| Soru ve Cevap Dini konularda aklınızı karıştıran/ aklınıza takılan öğrenmek istediğiniz, merak ettiğiniz soruları sorabilirsiniz... |
![]() |
| Seçenekler |
|
|
#1 |
|
Kardeş
Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 2
Tesekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 4 ![]() |
BİRAZ ÖNCE TASAVVUF KISMINDA MÜRŞİDİ KAMİL DEN BAHSEDİLİYORDU.ONUN ALAMETLERİNDEN İŞARETLERİNDEN LÜZUMUNDAN İSBATINA KADAR.
forumankebut.net - SORU: ZAMANIN MÜRŞİDİ KAMİLİ KİMDİR? YALNIZ KAFAMA TAKILAN ŞEY ACABA ZAMANIMIZDA MÜRŞİDİ KAMİL VAR MI? VARSA KİMDİR? YOKSA NEDEN YOK? GELECEK MİDİR |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 129
Tesekkür: 18
14 Mesajına 23 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 6 ![]() |
Huzur ve ferahı nede buluyor ve kalbini mutmain edebiliyorsan mürşidin odur.
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Üyelik tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 257
Tesekkür: 0
101 Mesajına 234 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 6 ![]() |
Büyükler, kişinin himmetini, kendisinde gerçek susuluğun tahakkukuna sarf etmesini,o zaman her yerin kaynak olup su fışkıracağını söylemişlerdir.
__________________
Görmek değilmiş görmek Bulmak değilmiş bulmak Evliya'ya gönül vermek Rengine boyanmak imiş.. Ahmed Sârbân K.S. -Sözün çoğu bizlik ve benlik davasıdır. Mevlana Hz. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Guest
Mesajlar: n/a
|
Kardeşim zamanımızda mürşid-i kamiller var...
Onları şeri'-i şerîfe ittibâlarından,mahviyetlerinden,yüzlerindeki nurdan tanıyabilirsin... Ve bu arayışta samimi olasın ki onlar seni bulsun... |
|
|
|
#5 |
|
Genel Sorumlu
![]() Üyelik tarihi: Oct 2006
Nerden: Türkiye
Mesajlar: 3.722
Tesekkür: 874
568 Mesajına 955 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 10 ![]() |
Soru:-Mürşidi kamil nedir. Kimler mürşidi kamil olabilirler. Mürşidi kamilde olması gereken vasıflar nelerdir?
***** Cevab:-Sevgili alihan hem siz sordunuz ,hem bizlerde sizler sayesinde bilgi sahibi oluyoruz ve hepimiz için güzel bir yazı tespit ettim ,buyrun hep birlikte okuyalım.Diyorki mürşid-i kamil için ise Sırat-ı Müstakimi (dosdoğru yol, yani İslam’ı) gösteren, dalaletten hidayete sevkeden kişidir. Mürşid-i Kamil, tasavvufta seyr-i sülûkunu tamamlayıp, irşada ehliyetli ya da icazetli olan kişiler için kullanılan bir tabirdir. Şeyh ile aynı manaya gelir. Mutasavvıflara göre üç türlü şeyh vardır: Bunlara şeyh-i ta'lim, şeyh-i sohbet ve şeyh-i tarikat denir. Şeyh-i ta'lim, ilim sahibi bir öğretici, tasavvufi konularda bilgi verip, insanları aydınlatmakla yetinen mutasavvıftır. Şeyh-i sohbet, her isteyenin sohbetine katıldığı, sözlerini dinlediği, hâl ve hareketlerini örnek aldığı mutasavvıfa denir. Şeyh-i terbiye, şeyh-i irşad, şeyh-i taslik de denilen şeyh-i tarikat ise mürid ve müntesiblerini tasavvuf yolunda eğitip yetiştirerek Allah'a ulaştıran önderdir. Şeyhin uyması gereken kimi kurallar da vardır. Her şeyden önce diğer şeyhler arasında sivrilmek, öne çıkmak için çalışmamalı, müridlerinin çoğalması için gösteriş yapmamalıdır. Nefsini bütünüyle altettiği, nefsinin tehlikelerini tamamen yok ettiği düşüncesine kapılmamalı; halkın arasına karıştığında tüm varlıklarla ilişkisini kesebileceği özel bir halvet yeri ve zamanı olmalıdır. Kendisine bağlanan müridlere iyi davranmalı, diğer şeyhlere saygı göstermelidir. Müridlerini sevmeli, onları sağlık ve hastalıklarında yalnız bırakmamalı, haklarını yerine getirmelidir. Nefislerine karşı verdikleri savaşta zaaf gösteren müridlere hoşgörülü davranmalı; müridlerinden gelecek herhangi bir fayda ve hizmete tenezzül etmemelidir. Müridlerin kusurlarını yüzlerine vurmamalı, onları dolaylı biçimde uyarmalıdır. Müridlerinde gördüğü değişiklikleri başkalarına açıklamamalıdır. Tasavvuf kaynaklarında tasavvufî hayata girmek, bir mürşide bağlanmak isteyenler için gerçek bir şeyhte aranması gereken niteliklerin dökümü yapılır. Bunların başlıcaları şöyle özetlenebilir: Şeyh ilim, irfan ve eserleriyle temayüz etmiş olmalıdır. Veli olması yeterli değildir, aynı zamanda mürşid olmalıdır. Günlük hayatı müstakim olmalıdır. Belli bir tarikatın kuralları doğrultusunda tasavvufi eğitimini (seyr ü süluk) tamamlamış olmalıdır. Müridlerini yetiştirmekteki yeteneği kabul edilmiş olmalıdır. Dini görevleri yerine getirmede ciddiyet sahibi olmalıdır. Tekelci olmamalı; kendi dışındaki şeyhleri kötülememeli, küçük görmemelidir. İnsanları eğitmek bir yetenek işidir. Öğretmek ve eğitmek herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bu nedenle şeyh, Allah vergisi bir kabiliyete sahip olmalıdır. Sorularla İslamiyet
__________________
Ben nur talabesiyim deyipte biri size hakaret ediyorsa,iftira ediyorsa,küfürlü konuşuyorsa,isterse yüz kere külliyatı bitirsin katiyyen bilinki nurla alakası yoktur. Malumdurki üstadın hayatı ortada en zalim en gaddar şahıslara karşı değil hakaret beddua dahi etmemişken bu insanlara ne oluyorki ben nur talabesiyim iddasında bulunuyor
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Kardeş
Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 1
Tesekkür: 0
1 Mesajına 2 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 4 ![]() |
Tasavvuf Yoluna Bağlanmanın Önemi Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adı İle İnsanın eğitim süreci Hz.Adem(a.s.) ile başlamış ve kıyamete kadar devam edecek olan bir süreçtir.İlk eğitim, daha dünyaya inmeden evvel Hz.Adem ve tertemiz eşi Hz.Havva'ya, şeytanın nasıl bir düşman olduğunu anlatmak ve insanın kendi nefsine uyunca neler kaybedeceğini göstermek amacı ile meşhur meyvesi yenmesi yasaklanan ağaç olayı ile verilmiştir. Dünyaya iniş ve imtihan olma sürecinin başlangıcı ile birlikte uyarı ve peygamberlik misyonu da başlamıştır.Yaşanan hayatın çekiciliği, nefsin hazır olan lezzetlere duyduğu haz onu erdemlerden geri bırakmakta ve uzun emelli olmaya sevk etmektedir.Öfkesine ve şehvetine tabi olan insanın her geçen gün biraz daha dünyaya bağlılığı artmakta ve artan hevesini tatmin için daha çok çaba göstermektedir.Bu ise insanın zulüm etmesine sebep vermektedir. Kişi kendi arzularını elde etmek için aklını, gücünü ve diğer yeteneklerini devreye sokmakta ve hile, desise, yalan, iftira, öldürme, aç bırakma vb. yollara başvurmaktan çekinmemektedir.Aklı, heva ve hevesinin elinde adeta bir köle olmaktadır.Adeta aklın ve vicdanın önü bir perde ile örtülmüştür. Peygamberler (a.s.) işte bu durumdan insanları kurtarmak ve onları kemallere yöneltmek için gelmişlerdir.Onlar insanoğluna sunulan en büyük nimetlerdendirler.Varlıkları ile alemi şereflendirmiş ve her asra damgalarını vurmuşlardır.Bu gün dünyanın neresinde hayırdan ve iyilikten yana birşey varsa, bu onların irşadlarından kalan bir parıltıdır. Bu cehd ve gayret yolunda nebiler yanlız olmamışlardır.Her devirde onlara destek çıkan ve yollarını sürdürmelerinde yardımcı olan kişiler muhakkak çıkmışlardır.Son peygamber, efendimiz ve rehberimiz Hz.Muhammed'in (s.a.v.) ahirete irtihalinden sonra her ne kadar nübüvvet sona ermişse de insanların terbiye edilmesi ve ıslah yolu kıyamete kadar devam etmektedir.Gerçek alimler peygamberlerin varisleri olarak bu vazife ile vazifelendirilmişlerdir.İnsanoğlu kıyamete kadar eğitime muhtaç olacaktır. Bir insanın kendi kendine bir sanatta veya bir ilimde ustalaşması ve derinleşmesi, bir eğitmen ve hoca olmaksızın imkansızdır.Onun tecrübelerinden,göstereceği açılımlardan ve ona sunacağı eskilerin mirasından yararlanmadan kendi kendine uğraşmak hem çok zor,hem gereksiz ve hem de abes bir iştir.Herhangi birimizin kendi kendine tıp ilminde derinleşmesi ve kendisini ameliyat etmesi mümkün olmayan bir iştir.Ya da kendi kendine ders görmeden,bir hocadan ilim okumadan en karışık mühendislik hesaplarını yapması,uzay matematiği ile ilgili problemleri çözmesi düşünülemez.Bu işte muhakkak bir üstada ihtiyacı vardır.Aynen bunun gibi de insanın ahlakını düzeltmesi,erdemlerle dolabilmesi için bir ahlak hocasına ve ruh terbiyecisine ihtiyacı vardır.Kendi kendine ahlakını düzeltmek ve kamil bir insan olmak mümkün değildir. Nefis gizli,sinsi,gaddar ve ne zaman,hangi şekilde saldıracağı belli olmayan bir düşmandır.Şeytan ve dünya ise aldatıcı ve hileci düşmanlardır.Bunların elinden kurtuluşun çaresi;selim bir kalbe sahip olmaktır.Eğer insan böyle bir kalb-i selim sahibi değilse,bu yolun üstadları olan sadatlara yani ruh terbiyecisi, hikmet ehli insanlara tabi olmalıdır.Onlar insan sarraflarıdırlar.Keskin zekaları ve ferasetleri ile kişiyi gördüklerinde veya onunla konuştuklarında halini hemen anlamakta ve ona gerekli kurtuluş reçetesini sunmaktadırlar.Bu babta Şeyh İzzeddin Hazretleri(k.s.) bir sohbetlerinde binaları yapan,köprüler inşa eden bir mühendis topluluğuna ; “Sizler ilminiz ile bu yapıları inşa edebilirisiniz.Binaları dikip, köprüler inşa edebilirsiniz.Peki bir insanın kalbinden kini ve nefreti sökebilir misiniz!Ondan dünya sevgisini giderebilir misiniz İşte bu da bizim işimizdir.” demişlerdi. Bir mürşide bağlanmak ve kendine bir ahlak hocası belirlemek,onun tedrisine girmek özgür olmak içindir.Bu bağlanış birinin bir iple bir ağaca bağlanması gibi bir bağlılık değildir.Çünkü böylesi bir bağlılık kendi alanını daraltmak ve kendini güdükleştirmektir.İrfan yoluna giriş ve maneviyat önderlerine bağlanış zerrenin kendi varlığından geçip,okyanusa dalması ve umman olmasına benzemektedir.Su damlasının bulut olabilmek için kendi nefsinden geçip,eriyerek buhar olmayı kabul etmesi gibidir.Kendini gören,ilmine ve değerine güvenen kimse,ucb belasına düşmüş ve kibre kapılmıştır.Bundan kurtuluş tevazu,ilim ve irfan yolunun ufuk insanlarına tabi olmaktadır. Öyle büyük islam alimleri vardır ki,koca koca külliyatları kaleme aldıktan sonra,kalplerindeki problemleri çözmek için, yaşları ilerlemiş olmasına rağmen tasavvuf ehli alimlerin tedrisine girmiş ve onların rehberliğinde nefis tezkiyesi uygulamışlardır. Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız: [Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...] |
|
|
|
![]() |
| Tags |
| kamİlİ, kımdır, mÜrŞİdİ, soru, zamanin |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
|
|