Cevapla
Seçenekler
Okunmamış 02.10.09, 02:24 PM   #1
Ezhâr
Guest
 
Ezhâr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
agt_action_success[1] Tasavvuf ve Riyazet

Tasavvuf ve Riyazet
forumankebut.net - Tasavvuf ve Riyazet
Hemen bütün tarikatlar sâliklerini riyazet ve mücahede gibi nefsin gücünü kıran metotlarla terbiye etmeye çalışır. Bu tür tarikatlara nefsanî tarikatlar denir; nefsanîden kasıt nefsi zayıflatan manasınadır. Nakşibendî tarikatı ise nefsi zayıflatmaktan çok kalbi nurlandırmakla meşgul olur. Riyazet ve açlık çok ön plana çıkarılmadan, kalbin zikir ile cilalanması ve ruhun nefse galebe çalması amaçlanır. Bu sebeple Nakşîlik nuranî bir tarikat olarak tanımlanır.

İmam Rabbanî hazretleri Nakşiliğin riyazet ve açlık konusundaki görüşlerini Hâce Muhammed Hâşim’e yazdığı üçyüz onüçüncü mektupta detaylı olarak açıklar ve şöyle der:

“Sevgili kardeşim! Riyâzetler çekmenin bu yolda yasak olduğunu yazıyorsunuz. Büyüklerin riyazeti zararlı gördüğü nereden duyulmuştur? Halbuki bu yolda, daimi olarak sünnete tabi olmak gözetilir. (sünnetin sahibine salat ve selam olsun) (bu sebeple Nakşilikte) hâllerini gizlemek, orta hâlli yaşamak yani yiyecekte, giyecekte ve diğer davranışlarda itidali gözetmek vardır. Bütün bunlar ağır riyazetler ve şiddetli mücahedelerdendir.” (313. mektup)

İmam Rabbanî’ye göre cahil halk, itidal üzere yaşamayı mücahede ve riyazet olarak kabul etmez. Zira bu tür hareketlerde bir şöhret yoktur. Halbuki nefis, acı çekerek bile olsa farklı olmayı ve bilinmeyi arzu eder. Cahil avama, yemeye ve içmeye olan düşkünlüklerinden dolayı aç kalmak çok zor gelir. Bu yüzden onlar riyazet ve mücahedeyi, aç kalmaktan ibaret sanırlar. Halbuki İmam Rabbani’ye göre orta halli bir hayat yaşamak ve dikkat çekmemek aslında aç kalmak ve şöhrete ulaşmaktan daha zordur; nefse daha ağır gelir. Bu konudaki tavsiyeleri şöyledir:

“O halde bu yolun büyükleri, hâllerini örtmeğe ve avamın yanında makbul olmaya ve büyük belalara yol açan şöhreti getiren riyazeti terk etmeye çalışmalıdırlar. Böyle riyâzetleri câhiller beğenir. Aralarında riyazetler yayılır, şöhrete ve âfete sebep olur; sonu kötü olur. Allah Resûlü (sav); ‘Din ve dünya işlerine (meşhur olarak) parmakla gösterilmek bir kişiye şer olarak yeter. Bundan ancak Allah’ın koruduğu insanlar müstesnadır’ buyurmuştur.” (313. mektup)

İmam Rabbanî’ye göre Hz. Peygamberin ağır riyazetleri kendine mahsus bir haldir. Zira kendisine kırk insan gücü verilmiş olup bu kuvveti ile en ağır açlıklara dayanabilmiştir. Ashâb-ı kirâm ise kâinatın Efendisine (s.a.v) olan yakınlıkları sebebi ile ondan feyiz almış ve onun sohbeti bereketiyle her tür ağır yüklere sabredebilmişlerdir. Açken bile düşmanla öyle savaşmışlardır ki tok olanlar bile bunun onda biri kadar savaşamamışlardır. Bu sebeple sahabeden yirmi kişi iki yüz kâfire, yüz kişi bin düşmana galebe çalmıştır.

“Ashâb-ı kirâmdan başkaları, öyle aç kalsalar, edepleri ve sünnetleri yapamaz olurlar. Hatta öyle olur ki farzları bile yapamaz hâle gelirler. Gücü olmadığı halde, bu işte Ashâb-ı kirama benzemeğe kalkışmak, kendini sünnetleri ve farzları yapamayacak hâle sokmak olur. Naklolunur ki Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a.) Hz. Peygamber gibi (s.a.v.), aralıksız her gün oruç (savmi visâl) tutmak istedi. Zayıfladı, tâkati kalmadı ve bir gün yere yığıldı. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu duruma üzülerek; ‘Ben sizin herhangi biriniz gibi değilim; Rabbimin huzûrunda kalırım. O beni yedirir ve içirir.’ buyurdu. Böylece anlaşılıyor ki insanın güç yetiremeyeceği konularda peygamberi taklit etmesi hoş görülmemiştir.”

İmamımıza göre, uzun süreli açlıkların ve riyazetlerin başka bir tehlikesi de bu tür uygulamalar sonucunda insanın telepatik güçlerinin ortaya çıkması ve istidraç kabilinden sayabileceğimiz bu güçlerin, insanın manevi gelişimine engel olmasıdır. Zira, açlık kalbe safa verdiği gibi nefse de safa ve güç verir. Kalp safası hidayeti artırırken nefis safası sapkınlığı ve zulmeti artırır. Ona göre Hint Brahmanları, mistik filozoflar ve Yunan felsefecileri bu ikinci gruba girerler:

“Yunan felsefecilerini, Hint Brahmanlarını ve yogilerini (yoga yapan rahipleri) görmez misin? Riyâzet bunlara nefis safası getirmiş, onlar da bunları değerli bir şey sanarak, kendilerini beğenmişlerdir. Hatta ahmak Eflatun, nefsinin safasına güvenerek kendisi zamanında peygamber olan hazreti İsa’ya tabi olmamış; ‘Biz doğru yolu bulmuş kimseleriz. Bizi doğru yola götürecek bir öndere ihtiyâcımız yoktur.’ demiştir.”

İmam Rabbanî’nin bu uyarıları, yeniçağ dini akımlarının revaçta olduğu günümüz insanı için, sırat-ı müstakim çizgisini çok net ortaya koyuyor. Özellikle batı âleminde tasavvufun da bazı uygulamalarını içine alan mistik akımlar, sâliklerine belli oranda manevi tatmin vermekle beraber, onları gerçek hidayete ulaşmaktan alıkoymaktadır. Hatta İbn Arabi ve Mevlana gibi hak dostu büyük sufilerin de bu konuda istismar edildiğini görürüz. Şöyle ki bu grupların tatbik ettiği birtakım riyazetlerle beraber, büyük sufilerin eserlerinin kendi manevi iklimi dışında okunması ile elde edilen nefis safası, kalp safasının önüne geçer ve onu bertaraf eder. Böylece küçük manevi hazlarla insanlar oyalanırken, onların hakikate ulaşma arzuları da bastırılmış olur. İmamımız bu duruma örnek olarak Eflatun’un Hz. İsa karşısındaki tutumunu gösterir. Her ne kadar Eflatun (427–347 m.ö.) Hz. İsa’dan daha önce yaşamıştır. Fakat burada onun yolunu tutan her tür şeriat dışı mistik kişi ve topluluklar kasdedilmiştir.

“Eğer kalbini karartan bu safâ olmasaydı, hayâlindeki sûretlere aldanmaz, saâdete kavuşmaktan geri kalmaz, maksadına ulaşmasına engel olmazlardı. Bu karanlık safâyı görerek, kendini nûrlu sandı. Bu safânın, nefs-i emmârenin ince kabuğundan içeri giremediğini, nefsinin eskisi gibi kirli, pis olduğunu anlayamadı. Böylece hazret-i İsa’ya tabi olma devletinden mahrum oldu. Ebedi hüsran damgası ile damgalandı.”

İmam, bu tür bir aydınlanmayı yani nefis safasını, ince bir şeker tabakası ile kaplanmış necaset parçası olarak tanımlıyor. Bu sebeple Nakşibendî büyükleri, insanı sahte aydınlanmalara götüren uzun süreli açlıklardan kaçınmışlardır. Onlar yeme içmede orta yolu tutma riyazetini uygulamışlardır:

“Açlığın tabiatında böyle bir zarar saklı bulunduğu için, bu yolun büyükleri açlıkla riyâzet çekmek yolunu tutmamışlar, yemekte, içmekte, itidal riyâzetine, ve diğer durumlarda orta halli olmaya riayet mücâhedesine sarılmışlardır. Açlığın getirebileceği büyük tehlikelere düşmemek için, onun faydalarından da vazgeçmişlerdir. Başkaları ise açlığın faydalarını düşünerek, zararlarını görememişlerdir.”

Defi mazarrat celbi menâfiden evladır, yani “Zararı def etmek faydayı celp etmekten daha önemlidir.” görüşüne tabi olan Nakşîbendîler, bu sebeple açlık yerine kalbi zikir ve fikir ile cilalandırmaya gayret emişlerdir.

Bu mektubu ile İmam Rabbanî pek çok tarikatta sıklıkla kullanılan ağır riyazetlerin, niçin Nakşilikte kullanılmadığını detaylıca açıklamış olmaktadır. Ona göre açlıkla ağır riyazetler ancak Hz. Peygamber’e mahsus hallerdir. Bunu anlayamayan bazı sufiler O’nu taklit etmiş ve nefsin aldatıcı yollarına dalarak kendilerini tehlikeye atmışlardır . Hz. Peygamber (sav)’in ümmeti için çizdiği itidal yol, tutulacak tek müstakim yoldur. Mektubumuzu İmam’ımızın şu sözü ile bitirelim:

Ne çok yeyip vücuduna ağırlık ver, ne de çok az yiyerek kendini zayıf düşür.



Altınoluk dergisi-altinoluk.com
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
riyazet, tasavvuf


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Tasavvuf imam-hatipli Tasavvufi Kıssa/ Menkibeler 1 08.07.08 09:50 PM
Riyâzet LeoparGS Pırlanta Okumalar 0 22.06.08 11:06 PM
Tasavvuf ahmedrufai Tasavvufi Kıssa/ Menkibeler 0 09.05.07 05:57 PM
Tasavvuf ahmedrufai Tasavvufi Kıssa/ Menkibeler 0 24.03.07 10:16 AM


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283