Cevapla
Seçenekler
Okunmamış 05.07.08, 01:00 AM   #1
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.856
Tesekkür: 0
978 Mesajına 1.485 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Necdet İçel Ağabey'den Vaaz ve Hutbeler (Sohbetler)

Vaaz ve Metodları / Vaaza Hazırlanma Usulleri
forumankebut.net - Necdet İçel Ağabey'den Vaaz ve Hutbeler (Sohbetler)
1- Zahirî Şartlar
2- Batınî Şartlar
1- ZAHİRİ ŞARTLAR
1- METODLAR; Ayet hadisleri bulma, onların şerhine bakmak. Onları tenvir ve tasvir için misallendirmek
2- Aynı Camide olursa mevzuu takibi.... müstahsendir. O zaman cemaat ancak istifade edebilir.
3- Besmele, Hamdeke .Salme.... ile başlanmalı

2- BATINî ŞARTLAR
1- Nefs muhasebe
2- Kalbi hayata ehemmiyet verme, Evrad-u Ezkar okumak. Tevbe ve istiğfarda bulunulmalı
3- Tevekkül ve teslimiyet
4- Kabz ve Bast halinde sabretmeli


[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] ve [Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] 'den iktibasla...
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 05.07.08, 01:01 AM   #2
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.856
Tesekkür: 0
978 Mesajına 1.485 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Necdet İçel Ağabey'den Vaaz ve Hutbeler (Sohbetler)

Vaaz ve Metodları / Vaaz Metodları
Sistemli ve cemaatı uzun va'dede yetiştirici bir vaaz yapılmak istenirse aşağıdaki bu usül ve iskelet takib edilebilir;
A - İLİM
1- İslamda ilmin yeri ehemmiyeti
2- İlmin fazileti, hükmî dereceleri
3- İlimle İslam tarihindeki ahval
B- İMAN
1- İmansızlığın verdiği Buhran, İmanın verdiği lezzet
2- İmanın araştırmağa vabeste olduğu (Tarifi içinde Sahabeden misaller)
3- İman ziyadeleşir mi?.. Yolları..
4- İmanın mertebeleri, elde etme şekilleri
5- İmanın müşahede üstünlüğü
1 - TEVHİD
1- Allah (c.c.) ı nasıl bilebiliriz (Delaille)
2- Niçin Allah (c.c.) ı göremeyiz (Görmenin yolu ne, nasıl görülecek?)
3- Allah (c.c.) ın Hakimi Mutlak ve Hakiki Mutlak olması Esbab-ı Hikmeti
DELAİL-İ VAHDANİYET-İ İLAHİYE


ENFÜSİ AFAKİ
1- Nefsi 1- Kâinat
2- Usulî 2- Hatemül Enbiya
3- Vicdan 3- Kur'an-ı Kerim

1- Nefsi Deliller
1- Hilkatı, çeşitli tavırlardan terekküb etmesi
2- Kâinatın küçük bir misali olması, mebde ve müntehayı bağlaması, çekirdek ve meyve olması
3- Şu intizamı uzuvların kıymeti
4- Kur'an'ın insan verdiği değer. Esma-ı İlahiyenin Nokta-i Mihrakiye olması
2- Usulî Deliller
1- Simasi- rengi, parmak izi
2- Huyların aynen intikali hiç kimseye benzememesi millet millet olması..
3- Vicdan
1- Tarifi, ispatı, merkez oluşu
2- Vicdanın Allah (c.c.)ı göstermesi, (Celb, İncizab, Nokta-i İstinad, Nokta-i İstimdad ile insanın Aczı ve Fakrı ile)
3- Aczinin ve fakrını izhar ettiği nispette muvaffakiyeti nokta-i istinada ve istimdada göre muzafferiyeti
Kur'anın İnsana Ehemmiyet verişi İnsanın İçini Feth Etmesi (İçe-Dışa)
1- Murakabe
2- Murabata, Muşarete
3- Muhasebe
4- Mesuliyet
5- Mehafetullah
- Tevbe
- Haramlardan sakınma
- Çile-Izdırap
- Reca-Ümit
- Sabır
- Zühd-Lüzumu [Dünyaya Meyl ve Terk]
- Tevekkül
- Muhabbetullah
KAİNATA AİT DELİLLER
- Her zerresi, zerratın harekatı, astronomi
- Hilkat-ı Kainat (pek çoktur)
İMANIN SEMERATI
1- Cihad
2- Şehadet
3- Aksiyon- Hamle
4- Emr-i Bil Ma'ruf ve Nehy-i Anil Münker
5- Tebliğ
6- Tevhidin, Nübüvveti İstilzam Etmesi
2 - NÜBÜVVET
1- Nübüvvetin Lüzumu
2- Nübüvvet-i Suğra ve Kübra (Mukayese)
3- Peygamberimizin (s.a.v.) İspatı
A- Geçmiş Zaman
B- Diğer Peygamberlerin Meclisi Samisi
C- Asr-ı Saadet
D- Zaman-ı İstikbal
E- Huluk-u Azim olan zat-ı Nuranisidir.
F- Mucizatı ile Nübüvvetin ispatı: Şakk-ı Kamer, diğer mucizeleri, Mirac, Lüzumu, Keyfiyeti, Semaratı
NÜBÜVVETİN HEDİYELERİ
- Namaz
- Oruç
- Zekat
- Hac
- Adalet
- Muhabbetullah
- Uhuvvet
- İhlas
- Mesuliyet
- Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.v.)'ne İtaat
- Tevekkül
- Sıdk, Niyet
- Takva
NÜBÜVVETİN EN BÜYÜK HEDİYESİ KUR'AN
1- Tarifi İcazı
2- Nazmının Harikalığı
3- Manasının Belağatının Harikalığı Camiyeti
4- Üslubunun Bedîliği
5- Lafzının Fesahatı Camiiyeti
6- Beyanın Beraatı, (Tergibi Teşviki Medhi Zemmi İsbatı Şekli İlzamı)
7- İlminin Camiiyeti
8- İcali ile İcazı
9- Kur'anın İhbarat-ı Gaybiyesi
a- Maziye ait İhbaratı Gaybiyesi
b- İstikbale ait İhbarat-ı Gaybiyesi
c- Kevn-i İhbarları, Hakaiki İlahiye Yönü, Ahiret Aleminden Haberi
10- Kuranın Şebabeti- Her Asra Hitab Edişi
11- Her tabaka dersini ondan alması
12- Hayatındaki üstünlük (Selaseti, Selameti, Tenasüb, Taavün, Tecavüb)
13- Kuranın Esmaül Hüsna'yı Zikredişi Celadeti Belağati
14- Diğer Kelamlara Faikiyeti
Kelam sıfatı ile, (Muhatab, Mütekellim, Maksad, Makam)
15- Kur'an ın her ayetinin,gafleti dağıtıp, imanı nurunu neşr etmesi, Küfrün zulümatını dağıtması. Ülfeti yırtması, (Kasemat-ı Kuraniye ile) (Şiirle Mukayese) Şairlerin dize gelmesi
16- Kur'an'ın hikmetiyle felsefenin hikmetinin mukayesesi, beşere hediyeleri (12. 13. Söz)
-Gafletten uyanma
17-Kuran Talebeleriyle Felsefe talebeleri ile mukayese (Evliya, Asfiya, İşrakiyyun)
18-Niçin Hak- Mağlup, Felsefe galiptir.
19- Zafer hakka inanlarındır.
KUR'AN 'ın SEMERATI
1- İktisad
2- Uhuvveti Tesis
3- Cemaat ve Lüzumu
4- Fıtrat ile Kainatı Şerhi
5- Evlad Terbiyesi Neslin Islahı
6- Kulluğu talim
7- Dua
8- Gıybetten Nehyi
9- Tevbe İstiğfar
10- Tarıkı Dünya
11- Zikr, Fakr, Zühd
12- Ölümün nimet oluşu
13- Fitneden sakınmak, İttihad etmek
14- Ahde Vefa
15- Cömertlik Cimrilik
16- Kötülükten Neyhi (Kibir, Kin, Ucb, Su-i Zan, Gurur, Zina İftira)
17- Ahlak ve Ahlaksızlık
18- Kur'an ile her şey değer kazandı (Kainat, Kadın, İnsan [iki vechesiyle] )
19- İslamda kadın ve yeri...iffeti
20- İçki ve getirdikleri
21- Zalimleri dost edinmeme
22- Komşu Hukuku
23- Büyüğe hürmet, küçüğe şefkat, bunun faidesi

KUR'ANIN EN BÜYÜK SEMARÂTI
1- Haşrin lüzumu ve ispat (Esma-ı İlahiye ile)
2- Haşre imanın şahsa ve içtima hayata kazandırdıkları
3- Bütün dinlerin ittifakı
4- Cennet ve Cehennemin ispatı tasviri
KUR'ANIN EN BÜYÜK RÜKNÜ MELEK
1- İspatı, Meleklerin içtimai hayata faidesi
2- Vazifeli melekler (Azrail bir olduğu halde, nasıl bütün ruhları bir anda alır)
RUH, (Ruhun ebediyeti tarifi)
KAZA ve KADER
1- Akl-i ve Nakli Yollarla ispatı
2- Bu husustaki şüpheleri Ayat-ı Kur'an'iye ile cevap
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 05.07.08, 01:02 AM   #3
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.856
Tesekkür: 0
978 Mesajına 1.485 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Necdet İçel Ağabey'den Vaaz ve Hutbeler (Sohbetler)

Vaaz ve Metodları / Hutbe Duaları



hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 05.07.08, 01:03 AM   #4
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.856
Tesekkür: 0
978 Mesajına 1.485 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Necdet İçel Ağabey'den Vaaz ve Hutbeler (Sohbetler)

Vaaz ve Metodları / İnsanın Yaratılış Gayesi (HUTBE)


Muhterem Müslümanlar
Varlıkların yaratılmasına baktığımız zaman, onlar abes israf, beyhudelik göremiyoruz. Her şey belli gayeler için var edilmiş. Belli gayeler için hareket ediyor ve belli neticeleri doğuruyor. Alemde bir gaye hakikati var. Gaye; lügatte bir şeyin hedefi nihayeti demektir. İstilahta; bir fiil üzerine tesettüb eden hikmet ve faideden ibarettir (3) Bir atomun yaratılışının çok gayesi var. (4) Her şey atomlardan mürekkeptir. Bütün zerratı alem fevkalgaye bir intizama haiz birer hikmet ve maslahata müstenid.. Birer yaratılış gayesine muhtevidir. (5)
İnsanın içindeki kandaki alyuvarların ve akyuvarların yaratılış abes ve israf değil çok faydaları var. Olmasaydı acaba ne olurdu? Hayatımızın devamını temin eden havayı nesiminin (6) rüzgarların esmesinde belki binlerce gaye vardır.(7) Bir an rüzgarların olmadığını düşünelim. Hayat mahvolurdur. Bitkiler döllenmezdi (8) Hava temizlenmezdi(9) Her tarafa zehirli hava dolardı. Bulutlar sevk edilemezdi. (10) Yağmur muhtac olan yere yağmazdı. İnsanlar hatalarını devam ettiremezdi. Ve daha nice faydaları var. Bulutların ve bütün alemi uvziyata hayatbahş olan yağmurların yağmasında da binler gaye vardır. (12)
Güneşin doğup batışından ayın ince hesaplarla dünyaya bağlamasına kadar (13) ondan dünyanın eğik yaratılışından dünyanın dörtte üçünün sularla kaplı oluşuna kadar .. Ondan semanın muhteşem burçlarına kadar(14) her şeyin yaratılışından binlerce gayeler vardır:
En adi varlıktan en ali varlıklara kadar her şeyin yaratılışında ve harekatında bu kadar gayeler olurda varlıkların sultanı ve Ahseni Mazhar şu insanın yaratılışının da acaba bir gayesi olmaz mı?
İnsan ki varlıkların sultanı ve en Mükerremidir. Sair varlıklar akıl his, irade latife-i rabbaniye, vicdan ve saire gibi, binlerce duygular yok. Ama bunlar insanda var. İnsan çok farklı bri sermaye ile bu aleme gelmiştir. Bu kadar sermaye elbette sadece bu kısa ve mahdut ömür ve alem için insana verilmemiştir. Evet her şeyin yaratılmasında binlerce gaye olursa sultan olan şu insanın yaratılışının gayesi laubali sergerdan olması düşünülebilir mi?
İnsanın da yaratılışının gayesi vardır.
Kuran mealen: "İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır, kendisi dökülen meniden bir nutfe (sperma) değil miydi? Sonra kan pıhtısı oldu da (Rabbi onu) yarattı. Ona şekil verdi. Ondan iki çift erkeği ve dişiyi var etti. Şimdi bunları yapan (Allah (c.c.) ın) ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? (15)
Evet, insanın gayesi alemi ve insanı yaratıp bu aleme getiren zatı tanıyıp nimetleri karşısından ona teşekkür edip bu alemde bir misafiri aziz olarak yaşayıp bu alemden başka bir aleme gitmektir.
İnsan bir yolcudur. Ruhlar aleminden başlayan yolculuğumuz baba sulbünden anne karnından oradan çocuk olarak şu dünyaya çocukluğumuzdan gençliğe ihtiyarlığa ihtiyarlıktan kabre kabirden haşre sırata ve ebedi aleme kadar yolculuğu devam edecektir
Yolcu, gideceği yeri düşünmelidir. Yanında götüremeyeceği şeylerle meşgul olmamalıdır.
Kur'an-ı Kerim insanın yaratılış gayesini "Ben cinleri ve insanları ancak bana kullluk yapsın diye yarattım" (16) hakikatıyla ifade ediyor.
İbn-i Abbasın ayetin sonundaki ifadesini diye tefsir etmesiyle (17) mevzuyu ele alacak olursak;
İnsanın yaratılış gayesi önce ilim irfan yoluyla Allah (c.c.) ı tanımak onun marifetine ermek, derin bir imandan sonra Allah (c.c.) a ibadet yapmak, kulluğun hakkını vermektir.
Sonra ilme irfanına erdiği kullukla zevkine hazzına ulaştığı bu büyük hakikatleri başkalarına anlatmak hakkı tavsiye etmektir.
Rehber olarak Hz Muhammed (s.a.v.) bir model kabul edip, onun arkasında saf bağlayıp saadet diyarına koşmaktır.
Cenabı Hak gafletimizi ikaz buyurarak, yaratılış gayemiz istikametinde hayatımızı tanzim edip emirlerince yaşamaya muvaffak kılsın.
Necdet İçel İzmir Vaizi Ekim 98

1- Zariyat 56
2- Müslim-i İbn-i Haccac El Camiüs Sahihi C:1 S:58 HN:49
3- Bilmen Ömer Nasuhi, Muvazzah İlmi Kelam S:119
4- Zariyat : 41
5- Bilmen Ömer Nasuhi, Muvazzah İlmi Kelam S:119
6- Bilmen Ömer Nasuhi, Muvazzah İlmi Kelam S:119
7- Enbiya 81 Sad 36 Şura 33 Zariyat 41 Hakka 6 Ahz. 6:9
8- Hicr 22 Kehf 45
9- Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname C:3 S:41
10- Bakara 164 Kehf 45
11- Hicr 22 Rum 46-48 Fatır 9 Gasiye 5
12- Kıyamet 36-40
13- Zariyat 56
14- El Kurtubi Ebu Abdillah Muhammed bin Ahmed El Camii Ahkami Kuran (Tefsirul Kurtubi) C:17 S:56
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 05.07.08, 01:04 AM   #5
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.856
Tesekkür: 0
978 Mesajına 1.485 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Necdet İçel Ağabey'den Vaaz ve Hutbeler (Sohbetler)

Vaaz ve Metodları / İsmi Azamlardan Kuddüs (VAAZ)

-Kuddüs, ism-i Azamdır. Pek çok Esma-ı Hüsnayı cami olması itibariyle ismi azamdır.
-Zatı itibariyle nekaisden münezzeh ve kemal sıfatlarıyla muttasıf olduğunu anlatması itibarıyla ismi azamdır. "Sübhanallah" ı içinde Cem etmesi itibarıyla ismi azamdır.
-Sure-i Haşrin son ayetlerinde geçmesi itibarıyla ismi azamdır.
Hadis;
Ahmed, Tirmizi, Daimi, Taberani, Beyhaki, Ma'kil b Yesar'dan, Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki; "Her kim sabahleyin üç



den sonra, Sure-i Haşrin ahirinden, üç ayeti okursa, Allah (c.c.) ona yetmişbin melek müvekkel kılar, akşama kadar ona salevat eder. Onları akşamleyin söyleyen o menzilde olur"
Hadis;
Deylemi, İbn-i Abbasdan "Allah (c.c.) ın ismi azamı sure-i haşrin ahirinden altı ayettir."
Hadis;
Nişaburi, Muhammed ibn Hanefiye'den tahric etmiştir: Bera İbni Azib Hz Ali (k.v.) ye geldi "Ya Ali, Rasulallahın sana öğrettiklerinden en efdalini bana hususi şekilde öğretmez misin?" Hz Ali (k.v) "Ya Bera" dedi, "Allah (c.c.) a ismi azamı ile dua etmek istersen, Sure-i Hadidin evvelinde on ayeti, Surei Haşrin ahirini oku, Allah (c.c.) a dua et, Allah (c.c.) ım senden dilerim de, Vallahi Ya Bera benim aleyhimde de dua etsen ben yere geçerim."
İşte bu Sure-i Haşrin son ayetlerinde ismi azamı vardır.
-Kuddüs, Gayet mukaddes, her şaibeden münezzeh , her vasfın da Ekmel Tahdidü tasvire sığmaz, hiçbir leke kabul etmez. Tertemiz pak, pampak, Sübhenallah "Sübhan" tahir, Mütehhir.. Selam...Mü'min.. Müheymin, Aziz, Cebbar,.. Halık...Beri, Musavvir gibi isimlerini camidir.
-Kuddüs, Zatı itibarıyla, hissin idrak ettiği, hayalin tasavvur ettiği, vehim ileri atılıp, tahayyül ettiği, vicdanın ihtilaç ettiği, tefekkürün tasarladığı, her vasıfdan, noksanlıklardan münezzeh ve müberradır.
-Kuddüs; En kamil sıfatlarla muttasıf...., Yemez içmez, zaman geçmez... Onun için namazın her rükuunda Sübhanallah geçiyor... Namazın sonunda yine otuzüç defa Subhanallah diyoruz.Kainattaki her şeyin kamil olması




-Kuddüs, olan Allah (c.c.) öyle bir Allah (c.c.) ki;
" O, SELAM dır, : Her selamın Menba-ı Masdarı, kendisi ayıpdan kusurdan, eksikliklerden, fena ve zevalden, her türlü hatalardan salimdir. O selamet umulan, selamet arayanları selamete erdirecek ZAT'dır.
" O, MÜ'MİN dir : İyman emniyet ve eman vericidir. Şekleri tereddütleri kaldıran, dehalet edenleri iyman, korkudakilere emniyet veren O dur.
" O MÜHEYMİN dir: Görüp gözeten, her şeye şahid ve hafiz, nigehban da o.
" O AZİZ dir; Gayet izzetli, onurlu şanlıdır. Hiçbir şekilde mağlub edilemez, her işinde galibdir. Yahut misli meseli yok. Gayet yüksek yüce
" O CEBBAR dır ; O çok cebredici, İKİ MANA;
1- Cebir, kırığı yerine getirip sımsıkı sarmak, eksiği ıslah edip tamamlamak.... Zayi olanı yerine getirmek, Allah (c.c.) ü Teala dertlere derman, kırılanlarımızı onaran, yoksulları zengin eden perişanlıkları yoluna koyup düzelten zattır.
2- Dilediğini zorla yaptırmak.. Hükmü emri her şeye geçer...
" O MÜTEKEBBİR dir, Çok büyük, büyüklük, ululuk kibriya azamet kendisine mahsustur...
- O Allah (c.c.) öyle bir Allah (c.c.) tır ki; bir çok kimselerin mükemmel kabul ettiği veya sandığı vasıflardan münezzehtir.
-İlim, irade, kudret, kelam, semi, basar, gibi vasıflarla en kamil......
-Namazın her rükuunda, Sübhan diyoruz... Tesbih ediyoruz. Rükudan kalkınca da,
Subbuh: Kendisine Tesbih edilen
Kuddus: Nakisden münezzeh, kamil mutlak ALLAH c.c. KUDDÜS dür.

hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 05.07.08, 01:05 AM   #6
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.856
Tesekkür: 0
978 Mesajına 1.485 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Necdet İçel Ağabey'den Vaaz ve Hutbeler (Sohbetler)

Vaaz ve Metodları / Ahiret İnancının Faydaları (HUTBE)

Muhterem Müslümanlar,
Allah (c.c.) a imandan sonra hayatı tanzim edip, bir düzene koyma, beşerin, toplu olarak huzurunu temin etme, haşre, yani ölüm ötesi hayata inanmaya bağlıdır
Yaptığı şeylerin hesabını vereceğini inanmayan bir insanın hayatının müstakim olması düşünülemez. Buna karşılık attığı her adım için öbür alemde Allah (c.c.) a hesap verme düşüncesini eksik etmeyen, her davranışı bir hesabın ifadesi olan her sözü, her dinleyişi her kalbi temayülünü ötede, Allah (c.c.) a hesap verme havasına göre hassasiyetle ele alan kişinin de hayatı oldukça muntazam bir şekil arz eder.
Başta okuduğum ayette Hz Allah (c.c.) mealen;
"Ne işte bulunsan, Kurandan ne okusan ve siz ne iş yapsanız, mutlaka biz içine daldığınız an üzerinizde şahidiz (Her yaptığınızı görürürüz) Ne yerde, ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbin (in bilgisinden )kaçmaz. Ne bundan küçük ne de büyük hiçbir şey yoktur ki; hepsi apaçık bir (Allah (c.c.) ın bilgisinin nakşedildiği Levhi Mahfuzda) olmasın.. Allah (c.c.) ın bilgisi her şeyi içine almıştır. Onun bilgisi dışında kalan hiçbir şey yoktur. Her olay onun bilgisi ve izniyle olur. (2)
Yani bütün bu davranışlar ve hareketler kerim melekeler tarafından tesbit edilmektedir. Büyük, küçük, gizli ve açık, bizim hakir Allah (c.c.) ın azim gördüğü yaptığımız her şey tesbit edilmekte her şeyimize nigehban gözetleyenler ve yazanlar ve her şeyimizin hesabını görmek üzere "DEYYAN" olan Allah (c.c.) hazır ve nazırdır.
Bu ruh ve şuur içinde yaşanan bir hayat müstakim. Bu ruh ve şuur içinde yaşayan fertlerin teşkil ettiği toplum huzur içinde. Yine bu ruh ve şuur içindeki aile de yaşadıklar aileyi cennet bahçelerinden bir bahçe haline getirmişlerdir.
Gençten ihtiyara kadından erkeğe, adilden zalime herkes için içilen su ve teneffüs edilen hava kadar haşre imana ihtiyaç vardır.
Haşre iman denen bu şerbeti içmek, aynı zamanda yudum yudum huzuru yudumlamak demektir. Bu sebepledir ki beşerin sulh ve salahı için uğraşan ve ona huzur bahşetmeyi gaye edinen bütün fikir adamlarının meseleyi; bu zaviyeden değerlendirmeleri gerekmektedir.
Ferdin, ailenin, cemiyetin ve topyekün bütün insanlığın hakiki refah saadet ve huzura erebilmesi ancak ve ancak, büyük küçük bütün amellerin hesabının görülebileceği bire ahiret yurduna inanmaya bağlıdır.
Kur'an ı Kerim

"Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür, ve kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür" (3) diyerek zerre miktar hayır işleyenin hayrının mükafatını; ve zerre miktar şer işleyenin de şerrinin cezasını göreceğini ilan etmekte ve bu mesuliyet duygusunu aşılamaktadır.
İnsanlar bu iman ve inanca sahip olduktan sonra artık ona
istediğini yap!.. denebilir. Zira vaka ve realite yapılan her şeyin aynen karşılık göreceği katiyetini ifade etmektedir. Bu anlayışla bir insan alnını ak yüzünü pak edecek ve ötede onu mahcup edip yere baktırmayacak işler yapma lüzumunu duyacaktır.
Muvazene insanı Efendimiz (s.a.v.) en mühim icraatından biri kurduğu dünya nizamını "Ahirette hesap verme" akidesine dayanarak kurmasıdır. Bu hayat bire bakıma ahiretin mukaddimesi ahirete hazırlayıcı bir tarla ve insan gönlünce ahiret şule ve şemasının yakılması için verilmiş bir fırsattır. Onun içindir ki buraya "Yevmüddünya" öbür tarafa da "Yevmül Ahir" denilmiştir. Bu dünyada yapılanlar, doğacak öbür dünya için yapılmış olacaktır.
İşte Allah Rasulü Efendimiz (s.a.v.), bütün gönülleri tatmin edecek ve izan şulesini yakacak şekilde herkese bu dersi vermiştir.
Gönüller ahiret inancıyla öyle dolmuştur ki sahabi dünyayı istihkar edip, adeta gözleri dünya namına hiçbir şey görmez hale gelmiştir. İşte bir misal; " Allah Rasulü'nün (s.a.v.) huzuruna aralarında taksimi gereken bir maldan dolayı Mürafaa olmak için iki sahabi geldi. Her ikisi de kendisine daha fazla hak iddia ediyordu. İki cihan Serveri bunları dinledikten sonra ;
"Şimdi sizden biriniz, derdini daha güzel anlatarak beni ikna edip hükmü lehine verdirebilir. Ben de sizin gibi beşerim kimin delili daha mukni olursa, ona göre hüküm veririm. Fakat ahirette işin hakikatine göre hüküm verilecektir. Zalim cezasını mazlum da mükafatını bütünüyle orada görecektir." deyince. Her ikisi birden,:
"-Ya Rasulallah (s.a.v.)!.. Benim hakkım da onun olsun, ben vazgeçtim" diyorlardır. Daha sonra Allah Rasülü (a.s.m.) onlar şu hususu tavsiye buyurdu.
-Gidip malınız adil şekilde taksim ediniz, sonra da kurra çekiniz, kimin hissesine nere
si düşerse payına razı olsun. Karşılıklı olarak hakkınızı helal ediniz. (4)
Cenabı Hak, ahiret inancına, hesap verme şuuruna göre, hayatımızı taksim edip şekillendirmeye muvaffak kılsın.
Necdet İÇEL
İzmir Vaizi Ekim 1998
1- Yunus 62
2- Yunus 61
3- Zilzal 7-8
4- Buhari Şehadet 27, Müslim Akdiye :4, Tirmizi Ahkam : 11
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 05.07.08, 01:07 AM   #7
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.856
Tesekkür: 0
978 Mesajına 1.485 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Necdet İçel Ağabey'den Vaaz ve Hutbeler (Sohbetler)

Vaaz ve Metodları / Osmanlı Devletinin 700. Kuruluş Yıldönümü (VAAZ)
İslam ferdi olmaktan ziyade içtimai bir dindir. Bu yüzden va'z etmiş olduğu düsturlarla daima birleştirici olmayı, dayanışma ve kaynaşma içinde toplumun temelini sağlamlaştırmayı şiar edinmiştir. İnsanı, daima yüceltip, ona hak ettiği değeri veren ve en güzel surette yaratıldığını(3) ifade eden İslam dini, onu başıboş bırakmamış(4) Kur'an-ı Kerim vasıtasıyla ona mutluluğun huzurun ve felahın yollarını göstermiştir.
Gözlerimizle gördüğümüz a da göremediğimiz her şeyi bir tertip ve ahenk içinde yaratan Cenabı Hak, aynı tertip ve düzende insanların hayatlarını devam ettirmelerini istemiş yeryüzünde asla fitne (5) bozgunculuk, fesat (6) çıkarmamalarını emretmiştir. Mahiyet itibariyle insanın yaratılışı toplu yaşamayı gerektirir. Zira bir insanın ihtiyacını tek başına karşılaması mümkün değildir.
Toplum halinde yaşayan insanların siyasi, bir teşkilat kurmaları medeni hayatın bir gereği olduğu kadar aynı zamanda İslamî bir gerçektir. Bu gerçekten hareketle, tarih içinde insanlık çok değişik yönetim şekillerini denemiş, bunların içinde insanların birbirlerinin haklarına saygılı, eşitlik, adalet, ve hürriyet içinde hayatlarını devam ettirdikleri güzel yönetim örnekleri olduğu kadar, zulüm ve haksızlığın hakim olduğu idare biçimleri de olagelmiştir.
Hz Peygamber (s.a.v.) Mekke'den Medine'ye hicret ettiklerinde ilk İslam, devletinin temelinin teşkil edecek bir çok girişimlerde bulunmuşlardır(7) O bir peygamber olduğu gibi aynı zamanda Müslümanların lideriydi. Ortaya koyduğu prensiplerle Kur'an'ı dahi övdüğü yüce, ahlakıyla (8) engin şefkat ve merhametiyle insanlar arası ilişkilerin daima iyi ve düzenli olmasını öngörmüş. Plansız programsız gelişigüzel bir hayat sürmenin doğru olmadığını bizzat yaşayarak göstermiştir. Gerek Kur'an-ı Kerimdeki ayetlerle gerekse kendisinin ortaya koyduğu kaidelerle bir toplumu meydana getiren insanların, nasıl idare edilmeleri gerektiğini göstermiş, hemen hemen tüm asırlara cevap verebilecek nitelikte yüksel prensipler va'z etmiştir.
İslam'ın en göze çarpan prensiplerinden birisi şüphesiz istişaredir. Kur'an-ı Kerim beşeriyet kadar eskiliğini göstermek sadedinde Hz Süleyman'ın mektubu üzerine takip edilecek siyasetin tesbiti maksadıyla yakınlarını toplayan Belkıs'ın yaptığı istişare (9) başta olmak üzere, Firavunun Hz. Musa'ya karşı alınması gerekli tedbirleri için etrafındakilerle yaptığı istişareden (10) Hz. İbrahim'in oğlu İsmail ile ilgili olarak onun Kurban edilmesi hususunda gördüğü Rüya üzerine çocuk İsmail'le yaptığı istişareye (11) varıncaya kadar kaydettiği misallerden başka iki ayrı ayette, Hz. Peygamber .a.s.m. ve Müslümanlara istişareyi emreder. Bunlardan birinde Cenabı Hak

1- Ali İmran 2-159
2- İzzettin Belik Ayet ve Hadislerle müslümanlık 255
3- Tin 95/4
4- Mü'minun 23/115
5- Enfal 8/25,39
6- Araf 7/56,85, Bakara 2/11
7- M. Hamidullah İslama Giriş 148
8- Kalem 68/4
9- Neml 27/9-33
10- Araf 7/109/112
11- Saffat 37/101-102 12- Ali İmran 31159; Şura 42/36-38
"İş hususunda onlarla istişare et, fakat kararını verdiğin zaman da ancak Allah (c.c.) a dayanıp güven, çünkü Allah (c.c.) kendisine güvenenleri sever (1)"
Yani Vahiy gelmeyip rey ve içtihada dayanana savaş gibi genel işlere ilişkin durumlarda onların oyunu iste ki emir iyiliği emir olsun (2)
İstişareyle ilgili diğer ayeti kerimede Cenabı Hak


"Yine onlar rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar" (3) Ayeti kerimedeki "Onların işleri aralarında danışma iledir" ifadesini Kur'an'daki ilgili metnin bütünlüğü içerisinde değerlendirecek olursak "istişare" emrinin başta Allah (c.c.) a iman olmak üzere tevekkül büyük günahlardan ictinab namaz gibi İslamın temel prensipleri meyanında zikredildiğini görürüz. Bu durum istişarenin ehemmiyetine basmayı gaye edinir.
Hz. Peygamber vahy gelmeyen konularda karar vermezden önce daima ashabını toplayıp istişare ettikten sonra karar verirdi. Rasulüllahın (s.a.v.) hayatında ve İslam tarihinde bunun pek çok örneklerine rastlamaktayız.
Nitekim bedir savaşında alınan esirlerin, fidye karşılığı serbest bırakılması, Uhud savaşında Medine'de şehri savunmasında kalınmayıp şehir dışında savaşın kabulü, hendek savaşında Medine'nin etrafına hendek kazılması gibi kararlar hep istişare sonucu verilmiştir. Şimdi bunları ayrıntılı olarak ele alalım.
a-) Bedr Savaşı
Hz Peygamber (s.a.v.) Bedr savaşına karar vermeden önce sahabilerle, istişare etmiştir. Ashaptan Hubap b Münzir İslam ordusunun konakladığı yeri terk etmesi gerektiğini Bedr kuyusunun yanında kamp kurulmasının daha uygun olacağını söyleyerek Efendimiz (s.a.v.) e şöyle dedi
-"Ey Allah (c.c.) ın Rasülü (s.a.v)!.. Bu yer Allah (c.c.) ın konaklanmasını emrettiği bunun içinde ileri geri gidemeyeceğimiz bir yer midir? Yoksa savaş stratejisi veya hile mi?
Rasülallah. S.a.v. : "Savaş hile ve plandan ibarettir"
Hubab : "Burası konaklanacak bir yer değildir, orduyu topla düşmana en yakın olan su başına giderek orada ordugah kuralım kanalları keserek suyu bir havuzda toplarız savaş zamanında bol suyumuz olur. Düşman ise susuz kalır
Hz Peygamber (s.a.v.): "Fikir dediğin işte böyle olmalıdır" buyurdu (4)
Savaştan sonra da savaşın neticelerin konusunda yani, esirler hakkında ashabıyla istişare etmiş ileri sürülen 3 fikirden birisini kabul etmiştir. Hz Ömer (r.a.) esirlerin öldürülmesini Hz. Ebubekir (r.a.) ise fidye karşılığı serbest bırakılmalarını, Abdullah b Revaha ise ateşte yakılmalarını teklif etmişti. Hz Peygamber her iki görüşü dinledikten sonra Hz Ebubekir'in görüşünü muvafık bularak fidye mukabili serbest bırakılmalarını karar altına almıştı. Fakat Kur'an Efendimiz (s.a.v.) in bu görüşünün yanlış olduğunu açıklamıştır (5)
b-) Uhud Savaşı
Allah Rasülü s.a.v. Uhud Savaşında 3 bin kişilik müşrik ordusunu şehrin dışında karşılamak niyetinde değildi, Müslümanların çoğunluğu ise düşmanın harekete geçtiğini duyunca Medine dışında onunla savaşmak istiyordu. Mescidi Nebide yapılan istişare neticesinde varılan karar, Düşmanı Uhudda karşılamak şeklindeydi, Hz Peygamber s.a.v. bu fikri kabul ederek Ashabın görüşünü tercih etti (6)
1- Ali İmran 3/159
2- Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini 1/451
3- Şura 42/38
4- İbn-i Hişam Sire C:1 600
5- İbn-i Kesir Tefsir 346
6- Hamidullah a.g.e. II 233

c -) Hendek Savaşı
Hendek savaşından önce yapılan istişare neticesinde Hz Peygamber Selman-ı Farisinin görüşünü kabul etti. Selman düşman saldırısını önlemek için Medine etrafında hendek kazılması fikrini öne sürdü. Gerçektende zihni her çeşit yeni ve faydalı fikre açık bir kimse olan Rasulüllah (s.a.v.) bu teklifi kabul etmiş hemen harekete geçerek bizzat kendisi de bu kazı işinde emek sarf etmiştir.(1)
Hz. Peygamber çok gizli ve dikkat edilmesi gereken önemli işlerinde bile şura prensibinden yararlanmıştır.Zira o ifk hadisesinde Hz. Ali ve diğer ileri gelen sahabe ile istişare etmiştir. Şüphesiz ki o insanların en iyi düşüneni ve her zaman da en doğru bilenidir. Ancak rehber olduğu ümmetine tam bir örnek vermiş olmak için vahiyle sabit olmayan hususlarda ashabıyla istişareyi tercih etmiştir.
Müşkili olan herkesin meselesini bir bilenden sorması bizzat Kuran-ı Kerim tarafından


Bilmiyorsanız bir bilenden (ehl-i zikir) sorun.(2) diye emredilmekten başka Hz. Peygamber (s.a.v.) "Akıllara sorun doğru yolu bulursunuz (bu emrime)asi gelmeyin pişman olursunuz."der
Yine bir hadislerinde

"İstihare yapan hayal kırıklığına uğramaz.İstişare eden pişman olmaz. buyurmuştur."(3)
Bütün bunlardan ortaya çıkan şudur.Şura İslamın genel ve vazgeçilmez bir prensibidir. Buna göre Müslümanların işlerini şura yani karşılıklı danışma yoluyla yürütmeleri İslam'ın bir emridir. İlahi vahyin aydınlığında çevresini hidayete kavuşturan bir peygamber istişare etmesi emredildiğine göre ( ) toplum halinde yaşayan insanların danışmaya olan ihtiyaçları kendiliğinden ortaya çıkmakta ve dinimiz yönetimde baskı ve zorbalığı ne kadar yerdiği açıkça anlaşılmaktadır.
İslam'daki mecburi müşavere sistemi öncelikle azınlık veya çoğunluk farkı gözetilmeksizin herkesin görüşünü almayı gerektirmekte ikinci olarak da iki görüşün en iyisinin (terate şayan olanın) parmak hesabıyla değil de derin ve bitaraf akli araştırma neticesi tesbit edilmiş olanını tatbik mecburiyetini içermektedir.(4)
Rasulüllah(s.a.v.) ın vefatından sonra O'nun terbiyesinde yetişmiş örnek nesil büyük küçük bütün problemlerin çözümünde istişare prensibinden ayrılmamıştır. Hz. Peygamber Müslümanların komutanlığını dini ve dünyevi işlerini yürütecek bir kimseyi kendisine halife tayin etmeden vefat etmiştir. Öyle görülüyor ki O Müslümanların meselesini kendi başlarına çözmeleri gerektiğini düşünmüştür. Nitekim sahabe uzun tartışmalardan sonra Hz. Ebubekir'i halife olarak seçmiştir.(5)
Esasen ilk dört halifenin işbaşına getirilişinde uygulanan birbirinden farklı yöntemler göz önüne alınacak olursa Kur'anın Müslümanların yönetim işini içinde bulundukları şartlara göre kendi tercihleri istikametinde çözmelerini istemiş olduğu açıkça ortaya çıkar.Hülafa-i Raşidin devri dediğimiz İslam'ın ruhuna en uygun uygulamaların gerçekleştiği devrede devlet başkanı olan dört halife istişare sonucu cumhurun seçimi ile işbaşına gelmişlerdir. Gerek Hz. Ebubekir gerek Hz. Ömer gerekse diğer halifeler üstlendikleri hilafet görevini müslümanların emaneti olarak görmüştür.Kendilerinden sonra bu makama en uygun ve en yetenekli kişinin getirilişini şuraya havale etmişlerdir.

1)İsl. Peyg. Hamidullah 2/246
2)Nahl 43 Enbiya 7
3)İbn-i Hacer Lisanül mizan 4/134
4)Maruf Devalibi İslamda Devlet ve İktidar S.55
5)Bkz.Mahmut Babilli İslamda Şura 95 İstanbul 1985
İlk Halife HZ Ebubekirin bu ağır göreve seçilişinden sonra halka hitaben söylediği şu sözler ne kadar anlamlıdır;
"Ey insanlar! En yeterliniz olmadığım halde, başınıza gelmiş bulunuyorum. Görevimi iyi yaparsam bana yardımcı olunuz, yanılırsam doğrultunuz. Doğruluk emanet, yalancılık ihanettir. İçinizdeki en zayıf kişi, hakkını alıncaya kadar, bana göre en kuvvetlinizdir. En kuvvetliniz de ondan başkasının hakkı alınıncaya kadar, bana göre en zayıftır. Ben Allah (c.c.) a ve Rasulüne (s.a.v) itaat ettikçe sizde bana itaat ediniz. Eğer Allah (c.c.) ve Rasulü(s.a.v) nün yolundan ayrılırsam sizin bana itaat etmenizde gerekmez.(1)
Günümüzde demokrasi ile yönetilen ülkelerde halk, seçimle işbaşına getirdiği yöneticileri, eğer onlar halka ve devlete hizmetten ayrılırlarsa halk için, devlet için çalışmazlarsa gene seçim yoluyla işbaşından uzaklaştırmaktadırlar. Bu tıpkı Hz Ebubekir'in tebaasına devlet yönetiminde tavsiye ettiği şu usüle benziyor. Konulmuş meşru ölçülere uymayan yöneticiler, kanunlarla usüllerle işbaşından uzaklaştırılırlar. Bu günümüzde seçim mekanizması işletilerek ve halkın iradesi ile gerçekleştirilmektedir.
Kur'an-ı Kerim, insanların, kendilerini, hür iradelerini kullanarak yönetmelerini öngörmesinin yanında, bu işin mutlaka adalete dayanmasını ve işe en yetkili ve ehil olanların getirilmesini istemektedir. Ayet-i Kerimede ..


"Allah (c.c.) size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder" (2)
"Buradaki emanet" günlük dildeki mal, eşya v.b. ötesinde insanlara sunulan hizmetleri (kamu haklarını) ifade etmektedir. "Cumhuriyet" kelimesi aslen arapça olup kökünden gelmektedir. Cumhur sözünden türetilmiş, toplu hade bulunan kavim, millet çoğunluk gibi anlamlara gelir.(3)
Cumhuriyet, toplumun yani milletin kendisini idaresi demektir. Sonuç itibariyle Cumhuriyet, demokraside, başka bir şey değildir. Hatta demokrasinin en gelişmiş şeklidir. Cumhuriyet ulusun, eğemenliğini elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığı ile kullandığı devlet şekline denir (4) Aristoya göre Cumhuriyet, "Umumun menfaatini gözeten halk idaresidir" Montesquen'ya göre ise, "Başında seçilmiş yöneticilerin olduğu, yasama yürütme ve yargıdan oluşan bir yönetim şeklidir. (5) Cumhuriyet, 1789 Fransız ihtilalinden sonra, Avrupadaki zalim krallara karşı bir tepkinin sonunda doğmuş bir rejimdir. Cumhuriyet ilk defa ABD de 4 Temmuz 1776 da, Fransada 1789 da, Türkiyede ise 29 Ekim 1923 de ilan edilmiştir. (6) Cumhuriyet idaresinden devlet reisi seçimle başa geçtiği, seçim de herşeyden önce, ehliyet ve liyakat aranmak geldiği için, cumhuriyet idaresi ehliyet hakkına dayanır. Tabiatıyla ehliyet bütün devlet be kamu hizmetlerinin her kademesinde başta gelen şart olur. Ehliyetin ahlaki ifadesi dürüstlük ve fazilettir.
Hepimizin bildiği gibi, milletimizi cumhuriyet idaresine 29 Ekim 1923 de kavuşmuştur. Ancak bir şairimizin; "Kolay gelmedi bu mutlu günler, Toprağa çelenk oldu şehitler" dediği gibi bu günlere kolay gelinmemiştir. 1. Cihan harbi sonunda müttefiklerimiz mağlub olmuş bu yüzden her karış toprağı şehit kanlarıyla yoğrulmuş.

1- İbni Hişam Sire IV 311 Nisa 4,5 3-Bkz Mu'cemul Vasıt II, 137 4-Türkçe Sözlük
5- Rehber Ans, V/5 İst 1993 6- Rehber Ans, 5,5
olan aziz yurdumuz, müstevlilerin kirli ayaklarıyla çiğnenmeye başlanmıştır. Tarih boyunca hür yaşamış, boynuna esaret halkası geçirtmemiş olan kahraman milletimiz bu zillete katlanamazdı. 1919 yılına girildiğinde Osmanlı Devletinin elinde sadece Anadolu eyaleti toprakları kalmıştı. Bu toprakların bir kısmı da Mondros Antlaşmasına dayanılarak İngilizler İtalyanlar, Fransızlar ve Yunanlılar tarafınan işgal edilmiş durumdaydı. Bu emperyalistler inanıyorlardı ki, uzun yıllar sonunda yorgun ve fakir düşen türk milleti , bu istilaya karşı duramaz ve Türk Toprakları da kolaylıkla paylaşılırdı. Oysa hiçde öyle olmadı. Milletimiz 19 Mayıs 1919 da Samsuna çıkan gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde toplandı. Vatan ve istiklal uğruna kanının son damlasına kadar savaşmaya and içti.
Necip türk milletinin uyanışı, işgalci güçleri büyük bir hayal kırıklığına uğratacaktı. Genci ihtiyarı, kadını erkeği anası ve bacısı ile canını dişine takarak, bütün gücü ile savaştı. Seller gibi şehit kanları akıtarak yurdumuzu vatan istilasından kurtardı.
Milli şairiniz M.Akifin de ifade ettiği gibi bu milletin vatanı ve bütün kutsal değerleri için gözünü kırpmadan canını verecek, kanını akıtacak şekilde şahlanaca
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda,
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda"

mısralarında ifadesini bulan bir mücadele sonunda 9 Eylül 1922de düşmanı denize dökmüştür. Hürriyet ve İstiklal uğrundaki bu başarı 29 Ekim 1923de Cumhuriyetle mühürlenmiştir. Bu zafer, Avrupanın hasta adam dediği, bir türk devletini bile hiç kimsenin yıkmaya gücünün yetmeyeceğini, onu ancak yine kendi içerisinde yetişen taze bir filizin yeşererek onaracağın, Türkün istiklal ve hürriyetiin nesillerlerden nesillere kendi kurduğu bir devletten diğerine devredilip gidileceğini ispatlamıştır.
4 yıllık zor bir mücadelenin sonunda, düşman yurttan atılmış, öte yandan 24 Temmuz 1923de Lozanda yapılan anlaşmayla, Yeni türk devletinin varlığı ve bağımsızlığı tanınmıtşı. Ayrıca 6 Ekim 1923de Türk Kuvvetlerinin istanbula girmesiyle Vatanın bütünlüğü fiilen gerçekleşmişti. Artık yeni kurulan siyasi rejimin 23 Nisan 1923den beri kaydettiği gelişme çerçevesinde en uygun devlet şeklini bulmak, ve ilan etmek zamanı gelmişti, Bunun için 1921 Anayasasının bazı maddeleri genişletilerek, tadil eden 29 Ekim 1923 tarihli ve 364 sayılı kanun ile son adım atıldı. Bunun 1. Maddesinde idarede hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu esasına dayandığı Türkiye Devletinin hükümet şeklinin Cumhuriyet olduğu yer aldı (1)
Cumhuri idarenin temellerini bizzat sevgili Peygamberimiz s.a.v. in emirlerinde ve uygulamalarında gördüğümüzü rahatlıkla söyleyebiliriz. Fakak Cumhuriyet idaresinin varlığı kadar ehliyetli ellerde bulunmasının da önem taşıdığını unutmamak gerekir. İdare şekillerii toplumda adaletin eşitliğin güzel ahlakın ve medeni ilişkilerin en güzel ölçüleriyle gerçekleştirilebilmesi için birer vasıtadır. Şüphesiz araç iyi kullanıldığı zaman amaca ve hedefe ulaştırır. Bu itibarla aracı başarı ile kullanacak bilgi ve becerilere sahip yetişkin nesillere ihtiyaç vardır.
Tarih boyunca iyi araçlarla ve idari sistemleri ile hedefine ulaşamayan milletler görüldüğü gibi, bazen kötü vasıta ve idare şekilleri ile iyi sonuçlara ulaşmayı başarmış toplumlarda olmuştur. Muhterem müslümanlar, Hedefimiz, büyük emekler ve zorluklar elde edilere, bize emanet edilen Cumhuriyet idaresini, milli birlik ve beraberlik içinde, ehliyetle kullanmak, by uğurda akıtılan kanlara layık olmaktır. İmanımız, insanlığımız, vatanımız ve istiklalimizin devamı için buna mecburuz. İstiklal marşımızın şu bölümünde vatan şairimiz M.Akif milletimizin hürriyet ve istiklal aşkını şu dizelerinde dile getiriyor.
"Ben Ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım
Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım,
Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım

1) Bkz, Diyanet dergisi Ekim 1993, Sayı 34, Doç Dr. Ali Sarıkoyuncu, A. Kabaklı Temellerin Duruşması İst, 1980
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 05.07.08, 01:10 AM   #8
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.856
Tesekkür: 0
978 Mesajına 1.485 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Necdet İçel Ağabey'den Vaaz ve Hutbeler (Sohbetler)

Konferans Notları / Asırlar, Asırlar Ötesi Kur'an


Tevazu için değil, işin hakikatine göre, konferans vermek, hele Kuran ile alakalı konferans vermek, haddimin çok üstünde bir meseledir. Sadece Kuran ve Sahibi Kuranın şefaatinin dilenmek, şefaat elini bana uzatsın diye Recasıyla....
Kur'an deryadır, deryalardır. Herkes kendi kabına göre doldurur. O deryadan, çağlayanlar halinde yağdı, coştu, şu mübarek ayda bir katre de ben takdim etmek istedim. İnayetini dilerim.
Kur'an ile alakalı bu konferansın, mübarek aylara veya arefesine tevafuk etmesi çok manidar düştü. Zira; Ramazan, Kuran ayıdır.
Kuran Ramazanda toptan dünya semasına indi. İlk ayetler bu ayda indi, inmeye başladı.
RAMAZAN : Şehr-ül Kurandır
RAMAZAN : Şehr-i Muhammeddir.
RAMAZAN : Şehrullahtır
RAMAZAN : Şehr-i Rahmettir
Ramazan, rahmet ayıdır. Rahman ve Rahim olan Allahın ayıdır. Kuran da Rahmandandır.
Devr-i Cahiliyeyi ve zulmeti aydınlatan Kuran, beşerin semasına güneşler gibi tûlû etti. Kuran ve Vahy haddizatında bir güneştir. Göz görür, ama güneşe ihtiyacı olduğu gibi, akılların isabetli görmesi için, vahyin güneşine ve Kurana ihtiyaç vardır ( Kuransız hayat zulmetlidir. Beşer, tokuşan taksiler gibidir)
Maddi alemin görmesi ve görülür hale gelmesi için, maddi güneşe ihtiyaç olduğu gibi mana alemimizin aydınlanması için vahyin güneşine ihtiyaç vardır.
O güneşin sayesinde beşer aydınlandı. Yine o güneş sayesinde beşeriyetimiz aydınlanacaktır. Herkesten daha ziyade bu devrin o güneşe daha çok ihtiyacı vardır. Ama 20. Asır, Huffaş olan 20. Asır ona gözünü kapamış, onun aydınlığından rahatsız oluyor.
Güneşten her varlık aynı şekilde istifade edemez. Gül ayrı istifade eder, ters pislik yığını farklı istifade eder...Gül ayrı renk ve koku verir, pislik ayrı koku verir
ayeti bu hususta oldukça manidardır.
(Kuranın inişini bize müjdelerler)
Pisliklerine Pislik Katmış
MEVZUMA, ASIRLAR, ASIRLAR ÖTESİ Ve KUR'AN dedim. Yani Kuran ezeli ve ebedi olan Allahın Kur'anıdır. Nasıl ezelden gelmiş, öyle de ebede kadar gidecektir. Hiçbir pest damen ona elini uzatamayacaktır. Kuranın bütün kainatla alakası vardır. Çünkü: Kuran bütün kainatı yaratan, elinde tutan Allahın kelamıdır. Kainatın halıkı namına bir hitaptır.
Kur'an; şu büyük ve muhteşem kainatın, ezeli bir tercümesidir. Kainat, fiili kitap, Kuran kavli kitap.
Seyyid Kutup, Ali Tantavi, Kevn -Abd- Kelam münasebetinden bahsederler. Şu kainat kitabı kebirinde, Kuran kainatı okuyor.
Kainatın kanunlar köhneleşmiştir, diye bir kenara atamazsınız sünnetullahı
değiştiremezsiniz.
Çekim kanunu.....Suyun donma kanununu..... Neşv-ü nema kanununu..... bunlar değişmez. Fizik ve Kimyanın kanunlar değişmez, değiştiremezsiniz, onların kavli ifadesi olan Kuran ve içindeki Kanunları da değiştiremezsiniz. Modası geçmiş diyemezsiniz....Eski çağlarda kaldı diyemezsiniz....Hangi asırda diyemezsiniz...Haşa ; Ey Köhne Kitap diyemezsiniz.
Kavil ile Fiil arasında zıtlık olmaz. (Usta, sehpa-masa Kaville- Fiilini cem etmesi)

"Yaratan yarattığını bilmez mi? Yaratan bilir, bilen konuşur, konuşmuş ve o konuşmadan Kuran meydana gelmiş.
KUR'AN GENÇTİR. ZAMAN İHTİYARLADIKÇA KUR'AN GENÇLEŞİYOR.
(ifadesiyle, manalarının zuhuruyla...) Çünkü her ayetin mana tabakası vardır. Celaddini Suyuti (İtkanda)
Kur'an; Kabirde, haşirde, cennette de daha da gençleşecek: En genç ve dinç Kuranı göreceksiniz.

Cennette Hz Davudun a.s. ve Hz Allahın c.c. Kuran okuması, en gençi dinç, taze geçerli Kur'an olacak, öbür alemde.
Ku'an kainatın Ruhu, Kainatta da Kuranın sazı hükmüne geçmiş. Ruh gidince hayat biter. Kuran gidince Kıyamet kopacak. Kainatın sırları çıkınca, Kuranın sesi daha çok duyulacak.
Kur2an kainatın ruhu olduğu gibi milletlerin ve milletimizin de ruhudur. Onun için ; Kur2ana bağlanan millet payidardır. ( Dünyada ve ukbada)
"Osman Gazi altı saat Kur'an okudu ..... Altı asır .
Lord Gürzon inglizlerin avam kamarasında eline Kur'anı alarak " Türk Milletini bu kitaptan soğutmalıyız, yoksa onları mağlup edemeyiz. "
Soğuttular ve kendilerince de muvaffak oldular.
Manası KUR'AN BİR MANA DERYASIDIR. Herkes kendi çapına göre istifade eder. Açtıkca içinden yeni hazineler çıkıyor... Çıkacak
Bikri fikri kainat çak çak oldu henüz
Perde-i ismette kaldı maani-i Kur'an henüz.

Bahisleri ile ; KUR'AN BAHİSLER İLE DE BAHRİ UMMANDIR"
1-insan ve insanın vazifesi kainat ve halık-ı Kainatın , arz ve semavatın, dünya ve ahiretin, mazi ve müstakbelin, ezel ve ebedin, mebahis-i külliyelerini cem etmekle beraber...
2- Nutfeden halk etmek , ta kabre girinceye kadar yemek- yatmak abadından tut, ta kaza ve kader mephaslerine kadar...
3- Altı gün hilkatı alemden tut, ta .. kasemleri ile işaret olunan rüzgarların esmesindeki vazifesine kadar...
4-
işaretiyle insanın kalbine ve iradesine müdahaleden tut ta
yani bütün semavatı bir kabzasında tutmaya kadar.
5- Zemini çiçek ve üzüm ve hurmasından tut ta " " ile ifade ettiği hakikat-i acibeye kadar.
6- Semanın haletindeki vaziyetinden tut ta dühanla inşikakına ve yıldızların düşüp hatsiz fezada dağılmasına kadar.
7- Dünyanın imtihan için açılmasından ta kapanmasına kadar...
8- Ahiretin birinci menzili olan kabirden, sonra berzahtan , haşirden köprüden tut, ta cennete ,ta saadet-i ebediyete kadar ...
9- Mazi zamanın vukuatından hz. Ademin hilkat-i cesedinden , iki oğlunun kavgasından, ta tufana, ta kavm-i Firavun'un garkına, ta ekser Enbiyanın mühim hadisatına kadar...
10- Ve " " işaret ettiği hadise-i ezeliyeden tut, ta " ". işaret ettiği vakıa-ı ebediyeye kadar bütün mebahis-i külliyeyi ve esasiyeyi mühimmiyeyi öyle bir tarzla beyan ederki, o beyan bütün kainatı bir saray gibi idare eden, dünyayı ve ahireti iki oda gibi açıp kapayan . Zemin bir bahce , sema misbahlarıyla süslendirilmiş bir dam gibi tasarruf eden ve mazi müstakbel bir gece ve gündüz gibi nazarına karşı hazır iki sahife hükmünde temaşa eden ve ezel ve bedi dün ve bugün gibi silsileyi şuunatın iki tarafı birleşmiş bir surette bir zaman-ı hazır gibi onlara bakan bir Zat-ı Zülcela'a yakışan bir tarz-ı beyandır.
EVET KUR'ANDA HER ŞEY VARDIR.
Fakat herkes, herşeyi Kuranda göremez. Göremediği zaman da, Kur'an'da yoktur diyemez. Her şey Kur'anda vardır. Asırlar, içindekiler. (Evvel-Ahir-Zahir-Batın) Asırlar ötesi, olmuş olacak herşey....
Evet, herşey Kur'anda vardır. Fakat herkes herşeyi Kuranda göremez, göremediği zaman yoktur diyemez.
Nükte: 1. Dünya harbinden sonra, Batıda umumi kongre olur. İstiklal marşımız da henüz yazılmamıştır.Herkes marşını söyler. Bizim heyet de tekbir getirirler.

Birisi sorar. Her şey Kur'anda var diyorsunuz da, ben Köseyim, benim Köseliğim de Kuran da varmıdır? Der. Vardır derler. Şu ayeti okurlar.
Senin toprağın Killi ondan derler
ÜÇ YOLLA KAİNATDAN ve HUSUSAN FÜNUN-U MÜSBETEDEN BAHSEDER.
1- SARİH AYETLERLE:
1- Sema genişliyor)
Astronomi kainatın daima genişlemekte olduğu bilinir. Balondaki beneklerin şisdik sıra ve eşit miktarda uzaklaşması gibi, gök cisimleri de kendi aralarında eşit olarak uzaklaşmaktadırlar.
İşte Einstein'e baş dönmesi veren, ve büyük fizikçe Hubble'nin "Nebulozların bizim galaksimizden uzaklaştıklarını" ve Belçikalı Matematikçi ABBE LEMAİTRE nin bu keşifden "kainatın genişleme nazariyesini" çıkarması ile ortaya çıkan ilmi görüş
2-
300 spermden, bir spermden.. meniden
3- Herkül burcu .
4-" " 12 gezegen
5-... "Sen dağları görür de durur zannedersin, halbuki onlar bulutun geçtiği gibi geçer"
Dünya dönüyor.
.


6- Atmosfer Tabakası semadan
Evimizin damı gibi, dünyanın damı, ısı-ışık-ren taş vs tehlikelerden koruyor
7-
Aşılayıcı Rüzgarlar
Bitkilerin döllenmesi, rüzgarların bulutların döllenmesi
8-
Ana karnında 3 karanlık oda-zar
Sizi analarınızın karnında, 3 zulmet içinde hilkatten hilkate yaratıp duruyor.
Ceninin ana karnında su, ışık, ısı geçirmeyen 3 sağır perde ile örtülü bulunduğunu söylüyor, BUNLAR su geçirmeyen, MUHBAR ışık geçirmeyen AMNİON ısı geçirmeyen CORİON zarlarıdır.
Ayla alakalı ayetler, Kainatın yaratılışı ile alakalı ayetler. Kainatın yuvarlaklığına dair ayetler. Göklerin dürülü oluşu, ayın soğuması, güneş ve ay arasındaki fark, dünya yuvarlaklığı, dünyanın kutuplardan basıklaşması, yukarıya çıkınca oksijen azalması, arzın derinlerindeki rızk, insan topraktan, parmak izleri, Hz Nuhun gemisi yelkenli değildi, Yüzey gerilimi, zaman ve izafiyet, üçten fazla boyut, elektrik, eşyanın aynen nakli, kokuların nakli, kuş dili....

2- MUCİZA-I ENBİYA İLE FÜNUNU MÜSBETEDEN BAHSİ

- Peygamberler maddi ve manevi imamdır. (Hz İdris, Hz Nuh, Hz Yusuf a.s.)
- Nebiler, Mucizatı ile, o fende en son ufka bayrağını dikmiş, dagalanan bayrağı vardır. İlimler kah doğru, kah yabnılş o hedefe varacaklardır. Şimdi pek çoğu nazariyedir.
- İlim tam doğruyu bulunca, Kur'ana yaklaşmış veya uzaklaşmış olacaktır.
Bu Hususta birkaç Misal:
1-

Uçak
2-
Televizyon suret ve cisim nakli
3-
.
demir ve kuş dili
4-
Artizyen, Sanrtofüj, Taşların dili
5-
Anadan doğma körü tedavi
6-

Amyant tipi gömlek, Buzdolabu, Soğuk Hava deposu, Buz Dağları, Zemheririn yakması
3- TARİHİ KISSALARLA VE VAKIALARLA FENLERDE BAHSİ
1- Buht-un NASR vakası münasebetiyle anlatılan vak'ada KARANTİNA usulü anlatılıyor
.
2- Ahsen-ül Kasas olan Sure-i Yusufda:
a- Ziraatle alakalı (Başaklarıyla saklayın)

b- Aynı dertde derman (İçtimaî, Tıbbî, Psikolojik)



-Tıp: Kuduz, Akrep, Köpek
-Psikolojik : Cüneyd-i Bağdadi nin Seriyüssekâtinin Huzurunda bayılan adam misali
-Niyaz-i Mısri : Derman aradım kendim / Derdim bana derman imiş
c- Koku Nakli : Hz Yakubun oğlu Yusufun kokusunu duyması

- Bir uzuv kesilince diğer uzvu inkişaf ediyor.
- Ses, Renk, Koku ve cisim nakli
- Her şey Kur'anda vardır. Muhammed b Sirinin rüyasında Efendimiz a.s.m görmesi ve "Mü'minin ruhu kabzedilirken, hamurdan kıl çekilir gibi çıkar, fakat haberi olmaz" hadisinin ifade ettiği mana Kur'anda var mı? diye istifsar eder. Efendimiz s.a.v. de "Sure-i Yusuf a dikkat et" buyurur. Kalkar arar, şu ayeti

Evet, Kuran çok yönlü bir kitaptır. Cahız, Zekkaki, Zehmahşeri gibi belağat dahileri çok yönlü Kuran icazını tesbit edip takdim etmişlerdir.
Devrimizde "Elde Kur'an gibi bir mucize-i baki varken
Başka bürhan aramak aklıma . ??art görünür
Elde Kur'an gibi bir bürhanı hakikat varken
Münkirlerii ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?
Diyen zat, Kuranın 40 vech-i icazını okuyucularına takdim etmiş.
200 yüzüyle, 500 yönüyle Onun icazı tesbit edilmiş ve takdim edilmiştir.
1- Kuranın Mazi, hal, istikbale ait gaybi ihbarları arı yön... istikbal ihbarları. Tarihi, fenni, kuranî ve esma-ı ilahiyeye ait ayrı yönlerdir
2- Edebi Üstünlüğü
3- Belağatı, cezaleti, bedaatı, beyanın beraatı
4- Şiir sahası, manasının belağatı
5- Lafsın fesahatı, manasının kuvvet ve hakkaniyeti
6- Uslubundaki bedaatı
7- Camiiyeti
-Lafsındaki Camiiyeti
- Manasındaki câmiiyyeti
- İlmindeki camiiyyeti
- Mebhaslarındaki camiiyyeti
- Üslub ve icazındaki camiyye-i harikasıdır.
8- Şebabeti :
- Her asırda taze nazil oluyor gibi
- Düsturlarının kanunlarının şebabeti
- Beyanlarındaki şebabiyeti
- Davetindeki şebabiyet
- Kıraat ve ibadetindeki şebabiyet
- Medeniyetin iflasındaki şebabiyet
9- Her Asra Hitab Etmesi
- - Fikir ve asır tabakalarına hitab etmesi.
10- Ayetlerin birbirini tesanüdü.
Faik bir selamet
Metin bir tesanüd
Muhkem bir muhkem bir tenasüb
Cümleleri ve hey'etleri mabeyninde kâvi bir teavün
Ayetler ve maksatları mâbeyninde ulvî bir tecavüb olduğu
11- Kur'anın Nazmı
12- Külli prensipleri vak'alar içinde anlatması
13- Esma-ı ilahiyeyi sıfat ve zatı anlatması
14- Kim söylemiş, kime söylemiş, niçin, neden söylemiş,deki Allahın kelamındaki kainata emirleri, harikalığı...
15- Manası-şiir yönü
16- Mevzuları ispattaki harikalığı
17- Hikmet deryası- ledünniyeti
18- Kökü kainatta-mazideki peygamberlerde
19- Dalları,semaratı, Evliya-Asfiya- Ulema
20- Bizim için hidayet kaynağı oluşu
21- Ahirette şefaat edeceği hususu...
Bütün bunları bir konferansta anlatmam mümükün değil.;
ARZUM;
KURAN ANLAŞILSIN....Kuran cemaatı zuhur etsin istiyoruz...
Kuran okunurken,ağlayan, heyecanlanan, camiye sırf okunan Kur'anı dinlemek için heyecanla koşan...Okunan Kuranı mukabele eden
-Useyd b Hudayr gibi Kur'an zevkinde varan Kuran cemaatı..., işte o zaman Kur'an devri olur.
-Bir zat-ı mübeccel rüyasında görüyor.Kainatın fahrı, üzgün otururken, kendisine birisi Kur'an getiriyor. Efendimiz tebessüm ederek ayağa kalkıyor.. TABİR; Kuran yeniden layık olduğu mualla mevkıe çıkacakdır... Sonra gür sesiyle " EVET ÜMİTVAR OLUNUZ KARDEŞLERİM. ŞU İSTİKBAL İNKİLABATI İÇİNDE ....
Evet; YENİDEN BİR KUR'AN DEVRİ AÇILMIŞTIR VE KUR'AN NESLİ GELİYOR
Ölü ve ölüler çekilsin
-Böyle bir devre selam
,Böyle bir devri bütün teravet ve neşaatıyla idrak edecek olan gelecek Kur'an nesline SELAM
Size selam ve hurmetlerime....
Sizleri Kur'ana ve Sahib-i Kur'ana ve ALLAHA EMANET EDERİM.
27/01/1994
YOZGAT
Zaman Temsilciliği" 1
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ağabeyden, hutbeler, necdet, sohbetler, vaaz, İçel


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Üstad Ve Abdulhamid Han (Necdet İçel Ağabey'in Analizleriyle) hakancayir Bediüzzaman Said Nursi 18 15.02.10 10:11 PM
Necdet İçel Hocamızla Risale-i Nur Etrafında Bir Söyleşi LeoparGS Yazarlardan Bahisler 4 17.06.09 08:32 PM
Online Vaaz Sitesi divitDEDE Web Sitesi Tanıtımları 1 16.01.09 02:13 PM
.: HeRkEsE HiTaP EdEn HuTbELeR :. RıZa BeRKaN MUBAREK GÜNLER 7 29.08.08 12:10 PM
MEHMED DİKMEN'İN ZÜBEYİR AĞABEY'DEN ALDIĞI NOTLAR BelinAY Risale-i Nur Okumaları 2 07.08.08 02:00 PM


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283