Soru ve Cevap Dini konularda aklınızı karıştıran/ aklınıza takılan öğrenmek istediğiniz, merak ettiğiniz soruları sorabilirsiniz...

 

 

Cevapla
Seçenekler
Okunmamış 22.11.07, 10:46 PM   #1
kbr
Guest
 
kbr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart ölümün zamanı

ölümün erken gelmesi bizden kaynaklanırmı?yani nezaman nerde nasıl ölüceğimiz daha doğmadan belli mi?yoksa bizim isyanlarımızla konuştuğumuz yanlış şeylerle daha erken gelebilir mi? herşeyde bir hayır vardır diyoruz ya ölümde de hayır varmıdır
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 23.11.07, 01:36 PM   #2
emre_uzer
Guest
 
emre_uzer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: ölümün zamanı

sevgili kardeşim ölüm"ün erken veya geç gelmesinin hiç önemi yoktur biz ölümü beklememeliyiz,ona hazırlanmalıyız,gerek kuran ile gerekse namaz ile,ölüm er yada geç bizi bulacak,önemli olan Allah"ın huzuruna yüzümüzün akıyla çıkmamızdır,,,
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 23.11.07, 04:11 PM   #3
mecnunurifat
Guest
 
mecnunurifat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: ölümün zamanı

Ömrümüzün ister sigara içerek kısalmasına, ister sadaka vererek uzamasına sebep olalım, neticede bizim açımızdan ortaya çıkacak olan sonuç, zaten Cenâb-ı Hakkın ezelî ilminde mevcut olduğundan kader defterinde en son şekliyle yazılmıştır. Yani hâşâ, sigara içmemiz ya da sadaka vermemiz, nihaî olarak hakkımızda tayin edilmiş kaderî hükmü değiştirecek değildir. Zira Cenâb-ı Hakkın ezelî ilmi geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı kuşatmış, bizim her türlü halimize vakıf olan bir ilimdir. Onun ilminde, sözgelimi sigara içerek—tıbbî olarak—ömrümüzün kısalmasına sebep olacağımız zaten vardır ve O da öylece yazmıştır. Ya da sadaka vererek ömrümüzün uzamasına sebep olacaksak, yine bu da zaten Cenab-ı Hakkın ezelî ilmiyle vakıf olduğu ve kader defterine öylece yazdığı bir hadisedir.
Dolayısıyla burada iyice idrak etmemiz gereken, “Allah’ın ezelî ilmi”dir. Onu da Bediüzzaman’ın şu ifadeleriyle anlayalım: “Kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadîsin tâbiriyle, manzâr-ı âlâdan, ezelden ebede kadar Her şey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihâta eder bir makam-ı âlâdadır. Biz ve muhâkemâtımız, onun haricinde olamaz...” (Sözler, s. 430)
Evet, doğumdan ölüme hayatımız Allah’ın takdir ve iradesindedir. Fakat bizim sözlü ve amelî duâlarımız da Allah’ın arşına yükseliyor. Hem hayatımızın her noktasında Allah’ın iradesi hakimdir. Hem de Allah duâlarımızı işitiyor, cevap veriyor, hikmetiyle dilediklerini kabul ediyor; buna göre ecel vaktimizi Kendisi dilediği gibi veya duâlarımızı kabulü çerçevesinde tanzim ediyor. Her hal ve şartta hüküm ve irade Allah’ındır. Allah’ın iradesi hakimdir.
İlgili âyetlerden bir kaçını buraya alalım: Kur’ân buyuruyor ki:
“Sizi çamurdan yaratan, sonra da size bir ecel takdir eden O’dur. Kıyamet gününün vakti de O’nun ilmindedir. Hâlâ siz şüphe ediyorsunuz.”1
“Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de, hayatı da O yarattı.”2
“Her milletin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde onu ne bir an geri bırakabilir, ne de öne alabilirler.”3
“Eğer Rabbin cezayı Kıyamet Gününe bırakmış ve onlar için muayyen bir ecel takdir etmiş olmasaydı, elbette onlar cezalarını hemen buluverirdi.”4
“Onlar kendi üzerlerindeki İlâhi sanat mucizelerini hiç düşünmezler mi? Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri Allah ancak hak ve hikmetle ve tayin edilmiş bir vakte kadar devam etmek üzere yaratmıştır.”5
Bu âyetlerden ecelimizin mukadder olduğunu, yani belirli bir vakte kadar tayin ve takdir edilmiş olduğunu anlıyoruz. Bu; bizim, ecelimizi kendi irademizle uzatma veya kısaltma yetkimizin olmaması demektir. Bu yetki Allah’ındır. Allah dilerse ve bizim amelimiz buna uygunsa uzatabilir. Şu âyet bunu haber veriyor: “O, günahlarınızı bağışlamak ve ölümünüzü belli bir vakte kadar geri bırakmak için sizi imana çağırıyor.”6 Peygamber Efendimiz’in (asm) şu hadisi de bunu haber veriyor: “Müslüman kişinin verdiği sadaka ömrünü uzatır, kötü ölümü önler.”7
Bu âyet ve hadisleri bir araya topladığımızda şu neticeleri elde edebiliyoruz:
1-Hayatımızın her noktası Allah’ın elinde, iradesinde ve takdirindedir. Ömrümüz Allah’ın emrine bağlı olarak devam eder. Ecelimiz Allah’ın emrine bağlı olarak gelir.
2-Her şey gibi ölüm de Allah’ın emrini dinler ve Allah’a itaat eder.
3-Ölüm Allah’ın emri olmaksızın hiçbir şekilde meydana gelmez. Allah’ın emri geldiğinde de bir saniye gecikmez. Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi, “Ecel mukadderdir; tegayyür etmez.”8
4-Ölüm üzerinde Allah’tan başka hiçbir güç kaynağı etkili ve yetkili değildir.
5-Zamanı kullara kapalı olduğu halde, Allah tarafından takdir edilmiş, tayin edilmiş ve biliniyor olması, ölümün Allah’ın her şeyi kuşatan ilmince kuşatılmış olduğunu gösteriyor.9
6-Ölümün Allah’ın takdirinde olması, Allah’ın ilminde ve iradesinde meydana gelmesi demektir. Ölüm, Allah’ın ilminde ve iradesinde olduğuna göre, Allah’ın kulunun ameline, salahatine ve yaşayışına göre ecelini geri bırakması kaderle çelişmez. Bilâkis, kader Allah’ın, hükmünü dilediği gibi icra etmesine imkân verir. Yukarıdaki son âyet bunu hükme bağlamaktadır.
7-“Sigara ömrü kısaltır” sözü tıbbî bir sonuçtan haber veriyor. Bu söz, insan ömrünün sigara ile sağlıklı devamının imkânsız olduğunu bildiriyor. Fakat kaderin elinde bulunan ölüm saati hakkında her hangi bir hüküm içermiyor. Bu durumda bu sözü, “Sigara sağlıklı ömrü kısaltır. Ömrü sağlıksız hale getirir” şeklinde anlamak gerekiyor.
8-“Sadaka ömrü uzatır” hadisini, “Ölümünüzü belli bir vakte kadar geri bırakmak için Allah sizi imana çağırıyor” âyeti çerçevesinde ele almamız gerekirse; salih amellerimizin meyvesini kimi zaman ve Allah’ın dilemesi halinde “uzun ömür” olarak toplayabileceğimiz anlaşılıyor. Fakat bu elbette Allah’ın bir lütfu olarak gerçekleşiyor. Allah’ın lütfu ve iradesi söz konusu olunca da, bu kader demek oluyor.
9-Ecel saatini ve ölüm vaktini getirmekle ilgili insanoğlu hiçbir şekilde yetki sahibi değildir. Nihayet hayatı Allah yarattığı gibi, ölümü de Allah yaratıyor.
Evet anlaşılmaktadır ki, Allah’ın bilgisi, izni ve dilemesi haricinde hiçbirşey olamaz
Hayat nasıl yüzde yüz Allah’a ait bir tasarrufsa, ölüm de yüzde yüz Allah’a ait bir tasarruftur. “O ki, hayatı da, ölümü de yarattı...”1 âyeti bu hakîkati ifâde eder. Zaten hayatı veren Cenâb-ı Hakkın, hayatı almayı başkasına bırakması, eşyanın tabîâtına da ters-tir. Bedîüzzaman Hazretlerinin ifâdesiyle, bir yaratma ve takdir ile gelen hayatın içinden ölümü çıkarıp alarak başkasına vermenin imkânı da, gereği da, anlamı da yoktur.2
Fakat, diğer İlâhî tasarruflar gibi, ölümde de sebep-ler rol oynar şüphesiz. Bunlar, başta sadece emri uygulayan Azrâil (as); sonra Azrâil (as) ile aramıza konulan musîbetler, hastalıklar, belâlar, ihmallikler, düşmanlıklar, vs...
Ölümde Azrâil’in (as) suçu söz konusu olmaz. Çünkü Azrâil (as) doğrudan Allah’ın tasarrufu kapsamında Allah’ın emrini yerine getirmektedir. Azrâil (as) isyansız hilafsız emir kuludur.
Fakat, fakat, fakat... Azrâil’den (as) beride bulunan ve ölüm getiren sâir sebeplerin suçları, kusurları ve hatâları söz konusu edilir; sorulur, soruşturulur, araştırılır, mes’ûl tutulur ve bu mes’ûliyetle gerek dünyada, gerekse âhirette gerçek biçimde yargılanır. Ve yargılama sonucunda adâlet gereği verilen cezâ ile de zulm edilmiş olmaz. Çünkü ortada bir can telefi vardır. Bir de telef olan canın kâtili vardır.
Bediüzzaman Hazretleri kulun sorumluluğuyla ilgili olarak şöyle der: “Seyyiâtı (kötülükleri) isteyen, nefs-i insaniyedir—ya istidad ile, ya ihtiyâr ile. Nasıl ki beyaz, güzel güneşin ziyâsından (ışığından) bâzı maddeler, siyahlık ve taaffün alır; o siyahlık onun istidadına âittir. Fakat, o seyyiâtı çok mesâlihi (faydaları) tazammun eden bir kanun-u İlâhî ile icad eden, yine Hak’tır. Demek, sebebiyet ve suâl, nefistendir ki, mesuliyeti o çeker. Hakka âit olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için, güzeldir, hayırdır.”3
Görüldüğü gibi Allah’ın ölümü yaratması ile bir adamın adam öldürmesi arasında çok, çok, çok büyük fark vardır. Birisi yaratmadır, diğeri öldürmedir.4 Birisi takdirdir, diğeri kötü fiildir. Birisi rahmettir, diğeri fitnedir. Birisi olgunluktur, diğeri fesatlıktır. Birisi kemâlî bir fiildir, diğeri bazen ihmâlkârlıktır, bazan düşmanlıktır, bazan kabalıktır, bazan haddini aşmışlıktır.
Haksız yere adam öldüren kişi suçludur. Suçlu hiçbir zaman, “Yazı böyleydi; ben yazılanı yaptım” diyemez ve suçtan kurtulamaz. Çünkü o yazılanı yapmadı. O kafasındaki düşmanlığı ateşledi, beynindeki fitneyi gerçekleştirdi, içindeki fesatlığı harekete geçirdi. Yazılan şey onun umurunda bile değildi. O kafasındaki düşmanlığın körüklemesiyle, kalbindeki fesadın çekmesiyle ve içindeki fitnenin tahrikiyle yaptığı eylem sonucunda karşı tarafa verdiği zararın ve can telefinin hesabını verecektir. Ona bu sorulacaktır.
Çünkü Cenâb-ı Hak sebepleri tayin etmiştir; ama sebeplerin ihmâlkâr davranma, suç işleme, tembellik yapma, ihtirasını tatmin etme, düşmanlık yapma, tuzağa düşürme, fitne çıkarma, fesatta bulunma vs. gibi olumsuz davranışlarda bulunmalarına izin vermemiş, rızâ göstermemiş, yasaklamış, haram kılmıştır. Ölümlerin sebeplere bakan yüzünde işte bu suçlar ve kusurlar bulunmaktadır.
Demek, olayların içyüzlerinin Allah’ın tasarrufunda oluşu, dışyüzdeki bizleri sorumluluktan kurtarmaz. Biz olaylara iç yüzden bakamayız. Biz yaptıklarımıza, ettiklerimize, işlediklerimize, ihmalkârlıklarımıza, yani amellerimize ve davranışlarımıza bakarız.
Biz amelimizden sorumluyuz. Biz bir yaşlı kadını ihmalkârlığımız nedeniyle ölüme terk ettik mi, etmedik mi? Biz düşmanlığımız nedeniyle elimize silâhı alıp suçsuz adamı öldürdük mü, öldürmedik mi? Biz, meselâ, para kazanma hırsıyla, yanlış tedavi uygulayarak bir günahsızı sakat bıraktık mı, bırakmadık mı?
Biz elimizle işlediklerimizden sorumluyuz. Karşı taraf için ecelin gelmiş olması bizi sorumluluktan kurtarmaz. Veya, “Önceden sadaka vermiş olsaydı, bu onun ölümünü geciktirecekti, en azından şimdi benim darbemle ölmeyecekti” diyemeyiz. Onun sadaka verip vermemesi, başını örtüp örtmemesi kendi ameliydi. Biz doktor idiysek görevimizi yapmalıydık. Yaptığımız kabalığın ve insanlık dışı davranışın hesabını Allah bizden elbet soracaktır.
Biz, öldürme kastıyla vurmaktan, öldürme niyetiyle hareket etmekten, görevimizi yapmamaktan, yanlış davranışımızdan, kabalığımızdan, hâinliğimizden sorumluluyuz.
Öldürme kastıyla tetiği sıktığımız halde, adam ölmemişse, bu Allah’ın bizi katil olmaktan, onu da maktul olmaktan kurtardığını; yani Allah’ın her ikimizi de bağışladığını gösterir. Ecelin gelip gelmediğine biz hükmedemeyiz; onu Allah bilir. Ecelin çetelesini biz tutuyor değiliz. Sadece bizi büyük bir cürüm işlemekten Allah kurtarmıştır. Görevimiz; şeytanî ihtirasımızla kötülük yapmaya fırsat vermeyen Allah’a şükretmektir.
Ama Allah dilerse bağışlar. Dilerse ölüm niyetiyle saldırımızı sonuçsuz bırakır. Dilerse bizi büyük günah işlemekten alı koyar. Bunları dilemek zorunda değildir. Bu durumda biz, tetiği sıkmaktaki niyetimizle yargılanırız. Mahşerde bize bu niyetin ve bu niyete bağlı davranışın neden olduğu zararın, kötülüğün, haksız-lığın, telefin, zulmün, insanlık dışılığın ve vahşetin hesabı sorulur.

Konu mecnunurifat tarafından (23.11.07 Saat 04:15 PM ) değiştirilmiştir.
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 23.11.07, 04:38 PM   #4
kbr
Guest
 
kbr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: ölümün zamanı

çok teşekkür edrim cevaplarınız için .ben zaten herşeyin Allah tan olduğunu ve o dilemezse hiç bir şeyin olmayacağını biliyorum.ama içimi kemiren sorular oluyor onlarla baş edemiyorum.benim kardeşim öldü ve onun ölmesinden kendimi sorumlu tutuyorum.çünkü ben bazı şeyler için çok isyan ettim işe giremedim,hiç bir işim yolunda gitmiyor niye bunlar bizim başımıza geliyor diye hep sitem ettim.ve sabretmesini bilemedim.çok sağlıklıyken bir haftanın içinde kaybettik onu.hayatta en sevdiğim kişiydi .ne bileyim işte kendimi suçluyorum şimdi .onun için bu soruyu sordum ne zaman ölüceğimiz daha doğmadan kaderimizde yazıyormuydu diye.allah sizden razı olsun
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 24.11.07, 12:13 AM   #5
efe46
Guest
 
efe46 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: ölümün zamanı

herkesin nefesi sayılıdır ne bir an önce nede bir an sonra öleceğiz..herkesinde bir ölüm sebebi olacak.kendini neden sorumlu tuttuğunu,konuyu bilmediğim için bilmiyorum ama yinede kendini suçlama,vesvesede etme vesvese şeytandandır!dua et kardeşine ALLAH cc kalanlarımıza sağlık versin.ALLAH cc sabır versin
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
zamanı, ölümün


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
ÖLüMüN SıCaK YüZü RıZa BeRKaN Resimli Hadisler ve Ayetler 6 14.03.09 03:09 PM
ÖLÜMÜN ÖLDÜRÜLÜŞÜ... mona Peygamber Efendimiz (s.a.s) in Sözleri (Hadisler) 0 20.02.09 12:07 AM
ölümün iki yüzü NURHAYAT Bediüzzaman Said Nursi 0 12.09.08 11:41 PM
Ölümün Arefesinde...Yunus Emre Tozal Feyza Şiir Dünyası 3 30.08.08 05:44 PM
Ölümün Fizikî Mânâsı quantal Bilim ve İlim 4 09.12.06 05:03 PM


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283