldum. Hocaefendi(M. Zahid Kotku) da orada imam idi. Bana “Sağda solda dolaşıp durma, seni bana emanet ettiler” dedi.

Yani, İstanbul’a gitmeye karşı içimde duyduğum ateş, Fatih camiinin olmayışı filan meğer hep ondanmış.

Tuttu elimden, beni özel evlat edindi. Yedirdi, içirdi. Çamaşırlarım evinde yıkanırdı. Evin oğluyum, ben hizmet ederim, onun yanından ayrılmam. Öylece biz orada görgü öğrendik. Evin ihtiyaçlarını dahi çarşı pazardan ben alırdım. Birebir eğitim gördüm. Beraber İhya okuduk, Ramuz okuduk. Hocaefendi okuttu, çok emek verdi. Hat dersine varıncaya kadar uğraştı benimle. Hattattı Hocaefendi aynı zamanda. Meşklerim var, inşallah bu Mebsut tercümesini bitirirsem, onları hatıra olarak yayınlayacağım.

Öyle günlerimiz geçti. Benim babam küçükken vefat ettiğinden o, benim babam gibiydi. Onun da erkek çocuğu olmadığından beni oğlu gibi severdi. Öyle bir samimi hava..Ama ona rağmen bir sene boyunca kendisinin yüzüne bakamamıştım, öyle mahcup bir çocuktum.

Bir ders

Bir gün pazardan bir şey getirdim. Tahta bir kapı vardı, ahşap bir evdi zaten. Çıkarken sallanıyordu. Valide hanımı anne biliyorum, o “git” derse esas anamın elini öpmeye gidiyorum. O demezse hiç gözüm görmüyor, o kadar bağlanmışım.

Ben giderken valide hanım gölge gibi kaçtı benden. Ben bunun onur meselesi yaptım. “ben kötü bir adamım demek ki, benden kaçıyor, ben onu anne biliyorum, o beni evlat kabul etmiyor..”

Kendi kendime verdim fileyi. Öyle bir üzüldüm, sabaha kadar uyuyamadım o gün.

Sabahleyin ezan okumaya çıktım. Bir başladım okumaya, yanık yanık, güzel de okuyorum. Neyse..Hocaefendi namaz kıldırdıktan sonra işrak vaktine kadar evrad okunurdu. Ondan sonra eve giderdik. Benim müezzinlik odam var, orada kalırdım. Bana “ benimle gel” dedi. İçeride büyük bir oda vardı ki, yetmiş kişi alırdı orası. Kanepenin ucunda valide hanım oturuyor, yani ben siluetini görüyorum..

Kanepenin bir tarafında Hocaefendi oturuyor. Ben de bir yere oturdum, hasır masır yok. “Şuradan Kur’an’ı al bakalım Mustafa” dedi. Aldım Kuran’ı. “Aç bakalım” dedi, açtım. Aç bakalım dedi, açtım. Aç bakalım dedikçe, açıyorum.

Hocaefendi çok sağlam hafızdı, tersine okurdu yani Kur’an’ı, öyle hafızdı. Mesela “şu ayet nerede?” dedin mi, “falan sayfanın, filan satırında” tak söyler, öyle hafızdı Hocaefendi.

Biraz sonra, “dur” dedi, durdum. “On ikinci satırı oku” dedi.

Ayeti okudum, tabii mealini biliyom. “Peygamber'in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır”(Ahzab: 53) “Dur” dedi, “tamam mı?”

“Tamam, efendim” dedim.

Bediüzzaman’ın elini öptüm

1952’lerde Isparta İmam Hatip’te okurken hocalarımız bizi sıraya sokar, Ulu Cami’ye getirirlerdi. Orada bir Nureddin Hoca vardı, hem güzel Kur’an okurdu, hem de kıvırcık saçı ve sakalı ile Namık Kemal’e benzerdi. Çok güzel de hutbe okurdu.

Bediüzzaman hazretleri de oraya Cuma’ya gelirdi. O zaman sıkı bir takipte değildi. Cumaları Ulu Cami’ye gelirdi. Hatta Ulu Caminin altında bir mahalle vardır, orada bir yerde kalırdı. O evin arka sokağında ben kaldım bir sene kadar, daha sonraları..

Biz o zaman küçüğüz tabii. Camiden çıktıktan sonra caminin önünde sıra olurdu herkes. Ben de o sıradaydım. Öyle bir elini öptüm yani..Zayıf, gür kaşlı, sarığı böyle yöresel sarık, beyaz bir sarık değil. Üzerindeki giysilerde yöresel idi. Çok kimseye elini öptürmezdi, çekerdi elini. Bir defa, küçük olduğumdan herhalde, öpebildim. Kendisini çok gördüm de, bir defa elini öpebildim.


Mehmed Zahid Efendiye Üstad Bediüzzaman’ın ziyareti

İki defa ziyaretine geldiğini Hocaefendi bana söylemişti. Mesele nasıl açılmıştı hatırlayamıyorum. Yalnız şunu söyledi Hocaefendi; “İki defa geldi, ziyaret etti ve şunu söyledi; “Ben Gümüşhanevi hazretlerinin Mecmuat-ül Ahzab’ını okuyorum. Beni sekiz defa zehirlediler, ama bu duaların sayesinde zehir bana tesir etmedi” dedi. Bunu ben bizzat Hocaefendi’den duydum.

Biz de Gümüşhanevi dergâhının adamıyız. Hocaefendi de oradan seçilmiş duaları okurdu sabah namazından sonra…
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 27.01.09, 12:04 PM   #3
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.883
Tesekkür: 0
984 Mesajına 1.497 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

Ömer Nasuhi Bilmen Efendi

Ömer Nasuhi Bilmen benim hocam. İmam Hatip ve Yüksek İslam Enstitüsünde yedi sene okudum ben ondan. O, medresede okurken babamın oda arkadaşıymış. Dokuz sene aynı odada yatmışlar, kalkmışlar. Tokatlı Şakir Efendi’den ders almışlar. Hatta Emin Saraç hoca geldi, benim icazetimi gördü, babamın icazetini gördü ve babamın icazetini çok beğendi, götürdü “bunun fotokopisini çıkartacağım, ne güzel bir icazet yahu!” dedi. Fotokopiyi ciltletmiş olarak getirdi.

Ömer Nasuhi Bilmen 90 yaşlarında vefat etti. Gece her zaman saat ikide kalkar, sabaha kadar ibadet eder, tefsir yazar. Ömrü böyle geçmiş bir adam. İlimle haşır neşir ve hafızası da muazzam kuvvetli idi.

Ahmed Davudoğlu Hoca ve Cuma Namazı Meselesi

Ahmed Davudoğlu hocayı vefatından az bir zaman önce ziyaret etmiştim. Kendisi benim hocalarımdandır. Ondan da ders okumuştum. Mütevazı bir evde oturuyordu. Maddi durumu çok iyi değildi. Memur olarak ömrünü bitirdi.

Girdik, çok sevindi. Baktım, çok zor nefes alıyor. Dedim ki; “Hocam ya, Türkiye’de Cuma namazı kılınmaz” diyorlar. Biz de kitaplarda kılınabileceğini görüyoruz. Cuma namazı Müslümanların birleştiği yer, Onu da kaldırırsak, apartmandaki adamlar bile şimdi bir araya gelemiyor, nasıl olacak Müslümanlar bir araya gelecek” dedim.

Bir dua etti bana, bir dua etti. “Elhamdülillah, bir beni anlayan, yetiştirdiğim, bozulmamış bir talebem geldi” dedi.

Sonra Davudoğlu hoca şunları anlattı: “Bu konuda, bu lafları çıkaran Sadreddin hoca geldi buraya geldi. Sordum “niye kılınmaz hoca?” Dedi ki; “Türkiye Dar-ül Harp’tir, şöyledir, böyledir” dedi. Dedim ki; “Fransa’da Almanya’da Türk işçileri var. Orada kılınır mı?” “Orada kılınır” dedi. “Hoca” dedim “orada din ahkâmını mı uyguluyorlar, orada kılınır diyorsun, Türkiye’de kılınmaz diyorsun. Tezat değil mi bu?”

“Anlamam ben Türkiye’de kılınmaz, Türkiye’de kılınmaz” diye hiddetlendi, kızdı, terk etti evi.”

Ramuz el Ehadis ve Zahid-ül Kevseri

Bu Ramuz-ul Ehadis’i tercüme etmemize, ondan ders yapmamıza kızmış adamın biri. Arkadaşlarıyla beraber evime geldi. Bir varil de kitap getirmiş. “Ne diye bu uydurma hadislerle uğraştınız ömrünüze yazık ettiniz be hocam” dedi. “Güzel bir hocamızsınız, uğraşıyorsunuz ama ömrünüze yazık ettiniz.”

Ben ona misafir, ne diyeyim? “Peki, ne yapmalıydık?” dedim. “Mesela, Zahid-ül Kevseri’nin eserlerini gün yüzüne çıkarın hocam ya. Son devrin İslam âlimlerince müceddit kabul ediliyor adam, böyle güzel bir adam” falan dedi.

Dedim; “Siz Zahid-ül Kevseri’yi çok mu seviyorsunuz?” “Çok seviyorum” dedi. Sonra kitapları çantasından çıkardı, hep İbn-i Teymiyye’nin kitapları..Bende Zahid-ül Kevseri’nin İrgam-ül Merid adlı Arapça bir eseri var. O kitabı kitaplığımdan çıkardım, açtım.

Orada Kevseri; “İbn-i Teymiyye tasavvuf erbabına çatmakla başını kayaya çarpmış, helak olmuştur” diyor. Ayrıca; “Hayatımda kazandığım en büyük şeref, Gümüşhanevi dergâhından aldığım Ramuz icazetidir” diyor. Onun babası da Gümüşhanevi hazretlerinin halifelerindendir. Bunları okutunca; “Bırak bunu canım” dedi. Dedim ki; “Demin sen böyle diyordun, ne oldu?” Hiçbir şey diyemedi.,

Şimdi Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi hazretleri âlim adam. Ramuz da, mesela “bu hadis zayıftır, buna uydurma derler, ama şu bakımdan uydurma değildir” falan der. Bilimsel yönteme uymuş yani.

Bunları kendisinin Ramuz Şerhi, Levami-ül Ukul’u tercüme ettiğimizde tek tek göstereceğiz inşallah..
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 27.01.09, 12:06 PM   #4
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.883
Tesekkür: 0
984 Mesajına 1.497 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

Hasan Basri Çantay Hoca

Vefa da, Vefa Bozacısının yanında bir bina vardı. Eskiden İmam Hatip Lisesi orasıydı. Orada Hasan Basri Çantay dersimize girdi. Yine aynı bina da Bekir Hâki Efendi Ve Ömer Nasuhi Bilmen’den de ders aldık. İslam enstitüsünde de onlardan ders okuduk.

Hasan Basri Çantay biliyorsunuz ilk meclis üyelerinden, Burdur mebusu..

Şimdi ben hocamı(M.Zahid Kotku) çok seviyorum ya, gözüm hiç kimseyi görmez. Ancak o “şuna git” dediği zaman giderim. Mesela, köye gitsem bile, onun emriyle gitmişimdir. Anamı, kardeşlerimi unutmuşun ben, hocamı o kadar çok seviyorum.

Mesela bir defa Abdülhay Efendi’ye gitmiştim, Beşiktaş’taki Yahya Efendi dergâhına. Hocaefendi “Git elini öp” demişti.

Bir defa da beni Hasan Basri hocaya gönderdi. “git, elini öp gel” dedi. Çantay hoca, o zaman Beyazıt’ta bir apartmanda oturuyordu. Nur gibi bir adam, öyle güzel bir adamdı ki yani..Yatağında oturuyordu. Elini öptüm.

-Nereden geliyon evlat? dedi.

-Efendim, Zeyrek’ten, Ümm-ü Gülsüm camiinden..

-Mehmed Efendi’nin yanından mı?

-Evet dedim.

Oğlum, oradan çay içen adam olur. Allah seni seviyormuş, iyi yere düşürmüş. Kadrini bil oğlum” dedi.

Sonra, “otur bakalım” dedi, oturdum. “Oğlum, sende kabiliyet görüyorum. İnşallah büyük hoca olursun. Sana bazı şeyler söyleyeceğim. Darılma emi” dedi.

“Estağfurullah efendim” dedim.

“Bak, ben bir yerleri bitirdim. Ama bir yerden diploma almakla hoca olunmaz. Yani, okuduğun yerler sana anahtar verir. Hocalık ondan sonra başlar. Ben okulumu bitirdikten sonra, kitabı elimden hiç düşürmedim. Devamlı çalıştım, kitap okudum. Elhamdülillah, bugün bak, Kur’an-ı Kerim’in mealini yazabildim, nasip oldu. Sen de kitabı hiç elinden düşürme oğlum” dedi.

Çok mübarek bir adamdı o. Onlardan çok istifade ettik.

Ömer Nasuhi Bilmen ve Mehmed Zahid Kotku Efendi

Ömer Nasuhi hoca, babamın sınıf arkadaşı olduğundan beni çok severdi. Hatta kendisine bir şey söyleneceği zaman ben araya girerdim, ben söylerdim.

-Mehmed Zahid Efendi ile bir irtibatı var mıydı?

-Hep gelirlerdi efendim. Ömer Nasuhi Bilmen, Bekir Hâki Efendi, Fatih müftüsü Yekta Efendi, Hasan Basri Efendi vs.. Hocaefendi Zeyrek’te iken sık sık ziyarete gelirlerdi. O da onları ziyaret ederdi.

Ömer Nasuhi Efendiden Yediğim Fırça

Menderes’in sağlık bakanı Lütfi Kırdar ölmüştü. O zamanlarda da Mevlidhanlık meşhurdu. Lütfi Kırdar vefat edince, çocukları o zamanın meşhur mevlithanlarından Nureddin Yeşilçam’a gitmişler. Bu zat öyle bir dua ederdi ki, tam Kur’an’ın sevmediği tarzda, parlak cümleler, şiirler falan. Dua edenin boynu bükük olur hâlbuki.

Neyse bunlar gitmiş, demişler ki; “Efendim, babamıza bir hatim indirtmek istiyoruz.” Demiş ki; “birinci sınıf hatim mi olsun, ikinci sınıf hatim mi?”

Biz bunu gazetelerde okuduk.. Nasuhi hocamızın da o gün dersi var, soracağız. Arkadaşlar; “Akşit, sen sor, seni seviyor” dediler.

Ders yapıldı, dersten çıkınca, ben hemen çantasını elime aldım. Otobüse kadar götürüyorum hocamızı. “Cozel evladım” derdi, “güzel” diyemezdi, Erzurumlu ya.. “Ehlek” der, “ahlak” diyemez, Erzurum dili..

Elini öptüm, “hocam” dedim. "Böyle böyle olmuş. Hatimin birinci sınıfı, ikinci sınıfı mı olur? Suyu çıktı bu işin. Biz arkadaşlarla size söyleme kararı aldık. Halk sizi çok seviyor. Mevlidi yasaklayın” dedim.

Durdu durdu bu.. Kulakları kızardı. Kızdığı belli oldu. Ben “aferin lan” diyecek zannediyordum. “defol, defol” diye bağırdı. Neye uğradığımı bilemedim.

Allah kelimesini bir duyuyorlar. Salâvat getiriyorlar. Bana ne okuyanın sahtekârlığından? Vatandaş bir “Allah” kelimesi duyuyor. Bunu da mı yasaklatacaksın bana, defol..”

-Halbuki halim selim, kızmayan birisi değil mi?

-Yooo…Hoca sert bir adamdı..Gülmez, güldürmez. Başka hocalar fıkralar anlatır, o hiç anlatmazdı. Gelir derse, gider dersten, öyle..
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 27.01.09, 12:09 PM   #5
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.883
Tesekkür: 0
984 Mesajına 1.497 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

Ömer Nasuhi Hocanın Hukuk Talebelerine Tavsiyesi..

Evine sık sık giderdim. Bir gittiğimde Bekir Hâki Efendi de vardı. Hukuk talebeleri ziyarete gelmişlerdi. Kur’an’dan “ve men lem yahküm”(Maide 44) ayetini okudular, hukuk fakültesini bırakmak istediklerini söylediler.

Nasuhi hoca “Ne diyorsunuz? Hayır, hayır..Sakın yapmayın.. Hâkim olun, savcı olun. Siz olmazsanız nasıl dolduracaklar orayı? Dinsiz, imansız birisi gelse daha mı iyi? Yapabildiğiniz kadar Müslümanlığa hizmet edersiniz. Sakın ayrılmayın oğlum” dedi.

Fethullah Gülen Hocaefendi İle Tanışmam

Ben İzmir İlahiyat’ta görevli iken, orada bir profesör arkadaş-ismini vermeyeyim- mezhepsizlik fikrini terviç ediyordu. Aslında iyi niyetli bir arkadaş. Onun da derdi şu; “Efendim, İmam-ı Azam’ın gölgesine sığınmış, tembel tembel oturuyoruz. Bir şeyler yapalım, gayrete gelelim.”

O zaman ben ona dedim ki; “sen iyi düşünüyorsun. Ama bu yolu açarsan öyle adamlar gelir ki, sen de hâkim olamazsın.” İtiraz etti, ama benim dediğim oldu şimdi.

Geçenlerde Ceviz Kabuğu programında, Ankara İlahiyattan bir tefsir hocası çıktı. Öyle laflar etti ki, ipe sapa gelmez. Ben dinliyorum, katılmam ve bağlanmam öyle programlara. Biraz sonra demin bahsettiğimiz arkadaş telefonla bağlandı. Öyle sinirlenmiş ki; “Bu olmaz..Saçma, öyle şey olmaz” diye bağırdı. Hulki Bey; “Hocam, siz çok sinirlisiniz” deyince, “Ama sinirlenmeyecek gibi değil ki, nasıl konuşuyor ya?” dedi. Asıl ilginç olan şu, Ankara’daki profesör bunun üzerine; “Hocam “ dedi “beni bu yola zamanında sen itmiştin.”

Neyse.. Ben Erzurum Yüksek İslam enstitüsünde iken, naklimi istedim, İzmir’e geldim. Tabii ben Ehl-i sünnet inancındayım. Müdüre dedim ki; “ Arkadaş, devletin verdiği program eften püften bir program. Bunlar müftü olacak, vaiz olacak. Bunların fıkıh okuması lazım. Devletin verdiği programı ben bir buçuk ayda bitiririm. Ama ben bunlara, en az bir Kuduri metnini okutacağım” dedim. Müdür “tamam” dedi.

Orada böyle başladık. Baktım, çocukların hepsi müctehid(!), bila istisna. O arkadaş, onlara o havayı vermiş. Çocuklara bir şey söylüyorum, hemen başlıyorlar; “benim kanaatime göre(!)” Ben de bir gün tahtaya “İki günü denk olan aldanmıştır” hadisinin Arapçasını yazdım. “Okuyun bakayım” dedim. Baktım, sınıfta okuyabilen yok. “Oğlum” dedim. “bir hadisi okuyamayacak kadar cahilsiniz, ama “kanaatime göre” diyorsunuz. Siz ne biçim müçtehitsiniz!” Estim, yağdım ben tabii..

Böyle böyle derken talebenin çoğu benden yana geçti tabii.. Mayamız sağlam bizim millet olarak. Bunun üzerine o hocanın teşvikiyle talebeler bana karşı boykota hazırlanmışlar. Fethullah Hoca haberdar olmuş. Demiş ki; “Bu hocayı destekleyin, boykota girmeyin siz.” Böylece boykot kırıldı. Okulun tamamı eğer o boykota girseydi, hemen oradan başka bir yere beni atayacaklardı.

Boykot kırılınca, okul müdürü bana “İmam-ı Azam hakkında bir konferans ver” dedi. Amacı, İzmir’in ileri gelenlerine beni tanıtmak. “Olur” dedim. Hoca da geldi, oturdu..

Konferanstan sonra Fethullah Hoca “müdür beyin odasında biraz konuşalım mı?” dedi. “Olur” dedim.

-Daha önceden tanıyor muydunuz?

-Tabii canım.. Edirne’de kalmış ya o, ben de Edirne’de görev aldım. Birbirimizi takip ediyoruz. Neyse, müdür beyin odasına gittik. İkimiz, bir de müdür var. Beni konuşturdu..Tabii kafamın içini arıyor, biliyorum ben..Orada bir dostluk kurduk. Sonra evine çağırdı, yemek yedik. Bozyaka Yurduna çağırdı, orada konferans verdirdi.

-Aslında bir de siz Hocaefendi ile aynı hocadan ders görmüşsünüz, Osman Bektaş hocadan..

-Evet, benim şeriat icazetim Osman Bektaş hocadandır. Ben Erzurum Yüksek İslam Enstitüsünde müdürken, geceleri Osman Bektaş hocanın evinde Prof. Sâdi Çöğenli ve Ali Bayram ile, hocadan ders okuduk..

-Sâdi Bey ile hâlâ görüşüyor musunuz?

-Görüşemiyoruz ama çok severiz birbirimizi…Ali Bayram’ı gördüm yalnız..Rusya’ya , Türki devletlere gittiğimizde gördüm. O zaman oradaki okulların başında idi, cebimde ne kadar para varsa verdim o zaman ona, o hizmetler için..

-Ehl-i ilim biri o da değil mi hocam?

-Evet.. çok.. Biz Dürer’i okuduk, fıkıh kitabı olarak Bektaş hocadan. Dürer zordur, onu sökebilmek için bilmek lazım. Osman Bektaş hoca üçümüze de icazet verdi.

Osman Bektaş Hocaefendi

-Bektaş hoca nasıl bir insandı?

-Çok âlim bir adamdı. Çok müthiş zeki bir adamdı. Muhakeme gücü çok yüksekti. 26 sene müftülükte fetva ondan sorulmuş. Erzurum’da da hâlâ onun verdiği fetvaları uygularlar. Solakzâde denilen bir âlim varmış, onun talebesi idi Bektaş hoca. Çok muazzam muhakeme gücü vardı, ama bir risalesi bile yok..
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 27.01.09, 12:12 PM   #6
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.883
Tesekkür: 0
984 Mesajına 1.497 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

Adnan Menderes’i ziyaretim

Amcam Baha Akşit bey, Menderes hükumetinde grup başkan vekili idi. Menderes’in sağ koluydu. O kadar yakındı ki, bakanları Menderes ile beraber o tayin ederdi. Kendisi bakan olmazdı ama bakanları düşürürdü, indirirdi. Öyle bir forsu vardı, devamlı grup başkan vekili idi.

İmam Hatip okullarının yüksek kısmının açılması için Türkiye genelinde bir istek doğmuştu. İmam Hatip dernekleri birleşti ve Menderes'e gitme kararı aldılar.

Beni 17 yaşında olmama rağmen, Amcam vesile ile Menderes'ten randevu alayım diye beni de aralarına aldılar. Hepsi de zengin, dernek adamları..

O heyetle Ankara’ya gittim, durumu amcama söyledim. Menderes o sıralar kimse ile görüşmüyordu, heyetleri kabul etmiyordu. İhtilalin ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Amcam “durum böyle, ama yine de bir söyleyeyim. İmam Hatipleri çok sever” dedi.

Menderes demiş ki; “Yahu Baha, kimseyi kabul etmiyorum, ama İmam Hatiplere de hayır diyemem ki. Gece saat 10’da başbakanlığa, değişik kapılardan birer ikişer gelsinler, ben polislere tembih edeceğim.”

Biz o zaman kadar Cumhurbaşkanı Bayar’ın köşküne çıktık. “Celal Bayar, İran şahını ziyarete gitti. Ama sizden haberdarız. Burada size yemek vereceğiz” dediler. Bende o sıra gençlik var, sağımı solumu hesap edemiyorum. Orada çayırlıkta akşam ezanı okumaya başladım. Hemen görevliler koştular; “Aman ne yapıyorsun” diye. “Ne var?” dedim “Akşam namazını kılacağım” dedim. Onlar da “tabii, tabii” dediler. Bir şeyler serdiler. Orada bir akşam namazı kıldık.

Saat 10’a doğru başbakanla görüşeceğimiz odaya girdik. Uzun bir masa var. Ben Menderes’in koltuğunun tam karşısına oturdum. Çünkü o sıralar biz de Menderes’e hayranız, sülalemiz Menderesçi..

Saat 10’da başbakan geldi, koruma polisi ile içeri girdi. “Oğlum sen çık” diye koruma polisini çıkardı ve kapıyı kilitledi. “kimse buraya girmeyecek” diye de tembihledi.

Bekir Elam sözcümüz. Kendisi Konya İmam Hatip lisesi müdürü idi. Halk partili ama güzel konuşuyor. O kalktı, üç cümle kurdu. Menderes “lütfen oturun beyefendi” dedi. Bir başladı konuşmaya..Türkiye’deki komünist faaliyetleri, bölücü faaliyetleri, masonik faaliyetleri bir bir anlattı. Dedi ki; “Benim müsteşarım Masonların reisi. Beni bu kadar bunalttılar, etrafımı çevrelediler. Ben Müslümanım. Türkiye'nin de ayakta kalmasının teminatı İslam’dır, imandır. Eğer bugün biz ayaktaysak,beyaz örtülü bir ninenin kucağında veya aksakallı bir dedenin kucağında büyümüş bir nesil olarak ayaktayız” dedi. Ama nasıl ağlıyor? Hüngür hüngür ağlıyor.

İmansız, İslamsız yaşanmaz. Hayatım pahasına da olsa, İmam Hatip okullarının yüksek kısmını açacağım. Arkadaşlarım beni desteklemiyor, laikliğe aykırı görüyorlar, yalnızım arkadaşlar” dedi.

Böyle iki saat konuştu. Ağladı, ağlattı herkesi. Halk partililer dahi onun samimiyetine inandılar. Çok şeyler anlattı daha..Üniversitedeki profesörlerin faaliyetlerini falan, hepsini biliyor..

Görüşme bitti, çıkacağız. Kimseye elini öptürmedi. Ben en son kaldım. Kafaya koydum, elini öpeceğim. 17 yaşındayım, acı kuvvetim var o zaman. Menderes sportmen bir adamdı. Koca koca elleri vardı. Tam ben öpecekken elini çekmek istedi. Şuradan tuttum, nereye çekecek? Delikanlıyım, tuttum, çevirdim, elini öptüm. Sırtımı okşadı; “Aferin, aferin” dedi. Hiç unutamayacağım, yanaklarımdan öptü.

O sene Celal Yardımcı Milli Eğitim bakanıydı. Celal Bayar ile ikisi “hayır” dediler, açmadılar. Ertesi sene Celal Yardımcı’yı terfi ettirdi, devlet bakanı ve başbakan yardımcısı yaptı. Milli Eğitim bakanlığı boşaldı.

Nafia Vekili Tevfik İleri’yi vekaleten Milli Eğitim Bakanlığına getirerek İmam Hatip okulunun yüksek kısmını açtı. Okul Fatih-Çarşamba’da açıldı. 59 kişilik kontenjan tanıdılar.

Bir gün orada, Avukat merhum Yusuf Türel(İlim Yayma Cemiyeti Başkanı) Tevfik İleri’yi bir toplantıya davet etmişti. Yusuf Türel söz aldı: “Neden kontenjan 59 kişi? Bizden bina isteyin, para isteyin. Neden 590 kişi değil” diye bayağı hükümete çattı.

Tevfik İleri kürsüye çıktı; “Üstümüze gelmeyin” dedi, ağladı. “Bunu biz nasıl açtığımızı siz bilemezsiniz..Dua edin, çoğalsın” dedi. Ama adam ağladı, hiç unutamıyorum. Hakikaten sonra İslam enstitüleri çoğaldı. Bunda Menderes’in büyük hizmeti var. Gerçekten de hayatıyla ödedi. Hakkını yememek lazım. Ben onun dış ülkelere gidip gelirken Eyüp Sultan’ı ziyaret ettiğini biliyorum. Böyle inançlı bir insandı. Mazlumen asıldığına inanıyorum.
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 27.01.09, 12:16 PM   #7
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.883
Tesekkür: 0
984 Mesajına 1.497 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

Yassıada Duruşmalarına Katılmam

İslam enstitüsünde okurken Yassıada Mahkemeleri oldu. Ben de amcam Baha Akşit’in Yassıada’da mahkum olması hasebiyle bir duruşmaya dinleyici olarak katılmıştım. O gün Rahmetli Menderes’i de yakından gördüm, önümden geçmişti. Elbise dökülüyordu adamın üstünde, o kadar zayıflamış. Amcam anlattı da, Menderes çok işkence görmüş “Nasıl dayandı bilemiyorum” derdi amcam.

Bizans’tan kalma, içinde böceklerin dolu olduğu, çamurlu bir yere her gün Menderes’i kapatırlarmış. Aynı zamanda kimseyle konuşturmuyorlarmış ki, psikolojisi bozulsun da mahkemede konuşamasın. Yoksa biliyorsunuz o konuşmasıyla, hitabetiyle mahkemedeki hakimleri sustururdu.

Profesör Oluşum Ve Dönen Dolaplar

Bütün prosedürleri tam yapayım diye profesörlüğe geç başvurmuştum. Nihayet yaptığım yayınları da yanıma alarak başvuru dilekçemi okulun sekreterliğine götürdüm. Genel sekreter; “Buyur, buyur Cevat Hocam” dedi.

Fakat iyi yayın yaptım. 26 kalem yayınım var. Gece gündüz çalıştım. Sekreter tebrik etti; “Yayınlarınızı verin Cevat Bey” dedi. Ben yayın çuvalına doğru eğildim. Eğilirken göz ucu ile fark ettim ki, sekreter oradaki bir Kimya doçentine beni işaret ederek; “bu, çember sakallı.. sarıklı..bunun işini yapmayız, hiç hazzetmem” demeye getiriyor.

Doğruldum, “buyurun” dedim, masaya çalışmaları koydum. “Ooo Cevat bey ya” dedi “26 kalem yayın yapan Profesör namzedi görmedim. Tebrik ederim ya. Hayranım falan filan” dedi. Baktım 180 derece çark ediyor.

Git bunu sekretere ver” dedi. Gittim, verdim. “Tamam” dedi.

-Yoo tamam değil? dedim

- Ne var hocam? dedi.

Liste çıkardım. “Yukarıdaki 26 kalem eseri Doç. Dr. Cevat Akşit’ten teslim aldım. Tarih.. İmza..”

Hocam bize güvenmiyon mu? Biz böyle bir şey yapmıyoruz” dedi.

Yoo” dedim “sormayın, herkesin bir hobisi var ya, ben de avukatlık yaptığım için hobimdir, bir şey verdim mi, teslim makbuzu alırım. Yani size inanmamakla ilgisi yok da..”

Yaa hocam bize güvenmiyon mu?” dedi tekrar.

Yoo güvenme meselesi değil. Hobim bu benim yav. Bir şey veriyom, aldın mı?” dedim.

Aldım hocam” dedi.

Aldım deyiver oraya” dedim “hazırlamışım zaten”

Aldı bu kızdı, yazdı, imzayı çaktı.. “tamam hocam” dedi.

Orada Rektörün mührü de var. “Yaa şu yuvarlağı da vur da, güzel olsun, yakışıklı olsun” dedim.

Aldı “çaat” diye mührü de vurdu bu. “Buyur hocam” dedi. Ben yine “teşekkür ederim” dedim. Hiç kızmadım, o kızdı ama, güvenmedi bana diye..

O kağıdı aldım, cebime soktum. Ondan sonra da izin aldım. Zaten Mayıs’ta başvuruluyor. Ekim’de geliyor neticeler. Yazın için yurt dışına izin aldım. Üç ay geçti, profesör oldu-olmadı cevap yok..Gelmesi lazım halbuki..

Sekreterliği aradım; “Ben Cevat Akşit, bizim profesörlük ne oldu” dedim.

Sekreter “Ya hocam, bir ay tutma hakkımız var biliyorsun” dedi.

Benim size vereli üç ay oldu” dedim.

Öyle deyince “O zaman gel bir bakalım” dedi.

Gittim, Rektör “Yayınlarını teslim etmemişsin, bize böyle çıkışıyorsun” deyiverdi.

Cebimden makbuzu çıkardım “Bu ne?” dedim. Baktı tabii, Sekreterin imzası var, “26 kalem yayını teslim aldım” diye.

Sapsarı oldu bu, başladı titremeye. Çünkü mühürlü olunca, resmi evrak oluyor. Resmi evrakı kaybetmek de sahteciliğe giriyor. Türk Ceza kanununa göre ağır cezalık suç.

Hemen oradaki kızlara bağırmaya başladı; “arayın, arayın” diye. Kızın biri biraz sonra geldi, dedi ki; “Efendim emir vermiştiniz, biz onları çöpe attık” dedi.

Meğer benim torbayı çöpe attıkları gün Belediye temizlik işçileri greve gitmiş. Bu tesadüf mü? Bu kadar tesadüf olur mu? Üç buçuk aydır Rektörlük binasının köşesinde harman gibi çöp olmuş ve grev devam ettiği için çöp alınmamış. Hiç kimsenin de dikkatini çekmemiş bu çöp yığını..

Gelene gidene ayıp olur da dememişler ki, kendi hademelerine de attırabilirler. O da akıllarına gelmemiş, dikkatlerini çekmemiş.

Gidin bulun” dedi. Gittiler. Harmanın içinden benim çuvalı aldılar, geldiler. Adamın elleri titriyor. “Al kardeşim, al kardeşim” diyor. Ama hâlâ telaşlı..

Bir suç daha işliyorsun” dedim.

Rica ederim, ne suçu?. İşte eline veriyorum” dedi.

Bu gizli evraktır. Gizli evrak en azından zimmetlenir” dedim. Teşekkür etti, “doğru söylüyorsun” dedi. Elden teslim ettiğine dair üzerime zimmet yaptı. “Teşekkür ederim” dedi.

Aldım, o gece Ankara’da, YÖK’e teslim ettim. Oradaki sekretere de “tesellüm makbuzu alayım” dedim. “Tabii tabii..aldık, niye vermeyelim” dedi.

Tabii hiç eksiğim yok. Hemen kurula girmiş. Masadan aradılar. “Cevat Akşit hocamız, şimdiye kadar profesörlük başvuruları içinde eksiksiz tek dosya senin dosyan. Tam kanunun gereğini yapmışsın. Biz seni Profesör yapma kararı aldık. Ama sen pekiyi derece ile İslam hukukundan doktora yapmışsın. Ticaret hukukundan ittifak ile doçent olmuşsun. İş hukukundan da öyle. Şimdi, üç sahada da uzman olduğun tespit edilmiş. Ama biz üç ünvanı birden veremiyoruz. Kanunen buna imkan yok. Acaba seni hangi ünvanla Profesör yapalım?”

Dedim ki; “Ben fıkıh hocasıyım.”

O zaman biz sana İslam hukukunda Profesörlük unvanını veriyoruz” dediler. Bir hafta sonra tak diye geldi bizim belgeler.

Rektör benden kaçıyordu ya “Seni yanlış tanımışım” dedi. Meğer Rektör çöpe attırırken demiş ki; “Atın..Zaten yukarıdan buna hayır gelir. Yobazın teki.”

Bizim tasdik gelince “Seni yanlış anlamışım, özür dilerim” dedi.

Biz kanunlara saygılıyız, hukuka saygılıyız. Ama Müslümanız. İslam’ı özel hayatımızda yaşıyoruz. Ve de dersimizi ciddi yapıyoruz. Yayınımızı ciddi yapıyoruz. Anladı bunu..

Sonra aramızda güzel şeyler oldu. Adam her bayram kart gönderdi, özür diledi..
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 27.01.09, 11:22 PM   #8
hüzün daşdan
 
hüzün daşdan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 27
Mesajlar: 339
Tesekkür: 162
30 Mesajına 36 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 7
hüzün daşdan is on a distinguished road
Standart Cevap: Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]yaaa ben çok seviyorum bu hoca efendiyi sohbetleride çok güzel öyle güzel sohbet veriyorki anlamamak mümkün değil hakancayır kardeşimize paylaşımı için çok teşekkür ederim))
__________________
Acizim geldim kapına biçare, gördüm!
Hakkın nuru tecelli etmiş nur cemaline
Takatim kalmadı, haya ettim, bakamadım gül yüzüne
Hakkın nuruna mahzar, güzeller güzeli Efendim
Cana can hasta ruhlara şifa olan Efendim
hüzün daşdan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 28.01.09, 12:06 AM   #9
ihvan-ı yar
Guest
 
ihvan-ı yar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

Evet bizde severiz hakancayır (kardeş değil) ağbimizin emeğine sağlık..
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 28.01.09, 01:19 AM   #10
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.883
Tesekkür: 0
984 Mesajına 1.497 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

Allah Hocaefendi'yi sevenlerden razı olsun. İlminden istifade ettirsin inşallah.
Mebsut tercümesi büyük hizmet. Ramuz Şerhi, Levami-ül Ukul’u da tercüme etme planlarını yazıdan öğrendik. Çok büyük hizmet olur.
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 28.01.09, 02:47 PM   #11
esaretinbedeli7
Kardeş
 
esaretinbedeli7 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 448
Tesekkür: 2
6 Mesajına 7 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 7
esaretinbedeli7 is on a distinguished road
Standart Cevap: Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

öncelikle Allah razı olsun
cevat akşit hocanın hatıralarıyla buluşmama vesile oldunuz.
millette ne dolaplar dönüyor,bizim haberimiz ancak televizyonda gördüklerimiz
hakancayir abi veya fikri olan herkes
insanlar islam adına nasıl bir yol izlemeliler(meslekte)
mesela rahmetli adnan menderes(allah rahmet eylesin) asılmış bildigim kadarıyla
bence islam adına en yüksek mevkiye ulaşmış biri ülkede peki sonunun öyle olacagını bilsede insan o yere gelmeyimi hedefliyecek ,yoksa ülkede çok mevkisi olmayan yalnız gençleri dogruya ileten biri mi olacak
sizce hangisi ,sizin hedefleriniz de özel degilse söylerseniz faydalı olur
inşallah .
selam ve dua ile
not;siyasete girerde site zarar göröbilecegini düşünüyorsanız,soruma yazı yazmayın darılmam
__________________


Aziz mahmut hüdayi hazretlerinin(k.s) duası



“Sağlığımızda bizi vefatımızdan sonra kabrimizi ziyaret edenler ve türbemizin önünden geçtiğinde fatiha okuyanlar bizimdir.


Bizi sevenler denizde boğulmasın ahir ömürlerinde fakirlik çekmesin, imanlarını kurtarmadıkça göçmesin.”(amin)


[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]

esaretinbedeli7 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 28.01.09, 03:12 PM   #12
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.883
Tesekkür: 0
984 Mesajına 1.497 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

Bu ülkenin insanları nerelere gelebiliyorsa gelmeli. Hepimiz bu ülkenin insanı değil miyiz? Allah rızasını esas tutmuş bir kişi elbette vatanını ve milletini daha çok sevecektir. Maliyede rüşvet yedirmeyecektir, eğitimde milli manevi değerlere uygun eğitim verecektir, hukukta adaleti sağlayacaktır, vb.

Bununla beraber herkesin fıtratı farklı olacağından herkes aynı mesleğe yönelmeyecektir. İyi bir rehberin rehberliği bu konuda faydalı olacaktır.

Herkes baş olmaya kalkarsa da tehlikeli, kimisi kalp olacak, kimis akciğer kimisi ... hayatın her alanında hizmet var. Herkes kendi yolunda en faydalı olmaya çalışacak.

Temsil çok önemli o da unutulmamalı.

Son söz yerine: Mekke Dönemi ve Medine Döneminde ki hareket tarzı çok iyi kavranmalı. Bunu iyi kavrayanların tavsiyelerine uymalı. Konu ile ilgili yazılmış eserler de hafızasını taze tutacaktır.
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 28.01.09, 04:30 PM   #13
esaretinbedeli7
Kardeş
 
esaretinbedeli7 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 448
Tesekkür: 2
6 Mesajına 7 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 7
esaretinbedeli7 is on a distinguished road
Standart Cevap: Cevat Akşit Hocaefendi'den Hatıralar

tşk ederim
Allah razı olsun
__________________


Aziz mahmut hüdayi hazretlerinin(k.s) duası



“Sağlığımızda bizi vefatımızdan sonra kabrimizi ziyaret edenler ve türbemizin önünden geçtiğinde fatiha okuyanlar bizimdir.


Bizi sevenler denizde boğulmasın ahir ömürlerinde fakirlik çekmesin, imanlarını kurtarmadıkça göçmesin.”(amin)


[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]

esaretinbedeli7 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
akşit, cevat, hatıralar, hocaefendiden


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Cevâd Akşit Hocamız İle Fıkhî Meseleler Üzerine... Mekselina Fıkıh ve Akaid 1 15.10.09 06:10 PM
Cevat Akşit Hocaefendiyle röportaj mfcansiz Din adamları ve Hocaefendiler 0 27.08.09 06:08 PM
Cevat Akşit Hocaefendiden Hâtiralar Mekselina Hakk Dostları 6 19.08.09 08:41 PM
İbretlik Hatıralar hakancayir Pırlanta Müzakereler 43 11.08.08 11:38 PM
MFG Hocaefendi'den - Nerdesin divitDEDE Kanal Ankebut (Channel Anqebut) 0 03.06.08 09:27 PM


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283