Geri git   ForumAnkebut İslami sohbet,Kuran,Tefsir,Fıkıh,Tasavvuf,Risale Paylaşım Merkezi... > TARİH MECMUASI > Şanlı Tarihimiz & Milli Kültür
Kayıt ol YardımBağış Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Şanlı Tarihimiz & Milli Kültür Tarih milletlerin hafızasıdır...

Yeni Konu aç  Cevapla
Seçenekler
Okunmamış 23.07.09, 09:07 AM   #1
NurMektebi
Kardeş
 
NurMektebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 631
Üye No: 43445

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 5 NurMektebi is on a distinguished road
Standart Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri

Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri / Bilal Eren

forumankebut.net - Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri Kahramanlık Nedir?

Kahramanlık, yüce bir ideal uğruna, sahip olunan bazı kıymetli şeyleri feda etmektir. Yani, daha kıymetli şeylere sahip olmak veya onları korumak için onlardan daha az kıymetli olan şeyleri feda etmektir. Hayat, şüphesiz ki insanın çok önemli bir değeridir. Çünkü herşeyin kıymeti hayatla anlaşılır.

Fakat, hayat, bazı şeyler uğruna feda edildiğine göre demek ki hayattan daha kıymetli şeyler de vardır. Evet, insanın manevi yüce değerleri hayattan daha kıymetli ve önemlidir. Onlar dinimizdir, imanımızdır, namus ve şerefimizdir. Ve bunları temsil eden ezanımız, bayrağımız, vatanımızdır.

Çünkü hayat bunlarla mana kazanır. Bunlar olmazsa yaşamanın da bir manası kalmaz. Burada hayat derken ilk aklımıza gelen şey şu dünyada yaşadığımız hayattır. Esasen hayat bundan ibaret değildir. Hatta, gerçek hayat, ölüm sonrası sonsuz hayattır. Zaten bu dünyada yaşadığımız hayatı, uğruna feda ettiğimiz, etmeyi göze aldığımız bu değerler, işte o ölüm sonrası sonsuz hayatı kazanmak içindir. Yani buradaki kısacık hayatımızı, sonsuz bir hayatı kazanmak için feda etmiş oluyoruz veya bunu göze alıyoruz. Bir insan veya bir toplum bunu göze alamazsa ve gerektiği zaman böyle bir fedakârlıkta bulunamazsa bu hayatı yaşamayı da hak edemez veya insan şerefine uygun bir hayat yaşayamaz, yaşasa bile, zaten ona da yaşamak denmez.

Bu manayı annelerinden, babalarından, hocalarından ve çevrelerinden tam olarak almış olan milyonlarca Mehmetçiğimiz, en yüce değerlerimiz tehlikeye düştüğü zaman herşeyi olduğu gibi bırakıp, bazan evine; ‘Allah’a ısmarladık, ben gidiyorum, hakkınızı helâl edin’ demeye bile fırsat bulamadan cepheye koşmuş ve bir daha da dönmemiştir. Vuslat ebedî âleme kalmıştır. Hiç bir milletin tarihi ve talihi, bu konuda bizimki kadar dolu ve şanslı değildir.

İşte Çanakkale bunun sayılamayacak kadar çok ve eşsiz örnekleriyle doludur. Bu sayfalarda insanın burnunun direğini sızlatan, tüylerini diken diken eden, ağlamaktan gözünde yaş bırakmayan ve bazen de insanı insanlığından utandıran örneklerden birkaç tanesini vermeye çalıştık. Tesbit edilebilenler gerçekte olanların belki milyonda biridir. Buradakiler de tesbit edilebilenlerin çok çok az bir kısmıdır. Fakat bunlar bile olayın dehşetini, fevkalâdeliğini, hârikulâdeliğini insana bir nebze olsun hissettirmektedir.

Buradaki hikâyelerin bir kısmı, olayı yaşayanların, bir kısmı, görenlerin, bir kısmı da duyanların dilinden verilmeye çalışılmıştır. Bunlar, anlayan bir dimağ, hisseden bir yürek için çok şeyler anlatmaktadır. Sizi kahramanlarımızın kahramanlıklarıyla başbaşa bırakıyorum.

Sur Dergisi / 2008

NurMektebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 24.07.09, 02:05 AM   #2
NurMektebi
Kardeş
 
NurMektebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 631
Üye No: 43445

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 5 NurMektebi is on a distinguished road
Standart Cevap: Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri

Tümü Şehit Düşen 57. Alay

Çanakkale Muharebelerinde, dillere destan olan Türk birliklerimizin gösterdiği kahramanlık hikayesinde, bir Alayımızın ayrı bir yeri vardır. Bu, Arıburnu Muharebelerinde tümü Şehit düşen ünlü Şehitler Alayıdır.

25 Nisan 1915 günü saat 02.45’de muharebe gemilerinin ve muhriplerin korunmasında Türk kıyılarına yaklaşan Avustralya Tümeni’nin bir tugayını taşıyan çıkarma araçları, hesapta olmayan bir akıntı nedeniyle kuzeye sürüklenerek saat 04.30’da kumluk bir kıyı (Kabatepe Bölgesi) yerine, sarp bir kıyı olan Arıburnu Bölgesine çıkarma yaptı. Bu bölgede 27. Türk Alayı’nın 2. Taburu vardı. Çıkan kuvvetlerin karşısındaysa, bu taburun yalnız bir bölüğü bulunuyordu.

Durumu haber alan ve izlemeye başlayan 5. Ordu 19. İhtiyat Tümeni Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, herhangi bir emir almadığı halde, 57. Alayı bir dağ bataryasıyla takviye ederek karşı taarruz için Arıburnu Bölgesine yöneltti. Eceabat Bölgesinde bulunan 27. Alayın büyük kısmını da, çıkarma bölgesine yanaştırdı. Bu tedbirleri yerinde bulan 5. Ordu Komutanı, 19. Tümenin diğer alaylarının da müteakip karşı taarruzlara katılmasını kabul etti. Kıyıya çıkan İngiliz ve Fransız kuvvetleri, yapılan karşı taarruz sonucu çekilmeye başlayarak geriden gelen kuvvetlerin yardımı ve deniz kuvvetlerinin etkili ateş desteğiyle, Kanlısırt batısı -Sivritepe -Merkeztepe Yükseksırt hattında tutunabildi.

Donanmanın büyük ateş desteğiyle 25 Nisan 1915 tarihinde saat 05.30’da Seddülbahir’e çıkarmaya başlandı. İlk hedef olarak Alçıtepe ele geçirilecekti.
Mehmetçiğin ölüm pahasına savunduğu SERÇETEPE, KANLISIRT ile tek ikmal yolu olan ŞARAPNEL Vadisi, Türkler ve İngilizler için çok önemli idi. Her iki taraf da burayı elinde bulundurmayı istiyordu. Bundan dolayı burada çok kanlı çarpışmalar oluyordu. Bu savaşlarda her iki taraf da birbirlerine birkaç metre mesafeye kadar yaklaşıyordu. En kanlı savaş, ilk çıkarma günü (25 Nisan 1915) oldu.

Çıkarma bölgesinde 26. Türk Alayının bir taburu bulunuyordu. Seddülbahir kesimini ay biçiminde çevreleyen yüzlerce geminin yakın mesafeden Türk siperlerine yönelttiği gemi toplarının korkunç ateşine karşın direnmesini pervasızca sürdüren bir avuç Türk eri, düşmana göz açtırmıyor; ateşleriyle çıkarmaya yeltenen birliklere ağır zayiat verdiriyor, kıyıya ayak basabilenler de kuytu yerlere sığınarak kıyıda tutunabilme olanağını bulabiliyordu.

İngiliz ve Fransız zayiatı, komutanlara, yeni takviyeler gelmezse tutunamayacağız diye feryat ettirecek kadar ağırdı.

27 Nisan 1915 günü saat 16.00 sıralarında, donanmanın ateş desteğiyle başlayan İngiliz taarruzu, Türk savunma mevzilerinin 700-800 metre ilersinde Zığındere-Eskihisarlık hattında durduruldu.

Çıkarma Kuvvetleri Komutanlığı, Türklerin güçsüz olduğu önyargısıyla, taarruz etmeye kararlıydı. Hedefi, Kirte’nin ele geçirilmesiydi.

28 Nisan 1915 sabahı saat 08.00’de donanmanın desteği altında başlayan İngiliz-Fransız birliklerinin taarruzu, akşama kadar sürdü. İngiliz ve Fransızlar, yapılan Türk karşı taarruzları nedeniyle geri çekilmek zorunda kaldı. Bu muharebedeki İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin zayiatı, 3.000’i buldu.

Yarbay Hüseyin Avni Bey’in komutasındaki 57. Alay’ın başta komutanları olmak üzere 628 kişilik mevcudunun tamamı, 25-28 Nisan 1915 tarihleri arasında şehit oldular.
57. Alay, yeniden kurulup Keşan’ın Çelebi Köyünde Sancak verilerek Galiçya Cephesine gönderilmiştir.

Aziz kahramanlar, bu vatan evlâtları sizi hiç unutmayacaktır. (Türk Silahlı Kuvvetleri, Tarihi Çanakkale Cephesi Harekâtı (1915-1916) Genel Kurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Askeri Tarih Yayınları, Ankara, 1980)

Bilal Eren
Sur Dergisi / 2008





NurMektebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 24.07.09, 08:10 AM   #3
NurMektebi
Kardeş
 
NurMektebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 631
Üye No: 43445

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 5 NurMektebi is on a distinguished road
Standart Cevap: Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri

Yarbay Şefik Bey, 27. Alayın Kahramanlarını Anlatıyor

Savaşın sonuna kadar hudutsuz kahramanlıklar gösteren yiğit askerlerin bir kısmına komutanlık eden Yarbay Şefik Bey Hatıralarında şöyle diyor:

“Alayın mütemadiyen kayıp veren er ve subaylarının yerine, yine Biga-Gelibolu-Lâpseki kazalarının şerefli evlâtları alınıyordu. Böyle bir olayı tarih nadiren yazar. Yani kardeşi şehit olmuşsa, onun yerini kardeşi alıyordu. Şehit komşusunun yerine, komşu geliyordu. Baba yaralanmışsa oğul onun yerine geçiyordu. Yaraları tedavi olanlar ise gene cepheye dönüyordu. Alayımda Çanakkalelilerden sonra Orta Anadolu ve Karadenizliler vardı. Meselâ Karadeniz’in Ayancık Kazasından topluca gelip 27. Alaya katılanlar vardı. Hepsi de büyük kahramanlıklar göstermişlerdir.”

Osmanlı Devleti ile İtilâf Devletleri birbirleri ile savaşa giriştikleri andan itibaren 27. Piyade Alayı, düşmanın 25 Nisan 1915 günü yaptığı Arıburnu çıkarmasında ilk karşı koyan birlik olması ve savaş boyunca düşmanla giriştiği muharebelerde büyük yararlılıklar göstermesi sebebiyle, Türk savaş tarihine altın harflerle yazılmıştır. Mamafih bu olayın bilgisi; sırma işlemeli, yarısı yeşil yarısı kırmızı geniş ipek kurdele üzerine yazılmış olarak altın ve gümüş harp imtiyaz madalyaları ile birlikte 57. ve 27. Alayların sancaklarına merasimle işlenmişti.

Hülâsa, 9. Tümenin 25. ve 26. Alayları da yine Çanakkale Merkez ve Ezine kazasındandı. Bunlardan biri ünlü Yahya Çavuş’tu. Özellikle Seddülbahir’in ilk şanlı müdafaasını yapan kahramanların başında Yahya Çavuş bulunuyordu.


Bilal Eren
Sur Dergisi / 2008




NurMektebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 24.07.09, 07:51 PM   #4
NurMektebi
Kardeş
 
NurMektebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 631
Üye No: 43445

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 5 NurMektebi is on a distinguished road
Standart Cevap: Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri

Üsteğmen Şevket Bey

Şevket Bey, Kumkale’yi işgal eden düşman birliklerine karşı 26 Nisan 1915 günü 31. Alay’ın 10. Bölük komutanı olarak taarruz edecektir. Fakat ateşin yoğun bir şekilde yaladığı bir bölgeden, önce kendisi, sonra da erlerini geçirmek istiyordu. Bunun için dedi ki:

Arkadaşlar ben şimdi karşıya sıçrama yapacağım ve arkamdan siz geleceksiniz. Şayet ben burada şehit olursam naaşımı siper yapıp savaşa devam ediniz.”

Sonuçta bu tehlikeli bölgeden geçildi ve Orhaniye mevzilerindeki düşman, müthiş bir taarruzla püskürtüldü. Ne var ki Üsteğmen Şevket, belinden ağır şekilde yaralandı ve İstanbul’a hastaneye kaldırıldı.

O orada tedavi olurken Çanakkale’de düşmanın defteri dürüldü ve 31. Alay da Sina Cephesine sevk edildi. Şevket Bey onları Haydarpaşa Garında bekledi ve böylece sevgili bölüğüne kavuştu. İstanbul’dan hareket eden birlik Gazze bölgesine gitti. Burada giriştikleri çok çetin savaşlarda inanılmaz başarılar elde ettiler.

Üsteğmen Şevket, defalarca yaralandı, kolunu şehit verdi, kendisi de dokuz yara alıp Gazi oldu. Hatta İngilizlerin geri alınamaz dediği bir tepeye, o tepeyi zapteden 10. Bölüğün hatırasına “Şevket Tepesi” adı verilmiştir.

Bu tepe halen Gazze bölgesinde Şevket Tepesi olarak bilinir ve anılır.


Bilal Eren
Sur Dergisi / 2008



NurMektebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 25.07.09, 08:11 AM   #5
NurMektebi
Kardeş
 
NurMektebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 631
Üye No: 43445

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 5 NurMektebi is on a distinguished road
Standart Cevap: Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri

Gönüllü Üç Fedâî Tabur

28 Haziran Seddülbahir-Zığındere Savaşlarında İngilizler gerekli üstünlüğü sağlamışlardı. Bu tehlikeyi önlemek için, Türk ordusu, l. Türk Tümeninin her alayından Üçler Hücumu denilen 3. Taburlarla oluşturdukları kuvvetlerle saldırıya geçecekler ve İngilizleri geri süreceklerdi. Şu kadar ki arazi taarruza müsait değildi. Sahayı İngiliz ateşi karadan ve denizden yalıyordu. Yani ölüm muhakkaktı.

Bu vaziyet karşısında üç tabur arka arkaya önce bir insan boyunca, gittikçe diz kapaklarına inen ve nihayet büsbütün açığa çıkan hendeklerden tek kol halinde ilerliyorlardı. En önde 7. Alayın 3. Tabur Komutanı Binbaşı Reşat, gerisinde emir subayı Asteğmen Sadi, daha geride bölük komutanlarından Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü ve Asteğmen Halit, Tabur İmamı Hüsnü ve daha geride ise askerler geliyordu.

Türk tarafındaki bu hareketlenmeyi anlayan düşman, derhal ateşe başladı. Muvasala hendekleri şehitlerle dolmuştu. Yarbay Vâsıf Bey de (Daha sonra Kafkas Cephesi’nde Oğnot ilerisindeki sırtlarda şehit olmuştur) yaralılar arasındaydı. 3. Bölüğün imamı da yaralı idi. Subayların tamamı ise şehit olmuştu. 71. Alayın 3. Taburunun da yarısı yaralı, yarısı şehitti. En ağır kayba 70. Alayın 3. Taburu uğramıştı. 1000 kişiden 400 asker kalmıştı. Bu durum karşısında harekât durduruldu. Çünkü kayıp ağırdı ve başarı sağlanamamıştı. Yani savaş sahifesi, bizim aleyhimize kapanmıştı.

Bu sırada Conkbayırı bölgesinde de savaşlar şiddetlenmişti. 28 Haziran Savaşlarında başarı gösteremeyen 70. Alayın 3. Taburu Kuzey Cephesine kaydırıldı. Conkbayırı’na Kanal Harekâtından gelen 2. Tabur 28. Alayın noksan taburunu tamamlamış oldu.

9/10 Temmuz gecesi de Conkbayırı’nın güneyine yanaştılar ve sabaha karşı 04.30 da taarruz başlamıştı. Allah Allah nidaları yeri-göğü inletiyordu. Tabanca ve tüfeklerin sapları sopa gibi kullanılıyordu. Boğaz boğaza, süngü süngüye inatçı ve inanılmaz bir vahşet içinde çarpışmalar devam ediyor ve cepheye hâkim Türk süngüsü âdeta koşuyor ve delecek düşman arıyordu.

Düşman ise silah kullanmaya vakit bile bulamadan perişan bir vaziyette kaçıyordu. Ancak Şahin Sırt’taki İngiliz makineli tüfekleri kaybımızı arttırmıştı. Burada büyük kahramanlıklar gösteren Aydınlı Kâzım Çavuş şehit olmuştu. Al kanlar içinde şehit olan Kâzım’a, Tabur Komutanı gözyaşları içinde sarılmış, alnından öpmüş ve “seni de mi kaybettim Kâzım! Allah rahmet eylesin, nur içinde yat, benim koca kahramanım.” demişti. Sonra da denize doğru kaçan düşmanın arkasından öfke ile baktı ve birkaç adım yürüdü ve durdu. Çünkü taarruz durdurulmuştu. O da taburunu geri aldı ve şehitlerini saydı. 200 idi.

Seddülbahir’de ise 600 şehit vermişti. Yani Tabur, l ayın içinde 800 şehit vermiş ve mevcudu tükenmiş, tekrar yedeklerle oluşturulmuştur.

Özellikle Kerevizdere ve Conkbayırı savaş cepheleri için diyebiliriz ki bütün savaş cephelerinin en kanlı cephelerindendir. Aylarca her an ölümle karşı karşıya pençeleşenler Anadolu’nun yiğit evlâtları, hayatlarını o kadar feda etmişlerdir ki, yüzleri ilâhî bir manzara arz ediyordu. Kahraman genç subaylarımız ve erlerimiz henüz hayata doyamamış, bıyıkları bile terlememiş, gencecik yiğitlerin fedakârlığı hiçbir kalemin tasvir ve izah edemeyeceği kadar ulvi idi. İşte o necip ve kahraman neslin, canlarını feda ve feragati sayesinde düşman modern harp malzemesi ve yeni insan takviyesine rağmen siperlerimizi terk ederek, cepheyi tahliye etmeye mecbur kalmışlardı.


Bilal Eren
Sur Dergisi / 2008





NurMektebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 26.07.09, 12:45 PM   #6
NurMektebi
Kardeş
 
NurMektebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 631
Üye No: 43445

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 5 NurMektebi is on a distinguished road
Standart Cevap: Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri

Yüzbaşı Hâlis Bey

25 Nisan 1915 günü 3. Taburun 2. ve 4. Bölükleri sabah 08.00 sıralarında İncebayır Sırtında Avustralya’lılarla savaşa başladı. Bu birlikler Türk tarafının sağ yan kuvvetlerini teşkil ediyordu. Alay Komutanı onlara yardım edemeyecekti. Çünkü sol yan çatışmaları çok daha çetin geçiyordu. Kayıplar gittikçe ağırlaşıyordu. Bunun farkında olan Tabur, kendi alayından ziyade 57. Alayın gelmesini bekliyordu. Onlar da ha geldi ha geliyordu. Herkesin gözü tepelerde ve derelerde idi.

Böyle nazik bir durumda iken tabur, İncebayır yanında Edirne sırtındaki düşman kuvvetlerine de saldırmak mecburiyetinde kaldı. Saldırdılar ve onları geri püskürttüler. Bu defa Kılıçdere içinde başka bir düşman grubu ile karşılaştılar. Onlarla da çarpışmaya giriştiler ve haklarından da geldiler.

Bu sırada Tabur Komutanı Yüzbaşı Halis Bey yaralandı. Yaralarına hiç aldırmadı ve Sargı yeri’ne gitmeyi reddetti. “Durumumuz çok tehlikeli” dedi. Ama kan kaybı fazlalaşmaya başladı. Arkadaşları da ısrar edince, bir şartla giderim dedi; “57. Alay kahramanları buralara gelinceye kadar, haberci askerlerden başka hiçbir kimse geriye bir adım atmayacak ve gerekirse hepsi orada şehit olacak, fakat mevkilerini terk etmeyeceklerdir.” İşte bu vasiyetinden sonra Sargı yeri’ne götürülebilmiştir.

Bu sırada saat 09.00’a yaklaşmıştı. Anzaklar 10.000 kişilik bir kuvvetle Kanlısırt’ı işgal etmişlerdi. Karşılarında ise Alayın 2. Tabur yaralıları ile 1. Tabur kahramanları vardı. 10.000 kişi ile 1.000 küsur insan dövüşüyordu. Denizden de 280 namlu ağzı Kanlısırt ve havalisini kana boyuyordu. Alay Komutanı Şefik Bey sağ yana yardım edemiyordu. Sırt kan gölü haline gelmişti.

Anzaklar da 25 Nisan gününün akşamı “Burası Kanlısırt olsun” dediler. O günden sonra orası Kanlısırt olarak anılmaya başlandı. Zira 25 Nisan günü orada bizim 2.000 şehidimizin ve düşmanın 2.000 ölüsünün binlerce litre kanı akmıştı.

Sonuçta Düztepe üzerinden 57. Alay kahramanları şimşekten atlara binmiş, yıldırım gibi geliyorlardı. Geldiler. Canlarını hiç sakınmadan dövüştüler. Ve hepsi şehit düştüler. Bize bu cennet vatanı bıraktılar.
O gün, onlar orada ölmeseydi, bugün bizler burada olmazdık.


Bilal Eren
Sur Dergisi / 2008



NurMektebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 27.07.09, 07:58 AM   #7
NurMektebi
Kardeş
 
NurMektebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 631
Üye No: 43445

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 5 NurMektebi is on a distinguished road
Standart Cevap: Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri

“Vatan Sağ Olsun!”

Vefa Karatay anlatıyor:

“Bulunduğum gözetleme yerinden, süngü hücumlarını heyecanla izlemekteydim. Kükremiş aslanlar gibi düşman siperlerine atılan Mehmetçiklerin Allah Allah nidaları ufku sarmış, düşman zırhlılarının top seslerini bile bastırır olmuştu.

Arkamda duyduğum ayak sesleri üzerine başımı çevirince karşımda Ali Çavuş’u buldum. Sararmış yüzü, derin bir acı içindeydi. Daha “Neyin var?” diye sormama meydan kalmadan o, müthiş gerçeği anlamama yetecek bir hareketle kolunu uzatmıştı. Dehşetle sarsıldım. Ali Çavuş’un sol kolu bileğinin dört beş parmak kadar yukarısından parçalanmış, kanlar içinde idi. Elinin yere düşmemesini ancak zayıf bir bağlantı önlüyordu. Ali Çavuş, avurtlarını sıkarak acısını önlemeye çalışırken cebinden çıkardığı bir çakıyı bana uzattı ve “Şunu kesiver kumandanım” dedi.

Bu üç kelimelik sözde, öyle dehşet verici bir istek ve öylesine kesin bir zorunluluk vardı ki birkaç saniye içinde tüylerimi ürperten o işi yapmak zorunda kaldım.

Bir teselli sözü söylemiş olmak içinde: “Üzülme Çavuş, Allah vücuduna sağlık versin,” diyebildim…

Ali Çavuş, yere düşen eline, elsiz kalan koluna ve akmakta olan kanına bir süre sessizce baktıktan sonra, gözlerini ateş ve duman içindeki ufka doğru çevirdi ve bir dua mırıldanır gibi dilinden şu kelimeler döküldü:

– Feda olsun kumandanım. Vatan sağ olsun!

(Arif Kurtaran, Çanakkale Zaferi, 1992)


Bilal Eren
Sur Dergisi / 2008




NurMektebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 28.07.09, 09:09 AM   #8
NurMektebi
Kardeş
 
NurMektebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 631
Üye No: 43445

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 5 NurMektebi is on a distinguished road
Standart Cevap: Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri

Ezineli Yahya Çavuş

Çanakkale Savaşları’nda 1. Takım Komutanı Ezineli Yahya Çavuş’tu. Kıyıdaki siperlere gelip yerleştiği 2 gün boyunca, siperleri ve tel örgüleri yeniden onarmış, görevinin başarılması için talim ve provalar dahi yapmıştı. Birliğinin sağ gerisinde Aytepe, geride Ertuğrul Tabyası harabesi, solda ise Harap Kale bulunuyordu. Taburdan gelen emir şöyle idi:

Düşmanın atılması hareketinde acele edilmeyip, kayık ve şalupalar sahile iki-üç yüz metre yanaştıktan sonra şiddetle ateş açılacaktır.”

Yahya Çavuş ve arkadaşları bu emre uyarak yaklaşmakta olan düşmanı yerlerinden kımıldamadan bekliyorlardı. Düşman buna aldanarak saat 06.00’da 5’er dizi halinde ve 20 filika ile kıyıya iyice yanaşmıştı ki 10. Bölükten ve 1. Takımdan beklemedikleri bir anda şiddetli bir tüfek atışı yemeye başladı.

Ölü sessizlik bir anda bozuluverdi. Mehmetçik, intikam alma çağının geldiğini anlamış, haykıran ve çırpınan insanlarla dolu olan filikalara, arkadaşlarının acısını çıkartırcasına veryansın ediyordu. Yakın mesafeden açılan bu ateş, adeta makineli tüfek etkisi meydana getirmişti. Aslında ellerinde sadece piyade tüfeklerinden başka bir silahları da yoktu. Son dakikaya kadar ateş disiplinine uyarak, çıkarma birliğini tam zamanda avlamışlardı. İrlanda Taburunun hücum dalgası üzerine bir afet gibi çöken Türk ateşi, düşmanın bütün düzenlerini bir anda altüst ederek onları bozguna uğratmıştı. Bazı filikalardaki subay ve erlerin bütünü ölmüş ya da yaralanmıştı. İdaresiz ve yönetimsiz kalan filikalar akıntıya kapılıp sürüklenmeye başlamışlardı. Can havliyle kendilerini suya atmaya çalışan düşman askerleri ya boğuluyorlar ya da vuruluyorlardı. Kıyıya ayak basmayı başaran küçük bir grubun hali, daha perişan görünüyordu. Sağa sola sığınmak için kaçışırlarken, yedikleri ateşle kumsala düşüp kalıyorlardı. Yahya Çavuş, bir avuç kalmış arkadaşı ile bulunduğu yerden büyük bir direnişle düşmanı biçmeye devam ediyordu. 10. Bölük çektiği acıyı bu taburdan çıkarmış, koy bir anda cesetlerle dolmuştu. Durgun mavi sular, pembemsi bir renk almış, bir saat içinde bir düşman taburu imha edilmişti. 10. Bölük bire yirmi beş üstünlükteki düşmanı ilk raundda yenmişti. İngilizler şaşkın ve anlamsız bakışlarla birbirlerini süzüyorlardı. Bir taburluk İngiliz birliğini de sahile sürmelerine rağmen, 10. Bölüğün ve bir mangalık kuvveti kalmış olan Yahya Çavuş’un keskin nişancı ekiplerince durdurularak yok edilmişlerdi.


Bilal Eren
Sur Dergisi / 2008


NurMektebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 30.07.09, 10:32 AM   #9
NurMektebi
Kardeş
 
NurMektebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 631
Üye No: 43445

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 5 NurMektebi is on a distinguished road
Standart Cevap: Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri

Her yer cesetlerle doluydu

Gemiden sarkan ranpalar, merdivenler, dubaların üstü, lumbar ağızları cesetlerle doluydu. “…River Ciyde Harekatı” iflas etmişti. Birkaç saatlik harekât sonunda İngiliz ve İrlanda hassa taburlarının subaylarından pek çoğu ölmüş, her iki tabur da yüzde yetmiş zayiat vererek savaş dışı kalmışlardı. Kıyıya ancak 200’e yakın bir düşman askeri can kaygısı ile sığınmayı başarabilmişti. İngilizlerin şaşkınlığı henüz geçmemişti. Zira 25 Nisan Günü Ertuğrul Koyu’ndaki Türk savunması üzerinde yalnız donanma 4650 atımlık mermi kullanmıştı ki, bu akla durgunluk verecek bir rakamdı. 18 Mart Günü Türk müstahkem mevkii topçusunun İngiliz ve Fransız filolarına karşı kullandığı mermi sayısının iki katıydı bu.

İngiliz Harp Tarihi, Ertuğrul Koyu’na yapılan ilk çıkarma sırasındaki bu olayı şöyle anlatır:
“Türk Savunması son dakikaya kadar sanki terk edilmiş hissini veriyordu. Fakat “River Ciyde” gemisinin karaya oturması ile İrlanda Taburunu taşıyan nakliyelerin kıyıya birkaç metre yaklaştığı sırada birden bire sanki bir cehennem boşandı. Bu ateş kasırgası kıyılara sokulmuş olan nakliyelerin üzerinden limanın durgun sularını binlerce kamçı ile dövüyormuş gibiydi. İlk dakikalardan itibaren sanki kıran girmişcesine zayiata uğratıldı. Hafif hafif kıyıları yalayan dalgacıklar kana boyanmıştı.
…Karaya çıkmak için yapılan herhangi bir harekete karşı ateşler derhal o noktada toplanıyordu. Türklerin ateş disiplinleri cidden hayrete şayandı.
…Ertuğrul Koyu’na yapılan çıkış hareketi işte bu şekilde ve saat 09.00’dan biraz sonra kesin olarak durduruldu. Lutufkâr kum seddinin arkasına sığınarak hayatta kalabilenler kıpırdayacak halde değillerdi.
…25 Nisan’da Güney’deki Türkler bir zafer kazanacak sayıda değillerdi. Fakat komutanlarının azmi onlara çok önemli yararlar sağladı. Seddülbahir’deki küçücük Türk Garnizonu, deniz topçusunun dehşet veren ağır etkisini ilk kez tatmış olmasına karşın, 25 Nisan sabahından akşamına kadar yerlerine inatla sarıldılar ve savunmada anlatılması imkansız işler gördüler.”

Ezine İlçe merkezinde Yahya Çavuş adına yapılmış bir İlköğretim Okulu bulunmaktadır.

Bilal Eren
Sur Dergisi / 2008



NurMektebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 31.07.09, 08:58 AM   #10
NurMektebi
Kardeş
 
NurMektebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 631
Üye No: 43445

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 5 NurMektebi is on a distinguished road
Standart Cevap: Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri

Simav’lı Mehmet

22 Ağustosta başlayan 2. Anafarta Savaşları bütün şiddetiyle devam ediyordu. 7. Tümenin Kayacık Ağılı sırtını müdafaa eden 20. Alayının siperleri harabeye dönmüştü. Takviye gelmezse siperlerle birlikte bütün sırt düşebilirdi. Bu da bir felâket olurdu.

İşte tam bu sırada karşıdan koşup gelen 24. Alayın 1. Tabur kahramanları görüldü. Sanki hepsi nurdan kanatlarla uçuyorlardı. Bir manga kadar kahraman ile siperleri işgal ettiler. Siperlerin içi cennete uçmaya hazırlanan şehid adayı yaralılarla doluydu. Aynı zamanda bu siperlerde düşman askerleri de bulunuyordu. Mehmedcik onlarla boğaz boğaza kanlı bir çarpışmaya tutuşmuştu. İçlerinde nisbeten iyi durumda olan ve savaşa devam eden Gedizli Osman’ın, sağındaki bir kum torbasının üstünde bir süngü ucu gözüküyordu. Belli ki bir düşman süngüsüydü.

Bir ara Osman’ın yanına gelen Teğmen Fahri, bu süngünün, Osman’ın arkasında onu öldürmek üzere olan bir düşman askerine ait olduğu gördü. Bu esnada bir düşman dalgası Teğmen Fahri ve er Osman’ın bulunduğu siperlere dalmıştı. Korkunç bir boğuşma başladı. Bir ara Teğmen Fahri zor durumda kaldı. Tam bu sırada da Simavlı Mehmet’in süngüsü onun imdadına yetişti.
Çarpışmalar sırasında şehit ve ölü cesetlerini kendilerine siper yapmışlardı. Bombalar ceset parçalarını siperlerin içine yapıştırmış ve siperleri kıpkırmızı kana boyanmıştı. İnsan nereye baksa ölümün kanlı yüzü ile karşı karşıya geliyordu. Ancak Mehmetçiklerimiz komuta merkezi ile irtibatı kaybetmişlerdi. Sayıları ise çok azalmıştı. Tabur, bunun farkındaydı. Bunun için bir avuç Mehmetçik, Teğmen Fahri’nin savunmakta olduğu siperlere koşup girdi. Bu başarılarından ötürü bu yiğitlere müttefikimiz Almanya’dan gönderilen Salip Nişanı verilmiştir.

Çarpışmalar sona erdikten sonra Alay komutanı durum hakkında rapor istedi. Teğmen Fahri Kayacık da, siperlerde kahramanlıkların bir sembolü haline gelen Simavlı Mehmet’i gösterdi. Mehmet ise utancından kızardı, bozardı. Başını önüne eğerek yavaşça “Komutanıma yardım ettim” diyebildi. Halbuki Mehmet, siper içinde düşman cesetlerinden bir anıt dikmişti.


Bilal Eren
Sur Dergisi / 2008


NurMektebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 23.03.10, 12:23 AM   #11
NurMektebi
Kardeş
 
NurMektebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 631
Üye No: 43445

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı

Seviye: []
Aktiflik: /
Güç: /
Deneyim: %

Tesekkür: 47
113 Mesajına 173 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 5 NurMektebi is on a distinguished road
Standart Cevap: Çanakkale'de Kahramanlık Öyküleri


Çanakkale'den Kahramanlık Portreleri
Ey Çanakkale'nin ve bu vatanın müdafaasında canı, kanı, teri olan şehitler, gaziler... İngilizleri, Fransızları, Hintlileri ve daha nicelerini Çanakkale'de iman dolu göğüsleriyle karşılayan kahramanlar... Çok uzak coğrafyalardan gelen bu milletlerle bir alıp veremediğin yoktu aslında. Yeni Zelanda, Avustralya, İngiltere nerede, Çanakkale neredeydi? Şâirin o yıllarda "Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ" şeklinde tasvir ettiği bu insanlar senin topraklarında ne arıyorlardı acaba?

Seni kolay lokma sanıyor, devletini yıkmak istiyorlardı. Birileri General Stanford'a, Türkleri tanımadıklarını, Çanakkale hakkında hiçbir şey bilmediklerini, Boğaz'ı aşmak için 150.000 kişilik bir kuvvete ihtiyaç olduğunu söylüyordu. Söylüyordu ama buna kimseyi inandıramıyordu. Hattâ İngiliz Kitchere, bu sayıyı çok buluyor, Çanakkale'nin geçilmesi için bu sayının yarısının yeterli olacağını, kısa sürede İstanbul'a ulaşacaklarını düşünüyordu. Böylece, "kocamış Türk devleti, Gordion'un kördüğümü misâli, bıçakla kesilmiş gibi bölünüp dağılıverecekti."

Büyük küçük hepsinin iştahı kabarmış, birbirlerine İstanbul'da randevular veriyor, zafer sonrası lüks yerlerde buluşmayı ümit ediyorlardı. Ganimetten pay kapmaya hazırlanan biri, daha 1909'da Bizans İmparatoru kıyafetiyle fotoğraf çektirip etrafındakilere gösteriyor, "İstanbul'a vardığınızda beni orada bulacaksınız." diyordu.

Onlar böyle düşünedursun, sen hazırlanmakla meşguldün. Ezineli Yahya Çavuş'la karşılarına çıkmaya hazırlanıyordun. Losfaki, Çatalca, Vekestin, Dömeke savaşlarında dövüşmüştün. Makedonya'da, Yunanistan'da, Balkan Harbi'nde bulunmuştun. Çanakkale'de bulunmamak bir eksiklik olacaktı senin için. Hemen Seddülbahir Cephesi'nde, 26. Alay'da yerini aldın. Düşmanın karaya çıkmasına, kumsalda bir metre dahi ilerlemesine gönlün razı olmuyordu. "Bu böyle olmaz kumandanım. Düşman bu topraklara ayak basmamalıdır. Çıkartma yapacağı noktaya gidip onları durdurmayı vazife bilirim." demiştin alay kumandanına. Kumandan Binbaşı Kadri Bey, "Peki, arzu ettiğin gibi olsun; fakat yanına bir manga er al." demişti. Bu esnada, komutanla konuşmalarını dinleyen 63 er, ön cephede yer almak için atılmıştı meydana. Sen onlara nereli olduklarını sormuştun önce. Kimi "Konyalıyım.", kimi "Maraşlıyım." dedi. Oysa sen Çanakkaleli olanları arıyordun; onları seçecektin; ama Afyonlu Kara Mehmet, "Çavuşum, Müslümanlıkta hemşehrilik mi ileridir, yoksa kardeşlik mi, biz din kardeşiyiz, bizi kendinden ayırma!" sözleriyle bir hakikate tercüman olmuştu. O gün, iki takım inanmış yiğitle Kirte Körfezi'nde 3.000 kişilik düşmanı durdurmuş, "Buradan çıkartma yapmak imkânsız!" dedirtmiştin.

Çanakkale'de şenlik yapacaklarını düşünüyor, "Çanakkale Boğazı'nda ve Gelibolu Yarımadası'nda toplarımızın ve birliklerimizin şenliği başlayınca Türkler, çaldığımız havaya ayak uydurarak oynamak zorunda kalacaklar. Bu, Türkler için İstanbul'u savunmak üzere ricat havası olacak." diyorlardı. Seni unutmuşa benziyorlardı.

Senin, 6. Alay 2. Bölük Kumandanı Yüzbaşı Hasan Fehmi Bey olarak da anlatacakların vardı. Diyarbakırlıydın. Hücumun en şiddetli ânında iki yerinden yaralanmıştın. Askerlerin, seni emniyete almaya çalışıyorlardı. Ancak sen, "Çocuklar, benimle uğraşacak zaman değildir, düşmana yumruğu vuracak zamandır. Kuvvetli bir hücum yapın ki, bölüğümüzün muvaffakiyetini göreyim. Tâ ki gözüm açık gitmesin!" deyip hücuma teşvik için kalkmaya yeltenirken, kalbinden yediğin mermi, destanının son noktası olacaktı.

Âdeta 1453'ün intikamını almak istiyorlardı. O kadar ki, "Ümitlerimiz çok çok artmıştı. Kurtarılacak Kudüs mü, yoksa Konstantinopol mu? Ne farkı var?" diyorlardı. İstanbul'u aldıklarında Kudüs'ü almış kadar sevineceklerdi. Ama cephede karşılarına çıkacak olan 6. Alay'ın 6. Bölüğü'nü ve Mülâzım-ı Evveli Ulvi Bey'i hesaba katmamışlardı. Senin bir hücumda yaralanıp yere düştüğünü, bir top mermisinin ayağını alıp götürdüğünü anlatıyorlar. O gün seni görenlerden biri, doktorlar sadece bir deriyle vücuduna tutunan ayağını kesmek istediklerinde, "Aman ayağımı kesmeyin, sonra bölüğümün başına gidemem." dediğini anlatacaktı.

Böyle kahramanlıklar bir destanlarda bir de senin tarihinde vardır.

Seni hasta ve güçsüz görüyor, hafife alıyorlardı. Ancak görmedikleri bir şey vardı. Senin imanından gelen, "Ölürsem şehit, kalırsam gazi!" anlayışından haberleri yoktu. Senin komutanların için, "Bir hafta sonra İstanbul caddelerinden geçişimizi esirler safında seyredecekler." diyorlardı.

Seni kolay lokma sanıyorlardı. Cepheyi terk edeceğini, çoğunuzun esir olacağını düşünüyorlardı. Sonra, senin satın alınabileceğini zannettiklerinden, savaştan önce basın yoluyla her birinize 10 şiling verileceğini ve sizlere dokunulmayacağını duyuruyor, böylece cephede savaşacak Türk askerinin kalmayacağını inanıyorlardı. Oysa sen satılık değildin. Hiçbir zaman da olmamıştın. En fazlası ölümdü. Ancak sen onu da şerbet niyetine içerdin. Hele bu, kudsî bir gaye uğruna olursa... Geride kalanların da, tevekkülle "İnnalillah ve inna ileyhi raciun." derlerdi.

Zafer kazanmanın birinci şartı inanmaktı. Ancak İngiliz komutan Hamilton inanmıyordu, en azından şüpheleri vardı. Günlüğüne düştüğü, "Cephede bir harp günlüğü tutmalıyım. Buna ihtiyaç var. Gâlip gelene sorulmaz, fakat yenik düşen her şeyi cevaplandırmalıdır." notu, "yenilirsem" düşüncesiyle hareket ettiğini gösteriyordu. Diğer yandan, savaşın ilerleyen günlerinde, "Türkler gerçekten cesurlar ve görüldükleri yerlerde korku salıyorlar. Masal kitaplarında değil ama süngü takılmış parıltılar içinde bir uzun insan hattı, Allah Allah sesleriyle üzerimize koşuyor." sözleriyle, iman ve inançtan müteşekkil bir sette tosladıklarını, "Diğer zamanlarda 'Allah kısmet ettiyse' kayıtsızlığı içindeler." ifadeleriyle senin farklılığını dile getiriyorlardı.

Yorgundun, güçsüzdün. Ancak, vazifeni hakkıyla îfa etme konusunda mesuliyet hissiyle dopdoluydun. Ve sen Karargâh-ı Evvel Muhafız Piyade Bölüğü Kumandanı Mülâzım-ı Evvel Ruhi Bey olarak çıktın karşımıza bir de. İngiliz uçağını düşürmüştünüz. Pilotları atlayarak canlarını kurtarmıştı. Dalgalarla boğuşuyorlardı. Sizlerden -biraz önce öldürmeye çalıştığı kimselerden- yardım bekliyorlardı. Tam bu sırada komutanınız, "Bu iki adamı kurtarmaya kim gider?" diye sorunca, "Bir kumandan emir verdiğinde, süngü üzerine, top üzerine gidip ölmek vazifemdir." deyip atılmıştın ortaya. Sen merhametliydin ve düşmanından da esirgemiyordun bunu. "Düşmanım da olsalar, onları kurtarmak bana bir vicdanî vazife oldu." diyerek öne çıkmıştın. Sendeki bu vazife şuuru, düşmanlarının gözünden kaçmıyordu. "Hakikaten ben hayatımda bu derece cesur asker görmedim. Hücuma kalkıp ilerlemeye başladık mı üzerlerine yağdırdığımız mermi sağanağına aldırmadan soğukkanlılıkla ayağa kalkıyor, siperlerden fırlıyor ve başlıyorlar ateş etmeye... Bu askerler kendilerine verilen vazifeyi aynen yerine getirme hususunda pek mert hareket ediyorlar." sözleriyle hakikati teslim ediyordu Hamilton.

Bu destanın bir de "Sarı İbrahim'in oğlu Mehmet" sayfası vardı. Bir hücumda yaralanmış, bu hâlinle üç gün boyunca sürünerek mevziine yaklaşmaya çalışmıştın. Ancak bir de baktın ki, bir Avustralya kolu saldırı hazırlığında. İşte o zaman hayatını hiçe sayıp bağırarak uyarmıştın arkadaşlarını ve düşmanın püskürtülmesini sağlamıştın. Yüzbaşı Emin Ali Bey seni şöyle tanıtıyordu: "Semalardan tatlı bir hitap gibi gelen bir sesle düşmanı haber veren o meçhul askeri bulmak istedik. Gönderdiğimiz keşif kolu, 47. Alay Kumandanı Şehit Tevfik Bey'in boru neferi, Antalya'nın Kağnıcılar Köyü'nden Sarı İbrahim Oğlu Mehmet'i son nefeslerini verirken getirdiler. Bu kahraman çocuk, hayatının son deminde kendi için değil, siperdeki arkadaşları için unutulmaz büyük bir fedakârlık göstermiş, bize düşmanın baskınını bildirmişti. İşte Çanakkale muharebelerine hâkim olan sır burada, bu ölmeyen büyük ruhtadır."

Seni kolay lokma sanıyorlardı. Hemen yutuvereceklerdi. Ama sen kolay lokma olmadığını ziyadesiyle ispat ettin. Her birinizin yaşadığı ayrı bir destandı aslında. Hepinizin hikâyesi anlatılmaya, bilinmeye lâyıktı. Bir Çanakkale kahramanının, "İşte bey! Çanakkale baştanbaşa bir tarih, hattâ bir destandır! Temenni ederiz ki, memleketimizin mütefekkirleri, içtimaiyyunu (sosyal bilimcileri) bizdeki bu seciyeyi, bu levhaları parlatsın." sözleri her birinizin hâtıralarının ele alınmasının lüzumuna işaret etmektedir.

Kaynaklar
- Mehmet Niyazi, Çanakkale Mahşeri, s.246
- Vehbi Vakkasoğlu, Çanakkale'de Şahlananlar, s.29
- Talha Uğurluel, Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi, s.242
- Vehbi Vakkasoğlu, Bir Destandır Çanakkale, s.144, 146
- Dr. Yusuf Gedikli, Cepheden Çanakkale, s.142

Mehmet SUCU
Sızıntı Dergisi - 2010-Mart
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]

NurMektebi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Çanakkale'de İnsanlık Dersi LeoparGS Şanlı Tarihimiz & Milli Kültür 1 12.03.09 12:13 AM
Esir düşen Mehmetçiklerin öyküleri abdulkadir Tarih Araştırmaları 3 20.09.07 03:06 PM
ÇANAKKALE'DE CEPHEDE BİR BAYRAM NAMAZI Halis ECE Şanlı Tarihimiz & Milli Kültür 0 18.03.06 03:17 PM





 

 
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283