Navigation » ForumAnkebut İslami sohbet,Kuran,Tefsir,Fıkıh,Tasavvuf,Risale Paylaşım Merkezi... > AİLEM > Yuvamız » Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Yuvamız Mutlu ve huzurlu bir aile ortamı isteyenler için...

 

 

Cevapla
Seçenekler
Okunmamış 28.10.08, 09:50 PM   #21
-ayna-
Kardeş
 
-ayna- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2008
Nerden: almanya
Mesajlar: 102
Tesekkür: 0
1 Mesaja Tesekkür Edildi
Tecrübe Puanı: 7
-ayna- is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Alıntı:
HULD´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
DOĞRUSU Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve nihayet (işini) Allah'a havale eden kadının başvurusunu kabul etmiştir. MÜCÂDİLE suresi 1. ayet


Allah hanimlari, eslerini kendilerinde dövme yetkisi oldugunu inanan kocalardan, korusun.

güzel bi dua...gönülden AMIN diyorum
-ayna- isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 28.10.08, 09:51 PM   #22
Üye olmak istiyorum
Kardeş
 
Üye olmak istiyorum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2008
Yaş: 31
Mesajlar: 364
Tesekkür: 7
15 Mesajına 24 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 7
Üye olmak istiyorum is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Alıntı:
HULD´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
DOĞRUSU Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve nihayet (işini) Allah'a havale eden kadının başvurusunu kabul etmiştir. MÜCÂDİLE suresi 1. ayet


Allah hanimlari, eslerini kendilerinde dövme yetkisi oldugunu inanan kocalardan, korusun.


Amin ne güzel bir dua Allah razı olsun Kardeşim....
Üye olmak istiyorum isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 29.10.08, 10:43 PM   #23
efekare
Guest
 
efekare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Ben kocanın kadını dövmesine kesinlikle karşıyım 8 yıllık evliyim eşime fiske vurmadım şükür. Ama bu konuda bayanlarda aşırı hassasiyet görüyorum. Mesele güçlü olanın gerektiğinde güçsüz olanı (ya da amirin memuru, üstün astı) adil ölçülerde cezalandırması meselesizir. Bir kocanın eşine vurmasıyla, o kadının çocuğuna vurması arasında bence bir fark yoktur. Birisi çok büyük cürümse öteki de öyledir, değilse öteki de değildir.

Çocuklarına psikolojik ya da fiziksel şiddeti, sabrı taştığında sadır olan küçük talihsizlikler olarak gören bir çok kadın, iş kocanın kadına vurması konusuna gelince birden şiddet karşıtı kesiliyorlar. Halbuki aynıdır, biri güçlü öbürü zayıf...

Bence eşler iyi anlaşmalı ve işlerini konuşarak halledebilmeli, iki iyi arkadaş olmalıdırlar. Ama bayanlar bütün bunların yanında kocalarına itaatle "mükellef" olduklarını da unutmamalılar. Her ne kadar karşı olsak ta müzminleşmiş itaatsizlik ve başka tedbirlerle giderilemeyen dikbaşlılık karşısında Kuran-ı Kerim'de ruhsatın ötesinde bir keskinlikle hafifçe dövünüz ibaresi geçmektedir..

Mesele aslında Kuran daki ibareden çok hanımların yeni dünyadaki feminist akımların da etkisiyle erkeğe itaati bir türlü hazmedememesi ve bazı erkeklerin dayak konusundaki ruhsatı suistimal etmeleridir diye düşünüyorum...

Kalın sağlıcakla...
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 30.10.08, 12:29 PM   #24
s.altintas
Kardeş
 
s.altintas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Nerden: Germany
Mesajlar: 156
Tesekkür: 1
5 Mesajına 9 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 7
s.altintas is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Kadinlar dövülürmü?
Evet ama Ancak asilik yapar,aile hukukunu cignedigi zaman, eve istemedigin insanlari(yuvani yikacak,dedikodu yapan kisileri) alir,serkeslik yapar,uzun zamandir sevdigi kocasini istemdigi zaman vs….
Bu dövmede bir hayvani dövdügü gibi degil,iz birakmiyacak sekilde gözdagi vermek sureti iledir…Eyup (as) yeminine karsi merhametinden dolayi Allah’in ona yüz degnek yerine yüz cali ile hafif vurmasi misali olmalidir,Bu yuvanin tekrar sihat bulmasi olan olaylardan bosanmaya kadar varmamasi icindir,yoksa keyfim cekti, veya sinirimi ondan cikarmak vs.icin degildir.. Unutma Kadinin da senin üzerinde hakki var. Onlar Allah’in senin üzerinde emanetidir,o emaneti koruma senin üzerinedir..

Asagidaki hadisler bizlere biraz olsun yol gösterir:

-Resulallah(sav) den; Ey mü`minler size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasıyet edib kadınlar ege kemiginden yaratılmıslardır. Bu kemigin en egri kısmı üst tarafıdır. Eger sen egri kemigi dogrultmaga savasırsan onu kırarsın. Kendi haline bırakırsan daima egri kalır, (ve öyle kullanırsın), bu cihetle size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasıyet ederim. Buhari

Burda Kadinlari zorlamamayi, zorlanirsa fitrati sebebi ile kirilacagi ve asilesecegi bildirilir,orta yolu bulup idare etmek ,kirmadan iyilik ile yol bulmaya tesvik ediliyor….

-Allah Resulü (sav) Allah’in emaneti kadinlari dövmeyi men etmis,aradan zaman gecince Ömer(ra) „ Ey Allah’in Resulü, kadinlar kocalarina bas kaldirdi deyince Kadinlarin dövülmesine izin vermistir, aradan zaman gecince Kadinlar Resulü Ekreme dayak yüzünden sikayete gelmislerdir,Allah Resulü(sav) dayak atan Kocalar sizin iyileriniz degildir demislerdir.“ Ibni- Mace
-Resulü Ekrem(sav) den;
Sizden biriniz karisini köle döver gibi dövmesin,sonra ayni aksami onunla beraber yatacaktir….Buhari
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadınlara karsı hayırhah olun. Cünkü onlar sizin yanınızda esirler gibidirler. Onlara iyi davranmaktan başka bir hakkınız yok, yeter ki onlar acık bir cirkinlik islemesinler. Eger islerse yatakta yalnız bırakın ve siddetli olmayacak sekilde dövün. Size itaat ederlerse haklarında asırı gitmeye bahane aramayın. Bilesiniz, kadınlarınız üzerinde hakkınız var, kadınlarınızında sizin üzerinizde hakkı var. Onlar üzerindeki hakkınız, yatagınızı istemediklerinize çignetmemeleridir, istemediklerinizi evlerinize almamalıdır. Bilesiniz onların sizin üzerinizdeki hakları, onlara giyecek ve yiyeceklerinde iyi davranmanızdır." Buhari.

Kadinlar yukarida da belirtildigi gibi Emanettir, önemli olan onarla iyi gecinmenin yolunu bulmaktir,Bu kadinlar icin de gecerlidir, yillarca evli olan iki es birbirini farkina varmadan kirdiklari zaman o eslerinin yüzünden hareketlerinden hemen anlarlar, burda hemen bir güler yüz tebessüm özür dileme sucsuz da olsa altdan almak olaylari cözecektir,her sey kavga ve dövme ile cözülmez…
__________________
Allah'im ümmeti Muhammedi bagisla,Allah'im ümmeti muhammedi yargila,Allahim ümmeti muhammede aci,Allah'im ümmeti muhammedin Günahini ört...

Konu s.altintas tarafından (30.10.08 Saat 12:35 PM ) değiştirilmiştir.
s.altintas isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 30.10.08, 12:32 PM   #25
Kurra
 
Kurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nerden: Trabzon
Yaş: 33
Mesajlar: 358
Tesekkür: 19
24 Mesajına 40 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 8
Kurra is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُ وَالّٰتٖى تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِى الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبٖيلًا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيًّا كَبٖيرًا

Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.

NİSA suresi 34. ayet



Mevzumuza ışık tutacak bir ayet. Bu ayette darbın hakkı ve haddi belirtilmiş.Yorumlarımız bu ayet ışığında şekillenirse ifrat ve tefritten kurtuluruz kanaatindeyim.
Baki herkese hürmetler...
__________________
Kuran’ı talim eden dil, dudak ve ağız elbette kelamullah ile hem hal olduğu için Fem-i Muhsin olmaya hak kazanır, ancak mühim olan Kuran’ın mana ve hikmetini anlayarak Fem-i Muhsin’den Kalb-i Muhsin’e ve Aklı Muhsin’e terfi etmektir”

Prof.Dr. Mehmet GÖRMEZ
Kurra isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 30.10.08, 12:39 PM   #26
Reşadiyeli Mücahid
Kardeş
 
Reşadiyeli Mücahid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Nerden: başakşehir
Mesajlar: 1.777
Tesekkür: 1
23 Mesajına 25 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 9
Reşadiyeli Mücahid is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Alıntı:
Kurra´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُ وَالّٰتٖى تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِى الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبٖيلًا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيًّا كَبٖيرًا

Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.

NİSA suresi 34. ayet



Mevzumuza ışık tutacak bir ayet. Bu ayette darbın hakkı ve haddi belirtilmiş.Yorumlarımız bu ayet ışığında şekillenirse ifrat ve tefritten kurtuluruz kanaatindeyim.
Baki herkese hürmetler...
ALLAH RAZI OLSUN...ayetler ışığında açıklanmış bilgiler,ALLAH (C.C.) herşeyin bi ölçüsünü belirlemiş...kurallar islamiyeti oluşturmuş...ona göre yaşayalım.islamiyeti yaşayalım...
Reşadiyeli Mücahid isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 01.11.08, 06:13 PM   #27
HULD
Kardeş
 
HULD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Nerden: Almanya
Yaş: 35
Mesajlar: 19
Tesekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 7
HULD is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Alıntı:
Kurra´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
NİSA suresi 34. ayet

Mevzumuza ışık tutacak bir ayet. Bu ayette darbın hakkı ve haddi belirtilmiş.Yorumlarımız bu ayet ışığında şekillenirse ifrat ve tefritten kurtuluruz kanaatindeyim.
Baki herkese hürmetler...
Tek bir ayetin meallinden yola cikarak darbin hakki ve haddi belirtilmis diyerek, bu haddi istedigin yere cekebilme durumuna mani olamayiz ne yazik ki. Bu ayet ile bilikte, konuya daha genis anlamda ele alabilmek acisindan Mustafa Islamoglu'nun Kur´an meal tefsir kitabindan alinti yapiyorum.

Altaki yaziyi foruma yazabilmek icin 1 saatimi aldi. Yurt disinda yasadigim icin türkce karakterli klavyem yok, bu nedenle afiniza siginiyorum. Yazi´nin bazi yerlerine türkce karakterleri ekledim, fakat hepsini tek tek yapmak cok zaman aliyor. Bu nedenle meal ve tefsirlerdeki (varsa) yazi hatalarini benden kaynaklandigini bilmenizi isterim.



ERKEKLER kadınların koruyup gözeticisidirler; çünkü Allah erkeklerle kadınları farklı alanlarda üstün yeteneklerle donatmıştır;² bir de erkekler servetlerinden harcama yapmaktadirlar. Dürüst ve erdemli kadınlar hem (Allah'a) itaat eden, hem de Allah'ın koruduğu (iffeti eşlerinin) yokluğunda da koruyan kadınlardır.3 Sadâkatsizlik etmelerinden çekindiğiniz4 kadınlara gelince: onlara önce öğüt verin, sonra yataklarında yalnız birakın, (ille de dövecekseniz) bunlardan sonra dövün.5 Bundan böyle yola gelirlerse onları incitmekten sakının! Allah, gerçekten yücedir, büyüktür.6

NİSA suresi 34. ayet




2 Lafzen: ''Allah her iki cinse farklı alanlarda üstün yetenek vermiştir" Kişinin kendi seçmediği cinsiyetiyle övünmesi ilkel bir maddeciliktir.
4 Nuşuz, "cikinti, tümsek" anlamina gelen naşiz'den. "isyan, baskaldiri gecimsizlik" anlamlarina gelir (Lisan). 128. ayet erkegin nuşuz'undan söz ettigine göre, kelimenin her iki esi de kapsayan ilave bir anlami daha olmalidir. O da "sadakatsizlik"tir. Zira veda hutbesinde Hz. Peygamber bu ayeti okuyarak nuşuz'u "iffetsizlikle" (fahişeten) aciklamiştir. Bu 19. ayette gecen türden acik bir fuhuş olmaktan ziyade, "eşler arasi sadakati zedeleyip şiddetli gecimsizlige yol acan davranişlar" olsa gerektir. Kadin kocaya başkaldirma, erkek icin eşe eziyet anlamina gelir. Kadinin nüşuzunun öne cikarilmasi, nesil emniyetinden birinci derecede sorumlu olan tarafin kadin olmasindandir. Zimnen nuşuz "ailede gecimsizlik odagi olma" halini ifade eder.

5 Veya darabe'nin alternatif anlamiyla: "ayirin"; yahut olun". Darabe Kur'an'da "getirmek, gezmek, mühürlemek, itmek, mahküm etmek" anlamlannda kullanilir. Darabe fiili, darabe'd-dehru beynena örneginde oldugu gibi Arapca'da "iki seyi birbirinden ayirmak" anlaminda da kullanilir (Tac). Kur'an'da vurmanin tüm türleri yer alir, fakat bunlarin hic birinde darabe fiili ve türevleri kullanilmaz: "yanaga tokat", sakket (51:29); "yumruk" vekezehu (28:15); "kamcilamak, cirpmak" ehussu (28:18); "boynunu vurmak" kata'a (69:46). Rasulullah hic kadin dövmemis ve dövülmesine de izin vermemistir: "Siz eslerinizi köle döver gibi dövmekten hic utanmiyor musunuz? Gündüz dövüp gece birlikte oluyorsunuz öyle mi?" (Buhari, (67) Nikah, 93) "Allah'in hizmetkarlarini hicbir zaman dövmeyiniz!" (Ebu Davud, Nesai, Ibn Mace, Ahmed b. Hanbel) Rasulullah'in eslerinden bazilari maddi sikintilari gerekce göstererek siddetli gecimsizlige sebep olunca, Hz. Peygamber onlari dövmeyi hic düsünmemis, Kur'an da bu durumda "dövmeyi" degil fakat "bosamayi", bir baska ifadeyle "ayrimayi" önermesini tavsiye etmistir (Bkz: 33:28-32). Ayetin nüzul sebebi konusunda bir cok farkli rivayet vardir. Taberi'ye göre bu ayetin inis nedeni, kocasi tarafindan tokat yiyen bir kadinin (Habibe bt. Zeyd) Rasulullah'a basvurmasi üzerine Rasulullah'in ayni siddette bir tokadin da kadin tarafindan kocasina atilmasi hükmünü verince inmistir. Bu ayet inince Rasulullah "ben bir sey diledim, Allah ise baska bir sey; süphesiz Allah'in diledigi daha hayirlidir" demistir. Kur'an Rasulullah'in hükmünü onaylamamistir; fakat burada dikkat cekici olan, Rasulullah'in, kocasindan yedigi bir tokada karsilik, bir kadina ayni siddette tokat atma hükmünü vermis olmasidir.

6 Bu ayet, ic ve dis baglam acisindan iki insan cinsi (erkek-kadin) arasindaki degil, birbirine evlilik sözlesmesi ile bagli iki taraf (kari-koca) arasindaki iliskilere dair bir düzenleme icermektedir. Ayni sekilde "vurma" olayi da erkek-kadin arasinda degil, kari-koca arasinda gerceklesen aile ici bir olay olarak gecmektedir. Burada muhataplari, mevcut olandan daha iyi ve daha insani olana sevk eden bir öneriye yer verilmektedir. Kur'an'in insanliktan istediklerini onun söyledikleriyle sinirlamak, Kur' an'i tarihe mahküm etmektir. Nüzul sebebinden de anlasilacagi gibi ayet, esiyle arasinda sorun cikinca ilk aklina gelen sey dayak olan kocalara hitap etmekte ve onlara daha insani cözüm yollari önermektedir. Bu yollardan biri olan kadini yataginda yalniz birakmak ancak cok eslilik durumunda bir cezalandirma sayilacaktir. Tersi erkegin kendisini cezalandirmasidir. Dolayisiyla bu ayetteki önerilerin maksadi, ataerkil Arap toplumunda kusurlu esine karsi ilk tepkisi dayak olan erkeklerin kadinlara siddet uygulamalarinin önüne gecmektir.

---------------------------------------



Hanimin kendilerine itaatsizligine dayanarak, dayagin mesrulastirdigini savunan beyler:
''Sadâkatsizlik etmelerinden çekindiğiniz kadınlara gelince''
bu ayetin gösterdigi cerceveden, hanimlarina ögüt verecek kabiliyetde olduguna inaniyormusunuz? Bu kuskuyu tasiyan erkek, Allah bilir hanimina neler yapar.

Lütfen bu ayete dayanarak, hanimlarla ikili tartisma sonucunda veya beni dinlemiyor mantigina kapilarak, Islam'in size dövme yetkisini verdigini aklinizin ucundan gecirmeyin.
Hz. Ayse validemizin beyan ettigi gibi, Rasulullah´in ahlaki Kur´an ahlaki´idi. Peygamberimiz icin yasayan Kur´an derdi.
Peygamberimizin sünnetinde hanimlarina karsi nasil davrandigi ortada, vurma dövme söz konusu degil. Sünnet diye sakal birakan beyler, ayni duyarliligi Peygamberimizin aile yasantisini örnek alarak niye göstermezler?
__________________
[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]

ASR şahit olsun:
Elbet insanoğlu tarifsiz bir kayıptadır;
ancak, Allah´a inanıp güvenenler erdemli ve sorumlu davrananlar; yani birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler bundan müstesnadır.

Konu HULD tarafından (01.11.08 Saat 06:17 PM ) değiştirilmiştir.
HULD isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 02.11.08, 11:02 AM   #28
Mabud'uma
 
Mabud'uma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Nerden: İnna Lillâhi Ve İnnâ İleyhi Raciûn
Mesajlar: 1.254
Tesekkür: 64
34 Mesajına 45 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 9
Mabud'uma is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Gülen Hocaefendi'nin, koca dayağı ile ilgili, "Müstakil meşru boşanma sebebi adına içtihat" olarak kabul edilen sözleri kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

M.Ü. İLAHİYAT FAKÜLTESİ DEKANI RAŞİT KÜÇÜK:

BİR ERKEĞİN EŞİNİ DÖVMESİ BOŞANMA SEBEBİ OLABİLİR. BU NİYE OLMASIN. BİR ERKEĞİN HANIMINI DAİMA HAKSIZ YERE DÖVMESİ ONA ZULMETMESİ AİLE DÜZENİNİ BÖYLE BOZMASI SARSMASI YANİ KADIN SÜREKLİ BUNA SABREDECEK DİYE BİRŞEY YOK. BU TABİKİ BİR BOŞANMA SEBEBİ OLABİLİR. İSLAM ZULMÜN HER ÇEŞİDİNİ BUNUN İÇERİSENE HAKSIZ YERE DÖVMEK DAHİL YASAKLAMIŞTIR. BU YAPILAN ZULÜMDÜR VE BU ÖNLENMELİDİR DEMEKTEN DAHA TABİİ BİRŞEY OLAMAZ.

İLAHİYATÇI - YAZAR HAYRETTİN KARAMAN :

SÖYLENEN SÖZLER BENCE GÜZEL VE ZAMANINDA SÖYLENMİŞ SÖZLER. İSLAM'DA BAŞTAN BERİ BİRŞEY YANLIŞ ANLAŞILDI. BU NİKAH KADINI BOŞAMA, BOŞAMAMA EVLİLİK ALTINDA KADIN ZULÜM DE GÖRSE, HAKSIZLIK DA GÖRSE, ŞİDDET DE GÖRSE, MEMNUN DE OLMASA KALMA MECBURİYETİ DİNDEN İSLAMDAN GELİYOR. İSLAM SANKİ BU HAKKI KOCAYA VERMİŞ BU BAŞTAN BERİ YANLIŞ ANLAŞILDI. HALNUKİ DOĞRUSU ŞUDUR:
İSLAMDA DA KADIN EVLİLİK HAYATINDAN MEMNUN DEĞİLSE, ZULÜM GÖRÜYORSA, ŞİDDET GÖRÜYORSA ONUN AYNEN BUGÜNKÜ KANUNDA SAYILAN SEBEPLERİN BİR KISMI VE SAYILMAYAN SEBEPLERİN DE BİR KISMI MEVCUT OLAN SEBEPLERLE FIKIHTA BU SEBEPLERLE KADIN HAKİME BAŞVURUR, KOCA İSTEMESE DE BURASI ÇOK ÖNEMLİ KOCA BOŞANMAK İSTEMESE DE BU SEBEPLER GERÇEKLEŞTİĞİNDE KADIN BOŞAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Her zaman kadınların toplumda saygı duyulacak bir ihtiram abidesi olduğunu ifade eden Fethullah Gülen Hocaefendi'nin fıkhî anlamda yeni yeni içtihatlara kaynaklık edebilecek yaklaşımı, sosyal alanda çözümsüz gibi görünen aile problemine dinin yaptırım gücünü gösteren çözüm önerilerini de bünyesinde barındırıyor. İlahiyatçılar, Hocaefendi'nin sözlerinin, dinin kadınlara verdiği hakkın tespiti açısından önemli olduğunu belirtiyor.

PROF. DR. MEHMET ERDOĞAN:


İÇİNDE HUZUR DEVŞİRİLMESİ GEREKEN AİLE GERÇEKTEN BİR CENDEREYE DÖNÜŞÜYOR CEHENNEM HAYATINA DÖNÜŞÜYOR. HOCAEFENDİ DE HAKLI OLARAK DİYOR Kİ BÖYLE BİR YAŞAMA RAZI OLMAKSA BİR AN EVVEL KOPSUN GİTSİN. BUNA RAĞMEN BUNU DEVAM ETTİRİP BUNUN REFERANSINI KUR'AN'IMIZDAN HADİSİMİZDEN BULMAYA ÇALIŞIRSAK YANLIŞ OLUR.

Koca dayağı sadece İslam'ın ya da Müslüman ailelerin değil, din, dil, ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık ailesinin dünden bugüne uzanan bir problemi. İlahiyatçılar, koca dayağını İslam'a mal etmeye kalkmanın doğru olmadığını belirtirken, Kuran ve hadis başta olmak üzere İslam'da bu uygulamayı destekleyecek bir delil bulmanın imkansız olduğunu söylüyor.

PROF. DR. HAYRETTİN KARAMAN:

KADINA YEMEK TUZLU OLMUŞ DİYE, YEMEK ZAMANINDA HAZIR OLMAMIŞ DİYE MEŞRU OLNMAYAN, HAKKI OLMAYAN BİR EMRİNİ YERİNE GETİRMEDİ DİYE SUDAN SEBEPLERLE, SUDAN OLMAYAN SEBEPLERLE DE ASLINDA AMA YANİ SUDAN SEBEPLERLE BUGÜN ANADOLU'DA KADININ DÖVÜLDÜĞÜNÜ HEPİMİZ BİLİYORUZ. ÜSTELİK ŞUNU DA UNUTMAYALIM BU İŞİ YAPANLAR SADECE ADI MÜSLÜMAN OLANLAR DEĞİL, ADI MÜSLÜMAN OLMAYANLAR YA DA SADECE ADI MÜSLÜMAN OLANLAR DA YAPIYOR BUNU. YANİ BUNUN DİNİ YOK, BU İŞİN DİNİ YOK. BU BİR EĞİTİM VE AHLAK MESELESİ. BU EĞİTİM VE AHLAKI OLMAMIŞ OLAN SÖZDE DİNDAR DA, DİNDARLAR ARASINDA DA KADINA ŞİDDET UYGULAYAN VAR. DİNDAR OLMAYANLAR ARASINDA DA KADINA ŞİDDET UYGULAYANLAR VAR. VE BU ŞİDDETİN İSLAMDAN HERHANGİ BİR MEŞRUİYET KAYNAĞI VE DAYANAĞI BULMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. TAMAMEN DOĞRUDUR BU BİR CAHİLİYET ADETİDİR.

İlahiyatçılar, Hocaefendi'nin kadınların haklarıyla ilgili bu değerlendirmelerinin bilinmeyen dini gerçeklerin ortaya çıkartılması adına oldukça önemli olduğunu vurguluyorlar.

Aile içi şiddet probleminin çözümü noktasında yepyeni açılımlar getiren Fethullah Gülen Hocaefendi'nin gündeme getirdiği bir başka konu da sigaraydı. Daha önce sigaranın içilmemesiyle ilgili çok net ifadeler kullanan Hocaefendi, bu sefer sigara içmeyenlerin korunmasına yönelik çarpıcı bir görüş ortaya koyuyor.

M. Fethullah Gülen

"SİGARA İÇMEDİĞİ HALDE SİGARA İÇENLERLE AYNI ATMOSFERİ PAYLAŞANLAR SAĞLIKLARINA VERDİKLERİ ZARARDAN DOLAYI ONLARI MAHKEMEYE VERMELİ VE DAVACI OLMALILAR. EĞER SİGARA İÇEN BABA İSE, KARISI, ÇOCUĞU HİÇ FARK ETMEZ, DAVA AÇABİLMELİLER."

Günümüzde sigaranın sağlığa zararlarının bilimsel olarak ispatlandığını söyleyen ilahiyatçılar, İslam’a göre hiç kimsenin kendine ve başkasına zarar veremeyeceğinin altını çiziyor.

Son yapılan kanuni düzenlemelerle sigaranın kapalı mekânlarda içilmesi yasaklandı. Ancak bu mekanlara evler dahil değil. Peki evlerde sigara içen aile fertlerinin diğer aile bireylerini zehirlemeye hakları var mı?
__________________

"Açılsın ne olur o vech-i pâkinden nikâb!
Yüzüne aşinâ-yı pür-vefâyım Efendim!
Geçerler candan, girenler nûr hâlene bir kez,
O dertten bin belâya müptelâyım Efendim..!
Olur Mecnûn görenler ruhsârını a Cânân!
Kapında mülk-i serâp bir gedâyım Efendim!


Söz biter, Resûlullah bitmez. Ömer Tuğrul İnançer
Mabud'uma isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 16.11.08, 10:05 PM   #29
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.876
Tesekkür: 0
983 Mesajına 1.495 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

[Yorum - Ahmet Kurucan] Aile içi şiddet üzerine zarûri açıklamalar (1)

25 Ekim 2008 Cumartesi günü Zaman gazetesi yorum sayfasında kaleme aldığım "Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranıştır" başlıklı yazı umulanın üzerinde kamuoyunda tepki topladı.
Basın-yayın organlarının bu mesele üzerinde duracağını tahmin ediyordum; ama bu ölçüde olacağını itiraf edeyim zannetmiyordum. Neden basın-yayın üzerinde duracaktı bu meselenin? İki ayrı açıdan. Bir; yazdığımız konu, mahiyeti ve muhteviyatı açısından. Konu; İslam ve kadın, mahiyeti koca dayağı, muhteviyatı da moda tabirle "ezber bozan", klasik malûmata farklı açılımlar kazandıran ve bazı ailelerde hâlâ tatbikat alanı bulan bir uygulamayı sorgulayan cinstendi. İki; sözünü ettiğimiz yaklaşımları dile getiren kişinin Fethullah Gülen Hocaefendi olmasıydı.
Yazıya dost ve kendilerini muhalif cephede gören kesimden tepkiler geldi. Söz konusu tepkileri en genel manada ikiye ayırabiliriz; müsbet ve menfi. Tepkiler daha detaylı bir ayırıma da tabi tutulabilir. Bu ayırıma bağlı olarak cevaplar verilebilir, açıklayıcı izahlar yapılabilir, ilave deliller sunulabilir. Okumakta olduğunuz yazıda bunu yapmaya çalışacağım ama bana ulaştığı kadarıyla sayıları üç yüzü aşan tepkilerin her birini teker teker muhatap alarak değil; çünkü bu imkânsız denecek ölçüde zor. Onun için yazıda Hocaefendi tarafından dile getirilen düşünceleri tepkileri nazara alarak tasnife tutup ilave açıklamalarla genel bir değerlendirme yapmaya gayret edeceğim.
Başlangıçta Hocaefendi'nin söylediklerini hatırlamamız lazım. Ona geçmeden önce beni birinci dereceden alakadar eden bir hususa açıklık getirmek istiyorum. Hocaefendi'nin çok dar bir dairede yapılan sohbet ortamında dile getirdiği söz konusu düşünceleri, sahibinin onayı olmadan tirajı neredeyse 1 milyonu bulan bir gazete vesilesiyle kamuoyuna tamim etmek tek kelime ile düşünce sahibine saygısızlıktır. Böyle bir saygısızlığı irtikap etmeyeceğimi tahmin ediyorsunuzdur umarım.
Ayrıca değil böylesi kamuoyunun gündemine gireceği tahmin edilen bir yazı, sıradan yazıların bile yayınlanışında bir prosedür vardır herhalde. Bu yazı, matbaa mürekkebi ile buluşmadan önce sayfa yönetmeninden yazı işlerine, yayın danışmalarından yönetmenine varıncaya kadar ihtimal ki müzakerelere mevzu olmuştur diye düşünüyorum. Tepki sahiplerinin de böyle düşünmesi gerektiği kanaatindeyim. Bir hatırlatmada bulunarak bu faslı kapatalım; İmamı Şibli'nin gülleri cahil halkın attığı taşlardan daha çok incitmiştir Hallac-ı Mansur'u malum. Daha öte bir şey demeyi zaid görürüm.
Yazıda temas edilen dört husus
Bana göre dört ana hususa temas ediyor Hocaefendi o sözlerinde.
"Sigara içmediği halde sigara içenlerle aynı atmosferi paylaşanlar sağlıklarına verdikleri zarardan dolayı onları mahkemeye vermeli ve davacı olmalılar. Eğer sigara içen baba ise karısı, çocuğu hiç fark etmez, dava açabilmeliler."
"Koca dayağı yiyen kadınlar, eğer ortada çocukları olmasa boşansınlar derdim."
"Kocanın karısını dövmesinin 'kuvvetli zayıfı her zaman ezer" zalim felsefesinden ne farkı var?"
"Hatta kocası tarafından dövülen kadınlar judo, karate, tekvando kurslarına gitse. Kocası bir tokat vuruyorsa, o da iki tokatla karşılık verse. Dövme haksız yere yapılan fiilî bir saldırıdır ve suçtur. Bu saldırıya karşı nefsi müdafa meşrûdur. Hatta müdafa etmeme ayrı bir suçtur denebilir."
Sigara konusunda dile getirilen düşünceler İslam'da hürriyet ve hürriyetin sınırı meselesi ile alakalıdır. "Kişinin başkalarına zarar vermediği müddetçe istediğini yapabilmesi ve bu konuda hiçbir otorite tarafından hiçbir sınırlamaya tabi olmaması" şeklinde tarifi yapılan hürriyet anlayışını İslam kabul etmez. Daha doğrusu bu tarifi eksik görür. Zira İslam, insana başkalarına olduğu gibi kendisine de zarar verme yetkisi vermez. Öyleyse bu önemli nokta da hürriyet tarifi içinde yer almalıdır. Buna göre hürriyet tarifi şu şekilde belirginleşir; "kişinin kendisine ve başkasına zarar vermeyen şeyleri yapabilmesidir."
Dikkat ederseniz bu, felsefi seviyede kalan mücerred bir tariftir. Halbuki insan-Allah, insan-insan ve insan-devlet, insan-tabiat ilişkisini düzenleyen, başka bir anlatımla harici gerçekliği olan bir düzenleme hürriyet ekseninde yapılacak tariften çok daha önemlidir. İşte bunu toplumsal otorite veya kanun yapıcı, hukuk adını verdiği mekanizma ile yapar. Bunu yaparken tabii haklar ve ödevleri din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin bütün insanlar için eşit derecede nazara alır. Zaman ve zemine göre genişleme ve daraltmalar yapar. İnsanların neyi yapabileceklerinin, neyi yapamayacaklarının çerçevesini belirler.
Şimdi asıl konumuza dönerek ifade edelim; sigaranın keşfinden ve özellikle onun sağlığa verdiği zarar bütün açıklığı ile netlik kazandıktan sonraki dönemlerde kaleme alınan fıkıh müdevvenatı içinde, aynı çatı altında yaşayan aile fertlerinin, karının kocası, oğlun-kızın baba veya annesi aleyhine kendisine verdiği veya verme ihtimali bulunan zarardan dolayı dava açabileceğini söyleyen bir içtihat hatırlamıyorum ben. Yanlış anlaşılmalara meydan vermemesi için bir kez daha tekrar edeyim, usuli prensiplerde değil, kazuistik manada bir örnek okumadım. Onun için Hocaefendi'nin sigaranın sağlığa verdiği zarardan dolayı zarar gören aile ferdinin zarar veren kişiyi kimliğine, vasfına, hatta kendi üzerindeki hak ve hukukuna bakmasızın mahkemeye verme hakkı olduğu eksenindeki düşünceleri İslam hukuku içinde yeni bir yaklaşım ve açılımdır.
Hocaefendi'nin bunun bir hak olduğunu ifade eden açılımlarının yanı sıra "davacı olmalılar, dava açabilmeliler" gibi teşvikkâr ifadelerinden hareketle birisi çıkıp gerçekten mahkemede dava açar mı, bunu bilemem; ama şunu söyleyebilirim; Hocaefendi'nin dile getirdiği düşünceler arasında bu mesele her nedense kimsenin takdir veya tenkidine medar olmadı. Halbuki bu "İslam'da zarar verme de, zarara maruz kalma da yoktur." prensibinin harici hürriyet alanında yapılması gereken düzenlemeye işaret etmesi bakımından oldukça önemli bir örnekti. Halbuki bugün bu durum dünyada çoklarının şikâyet ettiği bir sonuçtur. Pasif içicilik olarak adlandırılan bu dert karşısında tıbbın çaresizliği meydandadır. Konu ile alakalı yayınlanan makaleler, yapılan araştırmalar, istatistiki rakamlar, sağlık harcamaları ve bunlara bağlı olarak devletlerin çıkartmış olduğu kanunlar hemen herkesin malumudur. Belki de bu satırları okuyanların birçoğu pasif içiciliğin muhatabı, mağduru ve mazlumudur.
Dayak meşru boşanma sebebi
"Koca dayağı yiyen kadınlar, eğer ortada çocukları olmasa boşansınlar derdim" tesbitine gelince; İslam'da boşanma meselesi öteden bu yana yanlış anlaşılan ve yanlış anlaşılmalara kurban bir konudur.
Malum, İslam hukukunda boşama hakkı erkeğe verilmiştir. Bunun İslam kendi bütünlüğü içinde mütalaa edildiği ve yaşandığı takdirde kendinden beklenen fonksiyonu eda edeceği açıktır. Kadının ise meşru gerekçelerle boşanma isteği hakkı vardır. Her hukuk sisteminin bu konuda farklı uygulamaları olabilir.
Fakat şurası muhakkak ki erkeğe verilen boşama hakkı günümüzde anlaşıldığı şekliyle sınırsız, karısının kaderi kocasının iki dudağı arasında olan ve "boş ol" sözcülüğü ile ne prosedürüne, ne de meşru gerekçelerin olup olmadığına bakılmaksızın hemen boşamanın gerçekleştirdiği bir manzara arz etmez. Bu İslam hukukuna atomik yaklaşımın ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Günümüzde medyada yer aldığı şekliyle meselenin hep bu eksende büyütülmesi ise maalesef İslam karşıtı düşüncelere sahip olan insanların marifetiyledir.
İslam hukukunda boşama ve boşanma, meşru olan ve olmayan gerekçeleri, prosedürü, aile ve devlet otoritesinin rolü, boşama yetkisi ve bu yetkinin nasıl kullanılacağı, suistimal edildiği takdirde yetki sınırlamasına gidilmesi, söz konusu yetkinin kamu otoritesine devri, hukukî sonuç doğurmayan sözlerin geçerliliği vb. hususlar müstakil başka yazılarda değinilecek çok önemli konu ve konu başlıklarıdır. Yanlış anlaşılmalara kurban olan cümlesinin bize hatırlattığı ve aşağıda ifade edeceğimiz gerçeklerin yanlış anlaşılmalalara meydan vermemesi için zaruri gördüğümüz bu kısa açıklamalardan sonra konumuza dönelim.
Fikhî mezheplerde boşanma ahkâmı ile alakalı yapılan içtihadi düzenlemelerde koca dayağı müstakil boşanma sebebi sayılmamıştır. Bunun anlaşılabilir iki nedeni vardır; bir; bu kanuni düzenlemelerde müçtehidlerin yaşamış olduğu zaman ve mekânlarda cari olan kültürün etkisi. İki; İslami hayatın akidevi, ahlaki, iktisadi, siyasi bir bütünlük içinde yaşandığı dönem ve toplum şartlarında buna ihtiyacın olmaması. Halbuki bugün bizim içinde yaşadığımız şartlarda hem örf ve âdetler değişmiştir, hem de İslam siyaseti, iktisatı, ahlakı, kültürü ile bir bütün halinde yaşanmamaktadır. Bu durum karşımıza alabildiğine parçalı bir yapı çıkarmaktadır. Bir tarafta dini bütün, dininin bütün emir ve yasaklarını kılı kırk yararcasına yaşamak isteyen Müslümanlar, diğer tarafta buna imkân tanımayan sosyo-kültürel zemin. Sonuç ne oluyor derseniz; sözü edilen hükümler, onların zuhuruna sebebiyet veren arka plan şartları nazara alınmadan yaşanmaya çalışıyor.
Sadece boşa/n/ma değil birçok alanda yüz yüze bulunduğumuz birçok meselenin perde gerisi adına dile getirdiğimiz bu hatırlatmalarla iktifa edip boşanma sebepleri bağlamında Hocaefendi'nin sözlerine geri dönelim. İslam'da boşanma ameliyesinin meşru ve geçerli olabilmesi için birtakım şartlar öngörülmüştür. Bu şartların ileri sürülmesindeki temel hedef keyfiliğe son verilmesi ve boşa/n/ma yetkisi kullanımının düzenleme altına alınmasıdır. Zina, zina isnadı, cinsel iktidarsızlık, karı ve kocalık vazifesinin yapılmasına mani daimi hastalık, her iki taraf için söz konusu olan ve aşırı geçimsizliğe neden olan uyumsuzluk, huysuzluk, ekonomik yetersizlik vb. sebepler akla gelen örnekler. İşte Hocaefendi, "Koca dayağı yiyen kadınlar, eğer ortada çocukları olmasa boşansınlar derdim." sözüyle bu sebepler arasına koca dayağını da koyuyor. Burada iki hususun altının çizilmesi gerekir. Bir; sözü edilen, adı üzerinde dayaktır. Kocanın şu veya bu vesile ile çok ileri giden bir tartışma ortamında sinirlerine hakim olamayıp karısına attığı bir tokat değildir. Tasvip edilmemekle beraber beşer olarak herkesin başına gelebilecek ve enderi nadirattan tahakkuk eden bu türlü bir tokat atma boşanma sebebi elbette sayılamaz. Hocaefendi'nin kasdını ettiği bu değil; aksine kocada adeta alışkanlık kazanan, âdet haline getirilen şiddet uygulamasıdır. O halde hangi sebeple olursa olsun dayak yemeye, tekme-tokat dövülmeye, zikredip mide bulundırmayı düşünmediğimiz işkenceyi anımsatacak güç kullanmalara sabretmek İslam'da kadının kaderi değildir. İki; ilk yayınlanan yazıda da ifade ettiğimiz gibi, Hocaefendi, "çocukları olmasa boşansınlar derdim" sözüyle "çocukları olmayanlar mutlaka boşansın, olanlar da sabretsin" demek istemiyor; aksine düzenli şiddet uygulamasına maruz kalan kadın boşanmak istiyorsa, bu meşru boşanma sebebidir; davacı olabilir diyor. Çünkü herkes de biliyor ki her iki halde de boşanmayı isteyip istememe konusunda nihai irade kadına aittir. Dolayısıyla bazı e-maillerde bize intikal eden "Genç yaşlarda cahillik yaptık, bir iki tokat vurduk, şimdi çok mutluyuz; eğer bu görüşe göre hanım hareket etseydi şimdi boşanmış olacaktık." veya "Anlaşılan o ki Hocaefendi'nin görüşü dayağı hayat tarzı haline getirmiş kocalarla sınırlı değil. Kocasından bir fiske yiyen kadın da soluğu mahkemede alabilir." diyenler bu yorumlarından yanılıyorlar. Tashih de diyebilirsiniz isterseniz; Hocaefendi karı-koca tartışmasında işin çığırından çıkması neticesi atılan tokada boşanma sebebi demiyor. Ve yine Hocaefendi böylesi tokatlara veya düzenli koca dayağına maruz kalan kadın boşanmalıdır da demiyor; boşanmak için dava açma hakkına sahiptir diyor.
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 16.11.08, 10:06 PM   #30
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.876
Tesekkür: 0
983 Mesajına 1.495 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

[Yorum - Ahmet Kurucan] Aile içi şiddet üzerine zarûri açıklamalar (2)



Orantısız güç, siyaset bilimlerinde bir kavram. Bu kavram genelde güçlü devletlerin kendileri nisbetinde güçlü olmayan devletlere veya devlete ait güvenlik güçlerinin yasal olan-olmayan olaylı protesto eylemlerini önlemede kullandıkları güç ekseninde kullanılıyor.
Netleştirmek için, insan ve modern teçhizat itibarıyla süper askerî güç diye anılan bir devletin Afrika'nın balta girmemiş ormanlarındaki bir ülkeye saldırması; ellerinde taşlarla güvenlik güçlerine saldıran topluluğa silah, top ve tankla mukabele etmesi örnekleri verilebilir. Aynı zaviyeden baktığınızda karısına karşı güç kullanmayı âdet haline getiren ve bunu adeta hayat tarzı olarak benimseyen koca için de aynı kavram kullanılabilir. Çünkü istisnalar bir kenara fıtrat itibarıyla erkekler, kadınlara nisbetle çok daha güçlü yaratılmıştır. Söz konusu olan pazu gücünü kullanma ise erkeğin hemen her zaman kadını alt etmesi sıradan bir sonuçtur. İşte Hocaefendi, "Kocanın karısını dövmesinin 'kuvvetli zayıfı her zaman ezer' zalim felsefesinden ne farkı var?" tespiti ile sözünü ettiğimiz orantısız güce işarette bulunuyor.
Halbuki koca, karısı ile yaşadığı ve ona karşı bilek gücünü kullanmaya varan hadise veya hadiseler zincirini başka formüllerle çözmelidir. Karşılıklı konuşma, haklı-haksız, doğru-yanlış istikametinde müzakereler yapma, yanlışı anlama ve anlaşılmaların önünü kesme ve gerektiğinde tek veya çift taraflı özür dilemelerle sulh yolunu seçeceğine, güç kullanmayı tercihi, akla başka şeyler getiriyor. Zira biliyoruz ki orantısız gücünü 'vur abalıya' mantığı ile kullanan, hıncını ve öfkesini karısının yüzünü, vücudunu morartırcasına, bedenini sakatlarcasına kullanan insan, aslında güçsüzdür ve haksızdır. Gücü hakimiyet ve iktidar unsuru olarak kabullenmiştir bu kişi. Halbuki hakimiyet ve iktidarın dayanması gereken meşru temeli güç değildir ve olamaz. Güce dayalı hakimiyetleri sürdüren diktatör idarelere bakış açısı da, bunların akıbeti de bellidir.
Öte yandan karısına hatta çocuklarına karşı bilek gücünü kullanan koca genelde merhametsiz olur. Böylelerinin lügatlarında anlaşma, uzlaşma, idare etme, paylaşma vb. kavramlara yer yoktur. Çünkü karşısında her zaman ve her şart altında yenebileceği bir muhatabı vardır. Belki güçleri eşit olsaydı, girişecekleri kavgada yenilme ihtimali de bulunsaydı, uzlaşmayı, anlaşmayı düşünebilir, problemi başka türlü çözme yollarına sülûk edebilirdi. Ama gücün varlığı bu alternatif yolları onun zihninde kapalı gösterir.
Halbuki Efendimiz'in (sas) erkeklere yönelik hanımları özelinde söylediği hadisleri Müslüman'a başka yol haritaları çizmektedir. Meşhur Veda Hutbesi'ndeki şu tenbihatına bakalım isterseniz: "Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır." Yeri gelmişken Hz. Peygamber'in (sas) aynı istikamette beyan buyurduğu ve bizim yukarıda yolunu kaybedenlere yol gösteren harita olarak nitelediğimiz iki-üç hadisini hiçbir yoruma tabi tutmadan alt alta sıralayalım: "Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır." (Tirmizi, Radâ', 11), "Kadınları dövmeyiniz!.. Kadınlarını döven kimseler, sizin hayırlınız değildir." (Ebû Dâvûd, Nikâh, 42), "Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir." (Müslim, Radâ, 61)
Bu faslı bağlarken; önceki yazımızda da kısaca değindiğimiz gibi koca dayağı meselesinin asıl sebebini, her ailede olan, olması muhtemel türden anlaşmazlıklarda değil, eşlerin birbirlerine karşı besledikleri sevgi ve saygı noksanlığında aramak gerek. Allah, "İçinizden, kendileriyle huzûra kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır." (er-Rûm, 21) buyurmaktadır. Dayağın cari olduğu evliliğe bu ayetin bize kazandırdığı perspektiften baktığınızda çıkan sonuç şudur: Demek Allah'ın varlığının, birliğinin alameti olan eşler arasındaki sevgi, saygı ve merhamet kaybolmuş ki, huzur yerine huzursuzluk, merhamet yerine zulüm hakim hale gelmiş.
Judo-karate-tekvando ve nefsi müdafaa
Hocaefendi'nin belirttiği son husus nefsi müdafaa meselesiydi. İki ayrı açıdan ele almak gerekiyor; bir, basın tarafından üzerinde çok durulan judo-karate-tekvando; iki, meşru müdafaa. Şöyle düşünüyorum; Hocaefendi'nin judo-karate, tekvando ile alakalı sözleri olmasaydı, "Dövme haksız yere yapılan fiilî bir saldırıdır ve suçtur. Bu saldırıya karşı nefsi müdafaa meşrûdur. Hatta müdafaa etmeme ayrı bir suçtur denebilir." sözleri fıkhî açından nefsi müdafaa bağlamında aynı neticeyi hasıl ederdi. Çünkü sözlerin mantukundan çıkan mesaj bellidir; kadın kocasından dayak yemeyi bir kader olarak kabullenmesin; sineye çekmesin; kendini müdafaa etsin, gerekirse karşılık versin. "Hatta judo, tekvando, karate kurslarına gitsin." sözündeki "hatta" bu manayı çok açık bir şekilde gösteriyor.
Şahsen söylenenleri böyle anlıyor, böyle yorumluyorum. Nitekim konu ile alakalı kendilerinden görüş alınan nice ilahiyatçılar da meselenin böyle anlaşılması gerektiğine dair yazılı ve sözlü beyanatlar verdiler. Judo-karate-tekvando meselesine takılmamak gerektiğinin ısrarla altını çizdiler. İhtimal telefonla kendisinden mülakat alınan bir hocamızın, Hocaefendi'nin böyle popülist yaklaşımlar yerine, klasik fıkıhtaki içtihadlarla yüzleşmesi gerektiğine dair beyanatı oldu. Eğer o hocamız, yazının tamamını okusaydı, telefonda muhabirin "Gülen, dayak yiyen kadınlar judo, karate, tekvando kurslarına gitsin, bir tokat yiyorsa, iki tokat da o vursun diyor. Siz ne diyorsunuz?" sorusuna "önce, yazının tamamına bir bakayım" deseydi, Hocaefendi'nin o yüzleşmeyi yaptığını görecekti.
Ama basın-yayında dine karşı hemen her zaman mesafeli yaklaşan bazıları anlaşılabilir sebeplerle sözü bağlamından kopartarak sadece judo bölümünü manşetlerine, haber ve köşe yazılarına taşıdılar. Yazının ruhunu kaybettirecek, İslam'ın kadına bakışı noktasında bir manada ezberlerini bozan yaklaşımları göz ardı etmeyi tercih ettiler. Hatta daha da ileri giderek, hadiseyi iyice magazinleştirip "Gülen, şiddeti tavsiye diyor; Gülen çocuklarının gözleri önünde karı-kocanın vurasıya kavga etmesini istiyor" tarzında absürt yorumlarda bulundular. Şahsen bunları anlamakta zorlanmıyorum. Onun için anlaşılabilir sebeplerle dedim yukarıda. Ama İslamî camiadan bazılarının Zahiri felsefesi ile meseleye yaklaşıp aynı çizgiden yorumlarını, değerlendirmelerini anlamakta zorlanıyorum. Sanki Hocaefendi bu düşünceleri seslendirirken onların önerdiği "aile içi sulh, karı-kocanın geçim ve uyum adına birbirlerine karşılıklı tahammülleri, kısas yerine afv yolunu tercihi" ve benzeri hususları bilmiyor veya göz ardı ediyor. Söyleyecek çok bir şeyim yok; ama şu kadarını ifade etmeden geçemeyeceğim; bütüncül bakış göz ardı edilmemeli. Söz bağlamından kopartılmamalı. Mefhumu muhalifinden hareketle niyet okuyuculuğu yapılmamalı. Söz konusu düşüncelerin dile getirildiği atmosfere şahit bir insan olarak bir kez daha ifade edeyim ki Hocaefendi'nin sözünü ettiği koca, sudan sebeplerle her fırsatta karısını döven, bu manada karısına zulüm eden, üstelik bunu İslam'ın kendisine verdiği bir hak olarak gören ve dayak atmayı hayat tarzı olarak benimseyen kocadır. Dolayısıyla 'kendini müdafaa et, istiyorsan bu dayak müstakil bir boşanma sebebidir; davacı olabilirsin' mesajı verilen kadın da bu kadındır.
Madem judo-karate kısmı olmaksızın da muhteva anlaşılıyor, maksat hasıl oluyor; bu maksadı aşan bir beyan değil mi diyebilirsiniz. Buna benim evet demem en azından sözün sahibine karşı saygısızlık olur. Ama şunu rahatlıkla diyebilirim; eğer bu judo-karate meselesi olmasaydı, koca dayağı bu denlü bizim gündemimizde yer almaz, tartışılmazdı. Konunun müsbet ve menfi bütün yönleri ile sadece Türkiye'de de değil İslam dünyasında hatta bazı Batı ülkelerinde de tartışılmaya açılmış olması bu açıdan hayırlı olmuştur diye düşünüyorum. Kaldı ki Ezher ulemasının aynı çizgideki fetvası ile Suudi Arabistan'da karısını döverek öldüren kişinin idam cezası infazının hemen hemen aynı zamana tevafuk etmesi bu sürece destek veren diğer hadiseler olmuştur. Hemen belirteyim, Batı dünyası akademisyenleri arasındaki müzakereler judo meselesine odaklanmış değil; aksine boşanma sebebi, orantısız güç ve nefsi müdafaa esasları üzerine kurulu.
Nefsi müdafaaya gelince; ansiklopedik ölçüde İslamî konulara ilgi duyan hemen herkesin bildiği gibi İslam'da usulü hamse adını verdiğimiz korunması gerekli beş temel unsur vardır. Bunlar; din, nesil, mal, akıl ve hayattır. Hayat hakkı evrensel, tabii ve fıtri bir haktır. Din, dil, ırk, cins gibi insana ait ayırt edici özelliklerin hiçbiri bu hakkın insanın elinden alınmasını meşru görmez. Şöyle denilebilir; insan olarak yeryüzüne gelmek, otomatikman bu hakkın elde edilmesinin yeterli gerekçesidir. Hatta İslam'a göre bu hakkı insan anne rahmine düştüğü an elde eder. Kaldı ki hayat hakkı bugün nice uluslararası anlaşmaların ilk maddesini teşkil eder.
Bu genel bilgilerin ışığında İslam tarihi boyunca hayatını koruma amacına matuf nice içtihatlar ve kanuni düzenlemeler yapılmıştır. Cana kastedecek ölçüde yapılacak haricî saldırılara karşı insanın kendini koruması bir hak olarak görülmüş, bunun ötesinde vecibe ve vazife olarak telakki edilmiştir. Kısas ayetleri, canını korurken ölen kişinin şehit olduğunu beyan eden hadisler bu içtihadi yaklaşımların temelini oluşturmuştur.
Yalnız burada dikkati çeken şey; fıkhî içtihat ve kanunî düzenlemelerde aksine bir hüküm olmamasına rağmen, halkımız arasında yakın derecedeki akrabalar sanki bu hükmün istisnasıdır gibi anlayış vardır. Koca elbetteki bunların başında gelir. İşte Hocaefendi'nin "Dövme, haksız yere yapılan fiilî bir saldırıdır ve suçtur. Bu saldırıya karşı nefsi müdafaa meşrûdur. Hatta müdafaa etmeme ayrı bir suçtur denebilir." sözleri bu yanlış algılayışı kırma bakımından oldukça önemlidir.
'Geçimsiz kadınlarınızı dövün' ayeti
Nisa Sûresi 34. ayette yer alan "Serkeşliğe yüz tutan kadınlara gelince: Onlara evvela öğüt verin, vazgeçmezlerse yatakta yalnız bırakın ve bunlarla da yola gelmezlerse onları hafifçe dövün!" ayeti ile aynı istikamette yukarıda bir kısmını iktibas ettiğimiz Efendimiz'in Veda Haccı'ndaki "Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir." beyanı meselenin can alıcı noktasını oluşturuyor. Neden? Çünkü bazıları manaları alabildiğine net ve açık bu beyanlara rağmen Hocaefendi'nin kadınların dövülmemesini istemesi, nefsi müdafaayı sorumluluk olarak nitelemesi hatta gerektiğinde mukabelede bulunması ile alakalı sözlerini yukarıda aktardığımız ayet ve hadislerin inkârı gibi algıladı. Bazıları da tarihselçi yaklaşımlara kapı aralayan yorumlar olarak niteledi. Söz konusu meselede Hocaefendi adına konuşma yetki ve selahiyetine sahip değilim. Bu vakii itirazlar karşısında ne düşündüğünü bilemem. Ama şahsım adına bu itirazları tavzih, şüpheleri izale için kısa kısa da olsa şunları söyleyebilirim. Önce siyak-sibak bütünlüğü içinde ayeti birlikte okuyalım: "Kocalar eşleri üzerinde yönetici ve koruyucudurlar. Bunun sebebi, Allah'ın bazı insanlara bazılarından daha fazla nimet vermesi ve bir de kocalarının mehir verme, evin masraflarını yüklenmeleri gibi malî yükümlülükleridir. O halde iyi kadınlar: İtaatli olan ve Allah kendi haklarını nasıl korudu ise, kocalarının yokluğunda, onların hukuklarını koruyan kadınlardır. Serkeşliğe yüz tutan kadınlara gelince: Onlara evvela öğüt verin, vazgeçmezlerse yatakta yalnız bırakın ve bunlarla da yola gelmezlerse onları hafifçe dövün! Şayet size itaat ederlerse, onlara yüklenmek için bir sebep aramayın! Unutmayın ki üstünüzde çok yüce ve büyük olan Allah vardır." (Nisa, 4/34) Görüldüğü gibi ayet siyak-sibak bütünlüğü içinde okunduğunda bahis mevzu edilen ilk husus aile içindeki yönetim erki, bugünkü tabirle ifade edecek olursak aile reisliğidir. Ayet, reisliği erkeğe veriyor ve bunu iki gerekçe ile açıklıyor. Bir; erkeğe fıtraten verilen kabiliyetlerin yönetim yükümlülüğü üstlenmesi için daha uygun olduğu, iki; ailenin malî yüklerini tahammül etmesi. Bunlardan birincisi yaratılış/fıtrat ile alakalı olduğu için belki de ilk insandan bu yana hiç değişmeyen bir gerçektir. Hakikaten erkek yönetimde de kadınlara nisbetle hissiyatını değil aklı ve mantığı ön plana çıkartan bir yapıya sahiptir. Takdir edileceği gibi bu hemen her yöneticide aranan olmazsa olmaz bir vasıftır. İstisnalar yok mudur? Mutlaka vardır ve olacaktır; ama bunlar adı üzerinde istisnadır ve genel tabloyu değiştirecek çapta değildir. Dünya genelinde aileden şirkete, dernekten devlete uzanan yapılardaki idarî kadrolardaki erkek hakimiyeti tablosu bu inkâr kabul etmez gerçeği anlatmaktadır. İkinci hususa yarın devam edelim...

Konu hakancayir tarafından (16.11.08 Saat 10:09 PM ) değiştirilmiştir.
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 16.11.08, 11:24 PM   #31
ahfad
Guest
 
ahfad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Alıntı:
KADINLARIN KUSURSUZ YARATILMIŞ OLDUĞUNU ZANNETMEYİN
Erkeklerin de yaratılmadığı gibi. Bunu nedense anmak istedim. Neden çok garip mecale giden bir mevzu oluyor bu?
  Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 17.11.08, 09:51 AM   #32
sakaryalı2754
Kardeş
 
sakaryalı2754 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Yaş: 41
Mesajlar: 622
Tesekkür: 2
11 Mesajına 13 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 6
sakaryalı2754 is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

kadınlarda erkeklerde dahi herşey kusursuz yaratılmıştır.
sakaryalı2754 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 17.11.08, 10:10 AM   #33
sakaryalı2754
Kardeş
 
sakaryalı2754 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Yaş: 41
Mesajlar: 622
Tesekkür: 2
11 Mesajına 13 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 6
sakaryalı2754 is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Hz. Adem ve Hz. Havva kendi başına oluşmadılar.
Geliniz şu ayeti kerimeleri hep birlikte düşünerek okuyalım:

“Bir zaman rabbin meleklere demişti ki - ben çamurdan bir insan yaratıcıyım-“

“Onu düzenleyip ruhumdan üflediğim (can verdiğim) zaman derhal ona secde ediciler olarak yere kapanın.”(Sad , 71-72)

“(Rabbin ona) dedi ki: Ey İblis iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun?.”(Sad,75)

Ayetlerdeki “ ben onu düzenleyip ruhumdan üfleyince” tabiri ve öbür ayetteki “İki elimle yarattığıma niçin secde etmedin.” Hitabı; Rabbimiz tarafından bizzat kudret eliyle yaratıldığını gösterdiği gibi. “sizi bir tek nefisten (candan) yarattı. Sonra ondan (o canlanmış, bir zaman yaşamış insandan) eşini meydana getirdi.Sizin için davarlardan sekiz çift indirdi.”(Zümer,6)

Ayeti kerimesi de: bizlere açıkça Havva annemizin de Adem babamız gibi çamurdan değil; fakat çamurdan yaratılıp hayat kazanmış uzun süre yalnız yaşamış, meleklere kıble olmuş olan Adem babamızın vücudundan cennette meydana geldiğini bildirirken: bu ayetin izahı mahiyetindeki Müslim hadisi şerifi ise, daha da açıklık getirerek Havva annemizin, adem babamızın eğri kaburga çubuğundan yaratıldığını haber vermektedir.

( Hz. Havvâ’nın yaratılması hakkında iki görüş vardır:
1- Çoğunluğun görüşü, Hz. Âdem’in sol küçük kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Bunu şu hadis kuvvetlendiriyor:
“KADINLAR HAKKINDA BENİM HAYIR , TAVSİYEMİ TUTUN.ÇÜNKÜ ONLAR EĞRİ BİR KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILMIŞLARDIR.(Buhârî, K. El-Enbiyâ, Bâb:2; Müslim, K. Er-Radâ,Bâb:18)
sakaryalı2754 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 17.11.08, 11:27 AM   #34
hakancayir
Erkek Üye
 
hakancayir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 5.876
Tesekkür: 0
983 Mesajına 1.495 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13
hakancayir is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

[Yorum - Ahmet Kurucan]
Ailenin malî yükümlülüğünü üstlenmeye gelince; bu mesele hiç şüphesiz ayetin nazil olduğu toplum şartlarını nazara veren fiilî bir durumdur. Bir başka ifadeyle o günkü toplumda ailenin maddî mükellefiyeti erkeklerin omuzuna yüklenmiştir.

Gerçi o günden bu yana mezkur yapı çok külli değişikliklere uğramış değildir. Sanayi inkılabı sonrası Batı medeniyetinde kadının ekonomik ve sosyal hayatın içine girmesi vâki ve vârid ise de dünyanın belki de üçte ikisinde maddî mükellefiyetleri erkeklerin yüklenmesindeki fiilî durum neredeyse aynıyla devam etmektedir.
İşte ayet, karısı ile aile içi ilişkilerde aile reisliği konumunda yer alan kocaya geçimsizliğin karısından kaynaklanması halinde neler yapması gerektiğini anlatıyor. Bunlar sırasıyla nasihat, yatakta yalnız bırakma ve hafifçe dövme. Nasihat ve yatakta yalnız bırakmada problem yok. Öteden bu yana çokları bu ikisinin geçimsizlik probleminin çözümünde bir mana ifade ettiğini, her hadisede çözüm olmasa bile genel manada başvurulması gerekli metotlar olduğunu kabulleniyor. Ama dövme meselesi ilk dönemlerden bu yana müzakerelere konu olmuştur. Hatta diyebilirim; ayetin nazil olduğu dönemde dahi çok farklı yorumların konusudur. Nitekim Efendimiz'in (sas) daha önce ifade ettiğimiz şiddet karşıtı hadisleri, sahabenin farklı uygulamaları, zaman zaman Efendimiz'in (sas) huzurunda sırf bu yüzden mürafaa olmaları bunları göstermektedir. İmdi; İslam öncesi cahiliyye toplumunda kocanın karısını dövmesi, erkeğin kadına şiddet uygulaması yoktu da İslam bunu yukarıdaki ayetle emretmiş değildir. Aksine, var olagelen şiddet uygulamasına sınır getirmiştir İslam. Buradan açıkça anlaşılan odur ki; İlahî iradenin mahallî kültür, örf ve âdete düzenleme getirme isteğidir. Bu bir.
Ayet veya hadisin reddi söz konusu bile değil!
İki; Efendimiz'in (sas) daha önce zikrettiğimiz kadınları dövmemeyi emreden, güzellikle muamele edilmesini teşvik eden şiddet karşıtı hadislerini aktarmıştık. Aynı manayı destekleyen bir başka hadisi ise şudur: "Gündüz karısını köle gibi kırbaçlayan bir insan, akşam onunla nasıl yatağa girecek?" (Buhari, Nikâh, 93; Ebu Davud, Nikâh, 60). Şimdi mevcut tablo karşısında insanın aklına şu soru geliyor; haşa ve kella, Efendimiz (sas) açık ve net bir şekilde yasakladığı kadınları dövmeme emri ile ayete muhalefet mi ediyor? Veya Veda Hutbesi'nde "hafifçe dövebilirsiniz" beyanı, yukarıda aktardığımız hadislerle çelişmiyor mu? Usul diliyle konuşalım; haberi âhâd ile Kur'an'a ziyade mi getiriyor? Veya bu hadisleriyle hükmünü nesh mi ediyor? Ya da ayetin hükmü umumi de (âmm), tahsis mi ediyor? Hayır, bunların hiçbiri değil; aksine bu kavlî beyan ve fiilî olarak da hanımlarına bir tek fiske vurmaması ile her şeyi yerli yerine oturtuyor. O günkü toplumda süregelen, uygulanan, yadırganmayan, kabullenilen bir âdeti çözümün bir parçası olma şartıyla kabullenip, kadınları dövmenin genelleştirilmemesini emrediyor. Bu emri ile zihinleri ideal olana yönlendiriyor. Mahallî kültürün yanlışlığına işarette bulunuyor. Ve bunu birden yasaklama yerine tedricilik prensibine muvafakat içinde yapıyor. Malum, sosyal ve kültürel değişmeler sabahtan akşama, bir tek emir ve yasakla olmaz. Yoksa toplumda ciddi kırılmalar meydana gelir ve maksadın aksi bir manzara ile karşılaşılır. Bu zaviyeden baktığınızda Hocaefendi'nin genelde dediği şeyler, arz etmeye çalıştığımız bu hususa vurgu yapmaktadır. Yoksa haşa ne ayet ve hadisin reddi ne de hükmü geçersiz kılma, değiştirme söz konusudur.
Üç; dikkat ederseniz ayet-i kerimede geçen dövme, geçimsizlik çıkartan hanıma yönelik ve geçimi temin adına en son çare olarak yer almaktadır. Veda haccındaki hadiste de kocasının izni olmaksızın eve alınan kişi örneği verilmekte ve yatakta terkten sonra dövme yine çare olarak zikredilmektedir. Yoksa ne ayetten ne de hadisten, "Ey kocalar! Sorgusuz sualsiz hanımlarınızı dövebilirsiniz" manası çıkmaz. Bununla birlikte yukarıda da bir cümle ifade ettiğimiz gibi o günkü kültür, örf ve âdette var olagelen bu dövme, anlaşıldığı kadarıyla çözümün bir parçasıdır. Nasihat ve yatakta terk fayda vermeyip hafifçe dövme, yüze vurmama, incitici ve acıtıcı olmaması şartıyla kadının huysuzluğu ve serkeşliği terkine vesile olacaksa müracaat edilen bir metottur. Hatta ilk dönem müfessirlerinden bazıları dövmenin kadına zarar vermesi değil, sembolik bir mana taşıdığını dahi söylemişlerdir. Ama bugün bizim içinde yaşadığımız ve sahibi olduğumuz örf-âdet, gelenek-görenek içinde kocanın karısını velev ki hafifçe ve geçime zorlama adına dahi olsa dövmesi çözümün değil de, sorunun bir parçası haline geldiyse, hatta sorunun bizzat kendisi olduysa ne yapılacaktır? Hayrettin Karaman Hocamız, merhum Tahir b. Aşur'un "dövme izninin toplumların örf-âdet ve ruh hallerine göre verildiği, kocanın karısını dövebilmesi için yaşadıkları toplumda dövmenin ayıp, anormal, aşağılayıcı, zarar verici, hukuka aykırı telakki edilmemesi gerektiği" tesbitini aktarıyor bizlere. Aslında Tahir b. Aşur'un bu tesbiti bizim yukarıdaki "ne yapılacaktır" sorusunun tam anlamıyla cevabıdır.
Tahir b. Aşur'a ilaveten aynı istikamette şunu söyleyebiliriz; bugünkü dünyada kişilik haklarının manevî boyutunu oluşturan unsurlar arasında kabullenilen insan onuru, şeref ve haysiyeti dövme fiili ile zayi edilmektedir. Kişilik haklarını zedeleyen, ayaklar altına alan fiiller ise hemen her ülkenin hukuk sisteminde suç olarak kabul edilmiştir. Yalnız bütün bunları derken ülkelere göre örf ve âdetin değiştiğini kabul etmiyor değiliz. Sosyo-ekonomik ve kültürel çevre, coğrafî şartlar, tarihî miras, gelişmişlik düzeyi, hakim ülkelerin kültürlerinden etkilenme vb. değişik kültürlerin varlığının ana sebeplerinden. Buna göre bir yerde, bir toplumda onur, şeref-haysiyet olan bir şey, bir başka yerde onur kırıcı olabiliyor. Bu yüzden bugün hâlâ koca dayağının geçimsizliklerde çözüm olduğu toplumlar ya da kişiler olabilir. Ama şurası kesin ki; bu türlü yerler dünya genelinde alabildiğine azdır, azalmıştır ve gün geçtikçe azalmaktadır. Onun için bugün dövme, ailevî geçimsizliklerde çözümün değil, sorunun bir parçasıdır hatta sorunun bizzat kendisidir dedik.
Dört; burada şöyle bir soru akla gelebilir; kadını dövmeyi İslam neden bütünüyle yasaklamamış? Yukarıda bir tek cümleyle sosyal ve kültürel değişimler sabahtan akşam olmaz diyerek buna cevap vermiştik. Açacak olursak; küçük-büyük insan topluluğunun yaşadığı her yerde hakim olan örf ve âdetleri, gelenek ve görenekleri bütün bütün değiştirmek her şeyden önce çok zordur. İkincisi; sözü edilen âdetlerin yerleşmişliğine bağlı olarak değiştirme uzun zaman alır. Mesela bir insan ömrü içine sığmaz bazı âdetlerin kökünün kazınması. İşte bu türlü durumlarda müracaat edilecek yegane geçerli metot tedriciliktir. Efendimiz (sas) dönemine bu gözle baktığımızda, gerek ayetlerin nüzulü, gerekse Efendimiz'in (sas) onları tatbikatta göstermiş olduğu metot bunu bize açıkça göstermektedir. En basitinden, içkinin ve faizin haram kılınmasında tedrici süreç başka hiçbir örneğe ihtiyaç bırakmayacak netlikte bunu bize isbatlamaktadır. Hakeza kaldırılması hedeflenen kölelik için de aynı şeyler söylenebilir.
İlk üç maddede Nisa Sûresi 34. ayetinin daha iyi anlaşılması adına serdettiğimiz düşünceler bu mevzuda da aynı şekilde düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Moda tabirle "kadının adının olmadığı", kız çocuklarından dolayı babaların toplum içine çıkamadığı, zaman zaman diri diri toprağa gömüldüğü, mirastan hisse alamadığı, boşama ve boşanma, seçme ve seçilme hakkı gibi haklardan mahrum olduğu bir toplumda kadını baş tacı yapan uygulamalar tedrici bir usule riayetle gerçekleşmiştir. Bu zaviyeden parçacı bir yaklaşımla meseleye yaklaşıp 'neden yasaklanmamış' demek doğru bir pencereden hadiseye bakmamak manası taşır. Açıkçası, Nisa 34. ayetinde geçimsizliği çözümün bir parçası olarak sunulan hafifçe dövme perspektifinden mesele ele alınırsa bugün yaşanan tartışmalar yarın da yaşanır, yarından sonra da yaşanır. Ama kadınların ferdî, ailevî, içtimaî, ticarî, siyasî hasılı hayatın her kesiminde, her alanında elde ettikleri haklar ve üzerlerine düşen vazifeler bağlamında Efendimiz'in (sas) 23 yıllık hayatına bir bütün halinde bakılırsa bugün konuşulanlar müzakere mevzu dahi olmaz.
Bitirirken; karı-koca ilişkileri adına nasıl bir dünya tasavvur ettiğimiz çok önemli. Ne cahiliyye dünyasının uyguladığı, ne bugünkü modern Batı medeniyetinin ürettiği, ne 15 asra uzanan İslam medeniyetinde Kur'an ve sünnetin belirlediği, hedeflediği asıl çizgiden sapmış gelenek ve görenekler değil, o aslî değerlere bağlı olarak bizim tasavvur önemlidir. Eğer bu tasavvur içinde kocanın kadına acımasızca dayak atması varsa ve bu kadınıyla-erkeğiyle toplum tarafından normal görülüyorsa, zaten ortada problem yok demektir. Ama aksi bir hal vârid ise işte o zaman bu çerçevede var olan toplumun yaraları ile yüzleşip neşter vurma zamanı gelmiş ve geçiyordur.
Benim sığ değerlendirmelerime göre Hocaefendi'nin judo-karate-tekvando bölümü ön plana çıkartılarak kısmen sulandırılan, sulandırılmaya çalışılan beyanatında bu neşterin izini görmek mümkündür. Dile getirilen düşünceler İslam'ın asıl ruhunu, özünü ve esasını yansıtmaktadır. Bazılarının dediği gibi ABD'nin demokratik ortamından etkilenerek çalakalem söylediği sözler değildir. Yine bazılarının düşündüğü gibi feminist manifestosunda yer alsın niyetiyle ağızdan çıkan sözler hiç değildir. Bu düşüncelere o manifestoda yer verip-vermeme feministlerin bileceği bir iştir; ama bunlar yerini dinî kaynaklarda bulan bütüncül bakışın ortaya çıkardığı sonuçlardır. Özellikle bazı Müslüman bayanların bu çerçevede düşüncelere sahip olması, "bak haklı çıktım" diyerek sevincini izharları anlaşılabilir tavırlardır. Yıllardır hatta asırlardır dinle özdeşleştirilmeye çalışılan, Kur'an ve sünnetle ispatlamak için uğraşılan yanlış gelenek ve göreneklerin dinî değil kültürel bir zemine oturmuş olduğunu yetkili bir ağızdan duymaları elbette sadece onları değil, hepimizi ve herkesi sevindirmelidir.
"Kadınları döven kimseler sizin hayırlınız değildir" Buraya kadar dile getirdiğim yorumlarda, açıklamalarda yanılmış olamaz mıyım? Elbette olabilirim. Yanılmazlık iddiası içinde hiçbir zaman olmadım, olmam da. Beşer olan hiç kimse de olamaz. Yanılmazlık Allah'a mahsustur. Doğruları kendi tekeline alan bir yapım yoktur. A.Turan Alkan'ın sözleri ile "yanılma hakkım vardır ve bu hakkı kimselere verme niyetinde değilim". Mühim olan yanıldığını gösteren dostlara sahip olabilmektir; dostların 'yanlış düşünüyorsun' sözlerine kulak verebilmektir ve bunu büyük bir cesaretle ilan ve i'lam edebilmektir. Bunların hepsine de Allah'a şükür sahibim diye düşünüyorum. Onun için baştan bu yana beni yazılı sözlü beyanları ile takdir ve tenkid eden dostlarıma şükran ve minnetlerimi sunarım. Son söz; koca dayağı, aile içi şiddet sadece İslam ve Müslümanların değil, insanlık ailesinin çözmek zorunda olduğu büyük bir problemdir. Bu problemin İslam'a mal edilmesi, öyle zannediyorum ki Müslüman olan herkesi derinden derine incitiyordur. Buna karşı İslam'ın, insanlığın genel-geçer ve evrensel değerlerine sırtımızı vererek, gönlümüzü o değerlere kaptırarak karşı koymak, ortak bir tavır almak bizim, hem dinî hem de insanî sorumluluğumuzdur. Merhamet bunlardan biridir. Sevgi-saygı, aşk diğerleridir. Zulme cephe alma, adalet duygusuna sahip olma bir başkasıdır. Ve bunların hepsi erkeğin aynı yastığa baş koyduğu, Allah'ın emaneti olarak aldığı nazenin varlıklara el kaldırmaması için yeterli unsurlardır. Sözü Allah ve Resul'ünün beyanları ile noktalıyorum: "...Kadınlarla iyi geçinin, onlara güzel muâmele edin!.." (En-Nisâ, 19), "Kadınları dövmeyiniz!.. Kadınlarını döven kimseler sizin hayırlınız değildir." (Ebû Dâvûd, Nikâh, 42)


[Linki sadece üyelerimiz Görebilir. Üye olmak için tıklayınız...]
hakancayir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 17.11.08, 12:12 PM   #35
sakaryalı2754
Kardeş
 
sakaryalı2754 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Yaş: 41
Mesajlar: 622
Tesekkür: 2
11 Mesajına 13 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 6
sakaryalı2754 is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Arhadaşlar kadınlar ile ilgili bazı hadisler hazırladık bir okuyalım. biraz düşünelim.

3278 - Hakim İbnu Mu'âviye babası Mu'âviye (radıyallahu anh)'den anlatıyor: "Ey Allah'ın Resülü! dedim, bizden her biri üzerinde, zevcesinin hakkı nedir?''
"Kendin yiyince ona da yedirmen, giydiğin zaman ona da giydirmen, yüzüne vurmaman, takbîh etmemen, evin içi hariç onu terketmemen."
(Ebu Dâvud, Nikâh 42, (2142, 2143, 2144).

3280 - Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Bir mü'min erkek, bir mü'minn kadına buğzetmesin. Çünkü onun bir huyunu beğenmezse başka bir huyunu beğenir."
Müslim, Rada 61, (1469).

3281 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam:
"(Ey kadınlar topluluğu!) Ben, akıl sahiplerine aklı ve dini nakıs olanlardan galebe çalan sizin kadarını hiç görmedim!" demişti. İçlerinden dirayetli bir kadın:
"Bizim aklımızın ve dinimizin noksanlığı nedir?" diye sordu.
"Aklınızın noksanlığı, şahidlikte, iki kadının şehadetinin bir erkek şehadetine denk olmasıdır. Dindeki noksanlık ise, ay hali sebebiyle) ramazanda oruç yemeniz ve bazı günler namaz kılmamanızdır" cevabını verdi."

Ebu Davud, Sünnet 16, (4679). Bu, Sahiheyn'de geçen uzunca bir hadisten bir parçadır. Müslim, İman 132, (79); Buhari Hayz 6; İbnu Mace, Fiten 19, (4003).

3284 - Ebu Sa'id (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Şüphesiz ki Kıyamet günü, Allah'ın en çok ehemmiyet vereceği emanet, kadın-koca arasındaki emanettir. Kadınla koca bir-biriyle içli dışlı olduktan sonra, kadının esrarını erkeğin neşretmesi, o gün en büyük ihanettir."
Müslim, Nikâh 123, (1437); Ebu Dâvud, Edeb 37, (4870).

Konu sakaryalı2754 tarafından (17.11.08 Saat 12:14 PM ) değiştirilmiştir.
sakaryalı2754 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 17.11.08, 12:16 PM   #36
sakaryalı2754
Kardeş
 
sakaryalı2754 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Yaş: 41
Mesajlar: 622
Tesekkür: 2
11 Mesajına 13 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 6
sakaryalı2754 is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Bir de şu hadisler bakabilirmiyiz.

3285 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), bana:
"Ben senin bana kızdığın ve benden razı olduğun zamanları biliyorum'' buyurdular. Ben: "Bunu nereden anlıyorsunuz?" diye sordum.
"Benden râzı oldun mu bana: "Hayır Muhammed'in Rabbine yemin olsun! '' diyorsun. Bana öfkeli olunca: "Hayır! İbrahim'in Rabbine yemin olsun!'' diyorsun'' dedi. Ben:
"Doğru, ey Allah'ın Resulü, ben sadece senin adını terkederim?" dedim.''

Buhari, Nikâh 108, Edeb 63; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, 90, (2439).






Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) kadınlarından uzaklaştığı vakit Mescide girdim. Bir de ne göreyim insanlar üzüntülerinden çakıl taşları ile yeri eşeliyor ve: Resulüllah hanımlarını boşamış diyorlardı. Bu hadise örtünme emri gelmeden önce idi. Ömer "Bu işi bugün mutlaka öğrenirim" dedim. Aişe'nin yanına vararak: "Ey Ebu Bekr'in kızı! İşi Resulüllah'a eziyet verecek dereceye vardırdın öyle mi?" dedim. Hz. Aişe: "Benden sana ne, ey Hattab oğlu? sen kendi kusuruna bak!" dedi. Bunun üzerine Hafsa'nın yanına vardım ve ona: "Ey Hafsa! Senin şerefin Resulüllah'a eziyet verecek dereceye vardı mı? Yemin olsun, senin de çok iyi bildiğin gibi, Resulüllah seni sevmiyor. Ben olmasaydım, seni mutlaka boşardı" dedim. Bundan dolayı Hafsa çok ağladı. Ben ona: "Resulüllah nerededir?" diye sordum. Hafsa: "O yatak odasındaki kilerindedir" cevabını verdi. Hemen oraya vardım. Birde baktım, karşıma Resulüllah'ın Rabah adındaki hizmetçisi çıktı. Kilerin alt eşiğine oturmuş, ayaklarını ağaçtan oyulma (merdiven gibi) bir şeyin üzerine sarkıtmıştı. Bu üzerine oturulan şey, Resulüllah'ın inip çıkarken merdiven olarak kullandığı bir hurma kütüğü idi. Ben: "Ey Rabah! Resulüllah'ın huzuruna girmek istiyorum bana izin iste!" diye seslendim. Rabah bir odaya baktı, sonra bir de bana. Fakat bir şey söylemedi. Ben tekrar: "Ey Rabah, benim için Resulüllah'tan izin iste!" dedim. Rabah yine odaya baktıktan sonra, bana hiçbir şey söylemedi. İki defada bana izin verilmeyince, sonra sesimi yükselterek: "Ey Rabah! Peygamber'in huzuruna girmek istiyorum; benim için izin iste! Zannediyorum ki, Resulüllah, benim Hafsa için geldiğimi düşünüyor. Yemin olsun, Allah Resulü bana emrederse, Hafsa'nın boynunu vurmaya hazırım" dedim. Bu arada sesimi biraz yükseltmiştim. Bunun üzerine Rabah bana; yukarı çıkmamı işaret etti. Hemen Resulüllah'ın huzuruna girdim. O, bir hasır üzerine yaslanmıştı. Ben de oturdum. Örtüsünü üzerine çekti. Üstünde bundan başka bir şey yoktu. Hasır yan tarafına iz bırakmıştı. Resulüllah'ın odasına şöyle bir göz gezdirip baktım, Sa' miktarı bir avuç arpa, odanın bir köşesinde o miktarda karaz yaprağı, baş ucunda bir de asılı deri. Bu manzara karşısında göz yaşlarımı tutamayıp ağlamaya başladım. Hz. Peygamber: "Niçin ağlıyorsun ey Hattab oğlu?" buyurdu. Ben de: "Ey Allah'ın Peygamber'i! Niçin ağlamayayım ki, işte hasır yan tarafına iz bırakmış. İşte odan ve içindekiler. Diğer tarafta Kayser ile Kisra meyveler ve nimetler içinde yüzmektedirler. Sen ise Allah Resulü ve en seçkin kulu olduğun halde işte şu küçücük hüzün yeri olan odacığın!" dedim. Resulüllah (a.s.): "Ey Ömer! Dünya nimeti onların, Ahiret saadeti de bizim olmasına razı değil misin?" buyurdu. Ben de: "Evet! Elbette razıyım." dedim. Yanına girdim gireli yüzünde öfke eseri görüyordum. Nihayet: "Ey Allah'ın Resulü! Hanımlarının hâlinden gücüne giden şey nedir? Onları boşadı isen şüphesiz, Allah seninle beraberdir. Melekler de, Cebrail ve Mikâil, ben, Ebu Bekr ve bütün müminler de seninle beraberiz." dedim. Ve Allah'a hamd ederek söylüyorum ki, söylediğim sözü Allah'ın tasdik buyuracağını ummadığım konuşmalarım azdır. İşte bunun üzerine şu ayet-i kerimeler nazil olmuştur: Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi, kendini Allah'a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.Eğer ikiniz de (Hz. Aişe ve Hafsa) Allah'a tevbe ederseniz, (yerinde olur). Çünkü kalpleriniz sapmıştı. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka verirseniz bilesiniz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de (ona) yardımcıdır.Ebu Bekr'in kızı Aişe ile Hafsa, Peygamber'in diğer hanımlarına karşı birbirlerini tutuyorlardı. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Sen onları boşadın mı?" diye sordum. Hz. Peygamber (a.s.): "Hayır" cevabını verdi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Mescide girdiğimde, müslümanlar çakıl taşları ile yerleri eşeleyip: Resulüllah kadınlarını boşamış diyorlardı. Aşağıya inipte sizin hanımlarınızı boşamadığınızı onlara haber vereyim mi?" dedim. Hz. Peygamber: "Evet, istersen haber verebilirsin" buyurdu. Yüzündeki öfke alâmetleri ortadan kalkıncaya kadar onunla konuşmaya devam ettim. Nihayet dişleri görülünceye kadar tebessüm etti. O insanlardan dişleri en güzel olanı idi. Sonra Hz. Peygamber (a.s.) bulunduğu yerden aşağı indi. Ben de onunla indim. Ancak, ben basamaklı kütüğe tutunarak iniyordum. Resulüllah ise yerde yürür gibi ona eliyle dokunmadan indi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Odada yirmi dokuz gün kaldın." dedim. Peygamber (a.s.): "Ay, yirmi dokuz gece olur." buyurdu. Bunun üzerine ben Mescidin kapısında durarak olanca sesimle: "Resulüllah, hanımlarını boşamamıştır!" diye bağırdım. Bu arada şu ayet nazil oldu: Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Peygamber'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.Bu işi ben anlayıp ortaya çıkarmıştım. Yüce Allah da tahyir ayetini inzal buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2704
sakaryalı2754 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 17.11.08, 12:28 PM   #37
sakaryalı2754
Kardeş
 
sakaryalı2754 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Yaş: 41
Mesajlar: 622
Tesekkür: 2
11 Mesajına 13 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 6
sakaryalı2754 is on a distinguished road
Standart Cevap: Kocanın karısını dövmesi zalimce bir davranışmidır?

Arkadaşlar görüldüğü kadın konusu gerçekten çok hassas bir konu. Hocamız bize erkeğin dokuz akıl bir nefs üzere, kadının ise 9 nefs bir akıl üzre yaratıldığını ve kadının Nefsini yenmesi ve aklına hükmetmesi erkeğe göre daha meşakkatlidir derdi. Bunu yanlış anlamayın bu yaklaşım kadınları rencide edici bir yaklaşım olarak söylemezdi. Olaylardan bizim ders almamız için anlatırdı. Şu bir gerçekki kadınlar ve kocalar arasında her dönemde hatta aşağıdaki hadislerdede görüldüğü gibi efendimiz (S.A.S)'in dahi başına gelmiştir.( ve bu kadınlar Hz.Ayşe,Hz.Hafsa....vs)
Bu olaylar bize şunu gösteriyor.Bu gibi durumlarda haklardan feraget etme,sabretme akıllı davranma,hoşgörü ve merhamet etme erkeğin üzerine düşen bir görevdir.
sakaryalı2754 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
bir, davranışmidır, dövmesi, karısını, kocanın, zalimce


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Islam, erkeğe karısını dövme hakkı(!) verir mi? GUL_TANEM İslam'da Kadın 0 24.03.09 12:17 PM
Kocanın Karısını Dövmesi Zalimce Bir Davranıştır LeoparGS Yuvamız 0 26.10.08 12:38 PM


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283